İçeriğe geç

Düşen Meleklerin Çığlığı(for -ninix)

Bölüm 12 · 2 dk okuma

Düşen Meleklerin Çığlığı(for -ninix)

Bölüm 12

Zaman geçtikçe, kasaba halkı bana olan bakışlarını değiştirdi. Önceden sadece kaybolanları bulan biri olarak gördükleri ben, artık onlara bir rehber gibi geliyordum. Kaybolmuş olan her şeyin izini sürmek, onları geri getirmekten çok, kaybolmuş olan her şeyin arkasındaki gerçeği, anlamı ve dengenin ne olduğunu görmekti. Artık sadece dışarıya değil, kendi iç dünyalarına da bakıyorlardı. Kasaba, zamanla kendi kaybolmuş ruhlarını aramaya başlamıştı.

Bir sabah, kasaba meydanında bir araya gelen birkaç kişiyle sohbet ederken, bir kadının gözlerinde hüzünle karışmış bir farkındalık gördüm. "Neyi kaybettik, gerçekten biliyor muyuz?" dedi. Bu soru, içimde yankılandı. Belki de kaybolmuş olan her şey, bizim neyi kaybettiğimizi unuttuğumuz için kaybolmuştu. Kimse gerçek anlamda kaybolanları aramıyordu; kaybolanları yalnızca geri getirmeyi istiyorlardı. Ama ne zaman ki biz kaybolanların gerçekte ne olduğunu anladık, o zaman gerçekten onları geri getirme gücüne sahip olabilecektik.

Geceleri, ormanda kaybolan ruhların izlerini sürerken, yalnızca birer gölgeyle değil, geçmişin kırık dökük hatıralarıyla da karşılaşıyordum. Onlar, bana sürekli olarak geçmişle barışmam gerektiğini hatırlatıyordu. O eski, unutulmuş acıları, kaybolan zamanları yeniden canlandırdıkça, o karanlıkların içinde bir anlam belirmeye başlıyordu. Geçmişin yaraları, yalnızca geçmişte kalmakla kalmıyor, her anımızda bizimle yaşıyordu. Ve kaybolan her şey, bir başka öğretiye, bir başka derse dönüştü.

Bir gün, kasabaya dönerken, bir çocuk yanıma geldi. "Büyük adam," dedi, "herkes kaybolan bir şeyi bulmaya çalışıyor. Ama bence kaybolan bir şey, bir gün bizi bulacak." Gülümsedim. Belki de doğruydu. Belki de kaybolan şeyler, kendi zamanını bekliyordu, bizim onları bulmamız için hazırlıklı olmamız gerektiği anı… O an geldiğinde, kaybolan şeylerin gerçek anlamı, içinde bulundukları zamanın ötesine geçecek, kendi yolculuklarını tamamlayacaklardı.

Kasaba halkı, zamanla kaybolanların izlerini sürmekten ziyade, kaybolmuş olan şeylerin ne anlama geldiğini anlamaya başladılar. Kaybolmuş insanlar, kaybolmuş değerler, kaybolmuş umutlar – hepsi birer öğretiye dönüştü. Eric’in ruhunun ışığı, her adımda onlara yol gösteriyor, onları kendi kaybolmuş parçalarını aramaya teşvik ediyordu. Bu yolculuk, aslında tüm kasaba için bir içsel keşif haline gelmişti.

Ve bir gün, ormanın derinliklerinde, kaybolmuş bir insanın değil, kaybolmuş bir düşüncenin izini sürerken, içimde bir huzur hissettim. Bu yolculuk, beni bir bütün haline getirmişti. Kaybolan her şeyin, sonunda geri döneceğini biliyordum. Ama en önemlisi, kaybolmuş olan her şeyin bir gün anlam kazanacağını, herkesin kendi içsel yolculuğunda bu anlamı bulacağını… Ve o zaman, her kayıp, sonunda yerli yerine oturacaktı.

Eric’in ışığına, içimdeki boşlukları dolduran bu derin anlam arayışına, her zaman yönelerek bir sonraki yolculuğa hazırdım. Çünkü kaybolmuş olan her şey, bir gün bütünleşecek, yolculuk tamamlanacaktı. Ve bir gün, kaybolmuş olan her şeyin bizleri bulacağına inanarak, hayatımda bir başka adım atmaya devam edecektim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.