İçeriğe geç

Düşen Meleklerin Çığlığı(for -ninix)

Bölüm 17 · 3 dk okuma

Düşen Meleklerin Çığlığı(for -ninix)

Bölüm 17

Bir süre sonra, kasaba halkı arasında kaybolmuş olan her şeyin anlamını tamamen kabul etmiş olmanın getirdiği bir sükûnet vardı. Her bir kişi, geçmişin acılarını ve kayıplarını, geleceğin belirsizliklerini kabullenmiş ve onlarla barış yapmıştı. Artık herkes, kaybolmuş olan her şeyin bir öğrenme, bir büyüme fırsatı sunduğunu fark ediyordu. Her kayıp, bir anlam taşır, her kaybolan şey, bir şekilde geri dönüp tamamlanarak, hayatın bir parçası haline geliyordu.

Bir gün, kasabanın sınırlarında, uzun zamandır görmediğim bir manzara karşısında durdum. Kasabanın ötesindeki dağların zirvesinde, ormanın derinliklerine doğru uzanan eski patikalara bakarken, içimde bir çağrı hissettim. Eric’in ışığının hala peşinden gidiyordum, ama artık sadece dışarıda değil, içimde de bir yolculuk yapıyordum. Kaybolmuş olan her şeyin bir anlam taşıması gerektiğini anladığımda, içimdeki kaybolmuş parçaları keşfetmek, onlarla barışmak ve sonrasında onları bir bütün haline getirmek daha önemli hale gelmişti.

Eric’in ışığı, içsel karanlığımda bana rehberlik etmeye devam ediyordu, ama bu kez yolculuk daha derindi. Geçmişin gölgeleriyle barış yaparak, her adımda kaybolmuş olanı anlamaya çalışarak ilerliyordum. Artık sadece kasaba halkının kaybolmuş olan parçalarını bulmakla kalmıyor, kendi içimdeki kayıpları da keşfetmeye başlamıştım. Her biri bir öğretmendi, her biri bir parça bütündü.

Bir akşam, ormanın derinliklerine doğru yürürken, eski bir patikada kaybolmuş bir çocuk sesi duydum. Sesin kaynağını takip ettiğimde, bir zamanlar kasabada kaybolmuş olan bir çocuğun izlerini buldum. Yavaşça ilerleyip, sonunda kaybolan o çocuğu, yıllar sonra ormanda tek başına buldum. Ama bu kez, sadece bir kayıp değildi o. O çocuk, kaybolmuş bir geçmişin, kaybolmuş bir hayalin simgesiydi. Onu bulmak, sadece fiziksel bir arayış değil, bir içsel dönüşümün göstergesiydi.

Çocuğa yaklaşarak, "Nasılsın?" diye sordum. Çocuk, gözlerinde derin bir bilgelik ve barışla bana baktı. "Beni aradınız, ama aslında kaybolmuş olan ben değilim," dedi. "Siz kaybolmuş bir şeyi bulduğunuzda, ne yapacağınızı bilmediniz. Kaybolmuş olan her şey, geri dönerken bir anlam taşır. Ben, kaybolmuş olan bir hayalim, bir umudum. Ama ben geri döndüm, çünkü artık ben değil, siz kaybolmuş olanı tamamladınız."

O an, çocuğun söylediklerinin derinliğini kavradım. Kaybolmuş olan her şey, sadece geri gelmekle kalmaz, aynı zamanda bizleri bir adım daha ileriye taşır. Her kayıp, kendi yolculuğunun bir parçasıydı. O çocuğu bulmam, yalnızca kasabanın değil, kendi içsel yolculuğumun bir parçasıydı. Geçmişin acılarından, kayıplardan, hayal kırıklıklarından doğan her şey, artık bir bütünleşmeye, bir tamamlanmaya doğru ilerliyordu.

Çocuğun gözlerindeki huzuru gördükçe, içimde bir aydınlanma oluştu. Kaybolmuş olan her şeyin geri dönüşü, her zaman bir anlam taşırdı. Ve biz, kaybolmuş olan her şeyi bulduğumuzda, kendi içimizdeki kaybolmuş parçaları da tamamlardık. O an, kaybolmuş olan her şeyin, sonunda bir araya geldiğini ve bir bütün haline geldiğini kabul ettim.

Kasabaya dönerken, içimde derin bir huzur vardı. Eric’in ışığının bana gösterdiği yolda, kaybolmuş olan her şeyin bir anlamı olduğunu ve bir gün her kaybın, her eksikliğin tamamlanacağını artık biliyordum. Kasaba halkı da bu yolculuğu tamamlamıştı; herkes kendi kaybolmuş parçalarını bulmuş ve kabul etmişti. Geçmişin acıları, geleceğin umutlarıyla birleşmiş, kasaba artık bir bütün haline gelmişti.

Ve ben, bir başka yolculuk için hazırdım. Kaybolmuş olan her şeyin geri döneceği, tamamlanacağı inancıyla, bir sonraki adımımı atmaya hazırım. Çünkü kaybolmuş olan her şey, bir gün yerli yerine oturacak ve bir bütün haline gelecekti. Bu, hayatın sonsuz yolculuğuydu. Kaybolan her şey, her zaman bulunacak ve tamamlanacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.