Hayatım boyunca iki şeye büyük bir tutkuyla bağlandım: Düzenli not defterlerime ve okul gazetesinin genel yayın yönetmenliği koltuğuna..
Neredeyse 9. Sınıfın başından beri okul gazetesi kulübündeydim. Ne yazık ki okulun gıcık basketbolcusu da benle aynı kulüpteydi. Neyse ki onu ara sıra tersledi tersleye 10. Sınıfa gelmiştim. Okullar açılalı 1 ay olmuş kulüpte yeni yeni aktivitelere girmeye başlamıştı.
Sabah kulağımı tırmalayan alarmımla uyandım. Gerçekten bu alarmın sesini değiştirmeliydim. Alarmı kapatıp yorganı üstümden attım. Yorganı üstümden tamamla birlikte aniden gelen soğukluk bir oldu. Artık sonbahara girmiştik ve havalar soğumaya başlamıştı. Hafiften titreyerek ayağa kalktım ve ikinci soğuk darbe zeminden geldi. Yer o kadar soğuktu ki. Yada yorganımın içindeki oluşturduğum tatlı sıcaklık fazla iyidi. Tüylerim diken diken olurken tuvalete doğru ilerlemeye devam ettim. Bir anda annem tuvaletten çıktı ve korkuyla geri atıldım.
"Aa! Anne ödümü kopardın! "
Annemde bana korkarak baktı ve güldü.
"Asıl sen beni korkuttun hadi hazırlan da geç kalma."
Annem yanımdan geçip giderken arkasından baktım ve daha sonra tuvalete girdim. Yüzüme soğuk su çarpıp kendime geldim. Günüm daha kötü başlayamazdı. İlk önce soğuk oda sonra soğuk yer ve sonra annem. Daha ne olabilirdi ki? Saçımı açıp taramaya başladım. Saçlarımı her zamanki gibi yukarıdan topladım ve formamı giymek üzere odama doğru ilerledim. Geçerken annemle göz göze geldik. Askıdan paltosunu aldı ve ayakkabısını giyerken bana baktı.
"Ben çıkıyorum sakın geç kalma. "
Hızla kapıyı çarparak çıktı. Hem annem hem de babam çalışıyordu. Bende tek çocuktum zaten. Birşey demeden odama girdim. Formamı alıp giydim yine siyah pantolon giymiştim. Üzerine de okulun saçma sapan şekilde kirli yeşil renginde seçtiği ceketi giydim. Yani bir insan neden ceketin rengini kirli yeşil seçerdi ki? Diğer liseler hep siyah formalıyken biz yeşildik. Gerçekten kötüydü. Formamı da giyince çantamı alıp ayakkabılarımı giydim ve kulaklığımı takıp okula doğru yürümeye başladım. Neyseki okul 20 dakika uzaklığındaydı. Servise gerek yoktu. Ne yazık ki evde iki kişi çalışmasına rağmen ailem evi zor geçindiriyordu. Bu yüzden bende pek harcama yapmamaya çalışıyordum. Sonunda okula vardığımda hızla yüzüme esen soğuk rüzgardan üşüyerek adımlarımı hızlandırıp okula girdim. Sonbaharın hafif ışığı pencereden usulca yansırken panodaki yeni duyuruyu inceliyor ve zaferin tadını şimdiden çıkarıyordum. Bu yıl o koltuğu başka kimseye kaptırmaya niyetim yoktu.
Tam zafer gülümsememi yüzüme yerleştirmişken, arkamdan o sinir bozucu, rahat ses tonunu duydum.
"Çok kaptırma kendini Melis, o koltuğun kumaşı sana biraz bol gelebilir."
Gözlerimi devirerek arkamı döndüm. Karşımda okulun basketbol takımının kaptanı, ego tavanı ve benim lisedeki en büyük baş belam Can duruyordu. Elindeki basketbol topunu parmaklarının arasında sinir bozucu bir ritimle çeviriyordu.
Öfkeyle ona doğru bir adım attım.
"Benim hedeflerim senin hayal gücünün bile ötesinde Can. Üstelik son makalemde okuyuculardan aldığım tepkiler ortada."
"Hangi okuyucular?"
Diye alay etti, yüzünde o meşhur, insanı çıldırtan gülümsemesiyle.
"Müdürün ve edebiyat hocasının zorla okuttuğu zavallı 9. sınıflar mı?"
Tam ona hak ettiği cevabı verecek, edebiyattan girip matematiksel mantıktan çıkacaktım ki kulüp danışmanımız Selin Öğretmen ellerinde koca bir dosya yığınıyla aramıza girdi.
"Çocuklar, bölüyorum ama çok önemli bir haberim var"
Dedi nefes nefese.
"Okul idaresi bütçeyi birleştirmeye karar verdi. Gazete ve okul yıllığı projelerini tek bir çatı altında topluyoruz. Ve genel yayın yönetmenliği için... İkinizi ortak olarak seçiyorum."
Beynimde adeta şimşekler çaktı. Ortak mı? Ben ve bu basketbol fanatiği çocuk?
Can'la aynı anda başımızı kaldırıp birbirimize baktık. Gözlerimizden yayılan ışınlar havayı delebilirdi. İkimizde birimizin itiraz etmesini bekliyorduk. Ama ikimizinde birbirimizden beklediği itiraz gelmeyince hoca devam etti.
"Bu sessizliği tamam olarak kabul ediyorum. Size ilk proje açıklanınca haber vereceğim. "
Diyerek hızla yanımızdan ayrıldı. Bizse öylece baka kalmıştık. Biraz sonra can bana döndü.
"İtiraz etmelisin. "
Hızla kafamı çevirdim ve yüzümü buruşturdum.
"Ne? Hayır tabii ki de. Eğer istemiyorsan sen itiraz et. "
Can kafasını salladı ve o sinir bozucu sırıtışı tekrar geldi.
"Yani benimle çalışmak istiyorsun öyle mi? "
Hızla geri çekilip başımı iki yana salladım.
"Hayır."
Sesim yeterince belli bir isteksizlikle çıkmıştı. İkimizde etraftaki sesin içinde sessizliğe gömülürken ders zilinin çalmasıyla ikimizde kendimizi toparladık. Zil çalana kadar ikimiz de birbirimize dik dik bakmaya devam ettik. Sanki birimiz itiraz etmezsek sövülecek gibiydik. Zil çaldığı an Can derin bir "ne yapalım" nefesi alarak omuzlarını silkti ve topunu koltuğunun altına sıkıştırdı.
"Neyse, Bayan Mükemmeliyetçi,"
Dedi pişkince sırıtarak.
"Öğleden sonra kulüp odasında görüşürüz. Planlarıma karışmaman şartıyla tabii."
Arkasını dönüp basketbol takımındaki arkadaşlarına doğru yürümeye başladığında arkasından bağırmamak için kendimi zor tuttum. Planlarına karışmamak mı? Asıl sen benim titizlikle hazırladığım taslaklara dokunmaya cesaret et, görecektin gününü!
Öğleden sonra dersler biter bitmez kendimi gazete ve yıllık kulüp odasında buldum. Kapıyı açtığımda içerideki manzara karşısında olduğum yerde donakaldım.
Oda adeta bir savaş alanına dönmüştü. Ortadaki büyük masanın yarısı düzgünce dosyalanmış kağıtlarım, renkli post-it'lerim ve ajandamla kaplıydı; diğer yarısı ise enerji içeceği kutuları, dökülmüş krakerler ve Can'ın dağınık basketbol dergileriyle işgal edilmişti. Üstelik masanın sandalyelerinden birine Can'ın hırkası atılmıştı.
O sırada odanın köşesinden Can'ın sesi duyuldu.
"Erken gelmişsin ortak. Masa düzeni hakkında konuşmamız gerektiğini söylemiştim."
Ellerimi belime koyup derin bir nefes aldım. Tam o anda kapı tıklatıldı ve müdür yardımcısının asistanı elinde koca bir zarfla içeri girdi
"Ah, ikiniz de buradasınız harika. Okul müdürü bu yılki geleneksel Bahar Şenliği kapağı ve açılış sayısı için özel bir tema istedi. Ve maalesef... Süreniz normalden çok daha kısa."
Zarfı masaya bırakıp çıktı. Can'la aynı anda zarfa doğru atıldık. İkimiz de zarfı açmak için uzandığımızda ellerimiz masanın üzerinde birbirine çarptı. Sanki elektrik çarprmış gibi ellerimizi hızla çektik.
Zarfı ilk kapan Can oldu ve kağıdı okumaya başladı. Yüzündeki o alaycı gülümseme yavaş yavaş soldu ve yerini şaşkınlığa bıraktı.
"Ne yazıyor orada?" diye sordum, merakıma yenik düşerek. Can kağıdı bana uzattı, gözlerinde ilk kez o ukala parıltı yerine hafif bir panik vardı. Bende hızla zarfı açıp okumaya başladım. Bir anda sesim odada yankılandı.
"Ne! Asla olmaz! "
Zarfta bahar şenliğini temsil etmek adına ikimizinde yanyana olduğu bir kapak fotoğrafı ve ikimizin yan yana yapacağı bir konuşma yapmamız yazıyordu. Bunlarda bir sorunken asıl sorun okulumuzun sadece birkaç okulun seçildiği bahar dansına seçilmiş olmasıydı ve bahar dansı için dans bulmalıydık! Kafayı yemek üzereyken zarfı masaya fırlattım ve ellerimle yüzümü kapattım.
"Ahhh neden ben. "
Ellerimi çektiğimde can oturmuş telefon ile uğraşıyordu. Hızla yanına vardım.
"Hadi ama şuan telefona bakmanın zamanı mı? Dansı reddetmeliyiz. "
Can beklenmedik şekilde başını iki yana salladı.
"Olmaz. Favori grubum sahne dansı sergileyecekmiş o yüzden gidiyoruz. "
Ellerimi savurarak konuşmaya devam ettim.
"Senin grubun yüzünden seninle dans etmek zorundamıyım? "
Baiını sallayınca karşısındaki sandalyeye derin bir iç çekerek oturdum. Masadan zarfı aldım ve kalan detayları okudum. Daha sonra Can' a döndüm.
"Daha demin panik içindeydin ne olduda bu kadar rahatladın? "
Gözünü telefondan ayırmadan cevap verdi.
"Çünkü favori grubum gelecek. "
Göz devirdim.
"Neymiş şu favori grubun? "
Telefonda birşeyler yazıp bana çevirdi. Bakınca bir an şaşırdım. Bu benimde favori grubumdu. Bir an şaşırsamda ona söylemek istemedim ve devam ettim.
"Pöf bence o kadar da abartılacak bir grup değil. "
Can biraz bana dikdik baktı daha sonra ayağa kalktı, ellerini cebine soktu ve üzerime doğru hafifçe eğilerek o sinir bozucu, meydan okuyan sırıtışını yeniden yüzüne yerleştirdi.
"Pöf mü?"
Dedi, sesinde alaycı bir tonla.
"Koca kulüp başkanı Melis, şehrin en iyi alternatif rock grubu Gece Yarısı için 'o kadar da abartılacak bir grup değil' mi dedi? Geçen ay konser biletleri tükendiğinde okulun ortasında ağlayan kız sen değil miydin?"
Kanımın beynime sıçradığını hissettim. Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi açıldı.
"Ben mi? Asla! Tamamen asılsız bir iftira!"
Diye karşı çıktım ama sesimdeki hafif titreme kesinlikle beni ele vermişti.
Can zafer kazanmış bir komutan edasıyla güldü.
"Tabii, kesinlikle iftira. Neyse ne diyorduk? Bahar şenliği kapağı ve o meşhur açılış dansı... Demek benimle aynı sahneyi paylaşacaksın, ha Melis? Hazırlıklar başlasın o zaman."
Masaya doğru bir adım atıp gözlerimi kıstım.
"Sevinme hemen Can. O dansı yapmak zorundayız belki ama seni bin pişman edeceğimden emin olabilirs..."
Cümlemi tamamlayamadan kulüp odasının kapısı bir kez daha, bu kez sertçe açıldı. İçeriye nefes nefese giren grubun popüler kızlarından Ceren, elindeki telefonu bize doğru sallayarak bağırdı:
"Siz ikiniz! Okulun dedikodu panosu çalkalanıyor! Müdür, bu yılki açılış dansını geleneksel yarışmaya çevirmiş ve kazanan çifte yıl sonu puanlarında devasa bir kıyak yapacağını duyurdu!"
Ceren heyecanla odadan çıkarken, Can'la aynı anda birbirimize baktık. Yıl sonu ortalaması benim için her şey demekti; onun için de takımda kalmanın tek yolu buydu. Uzun bir sessizlikten sonra ilk adım candan geldi. Yavaşça elini uzattı.
"Ee şu işi bitirmek istermisin? İkimizde kazançta olacağız nede olsa. "
Diyerek yine o rahat sırıtışını takındı. Bende elimi kaldırdım. İçimdeki ses "Sakın yapma, o eli tutarsan gururundan ödün vermiş olursun" diye çığlık atıyordu. Ama kafamda hızla dönen hesap makinesi, yıl sonu ortalamasına gelecek o devasa puanı ve elbette Gece Yarısı grubunun ön sıralarında yer alma ihtimalini hesaplıyordu.Bir an tereddüt etsemde kendime engel olamayıp elimi eline koydum ve beni kendine çekmesine izin verdim. Elimi kavradığı an aramızdaki o inatçı gerilim yerini şaşırtıcı derecede farklı bir elektriğe bıraktı. Tam elimi geri çekecektim ki, Can bileğimi hafifçe kavrayarak beni kendine doğru çekti. Aradaki mesafenin bir anda kapanmasıyla nefesim kesildi. Kalbim göğüs kafesimde tuhaf bir hızla atmaya başladı. Yüzündeki alaycı gülümseme biraz olsun ciddileşmişti. Gözlerini gözlerime dikip fısıldadı:
"Anlaştık o zaman ortak. Ama baştan söylüyorum, benim ayaklarımı ezmek yok."
Öfkeyle elimi hızla kendime çektim ve ona ters ters baktım.
"Asıl sen benim adımlarımı takip etmeye çalış da ortada komik bir duruma düşmeyelim, Bay Basketbolcu!"
Daha sonrasında yaklaşık 1 saat boyunca kendi stilimizi bulmaya çalıştık ve 1 saatin sonunda uğraşmamıza değmişti. Yorgun ve hafif nefes nefese kendimi sandalyeye attım. Can da benim gibi kendini sandalyeye bıraktı ve ofladı.
"Bu kadar yorucu olmamalı. Basketbol bile daha kolay. "
Ona karşı zafer kazanan bir gülümsemeyle baktım.
"Dans etmeyi kolay sanman şaşırttı doğrusu. Okulun kızlarının yarısıyla çıkmışken, dansın yorucu olduğunu nasıl bilmezsin? "
Hızla doğruldu ve eliyle kendini yelledi. Birşey diyecek gibiydi ama doğru sözü bulamıyordu.
"Ben... Ben okuldaki kimseyle çıkmadım? Bunu kimden duydun tam olarak? "
Şaka yaptığını düşünerek kahkaha attım ve doğruldum.
"O kadar da saf değilim. Okulda dolaşan dedikodulardan habersizsin heralde. "
Ona gülerek alaycı bir ifadeyle bakıyordum. Fakat o gayet şaşkın olduğu belli bir ifadeyle bana bakıyordu. Hiçbirşey anlamadığı her halinden belliydi. Durumu anlayınca şaşkınlıkla kaşlarım havaya kalktı.
"Gerçekten bilmiyor musun? Hakkında binlerce dedikodu var. "
Can kafasını sağa sola salladı. Daha sonra rahat bir ifade takınarak yine o bilindik pişkin sırıtışını takındı.
"Bilmiyordum. Ama çokta umrumda değil. "
Diyerek arkaya yaslandı. Bense garip garip ona bakıyordum. Hakkında bir sürü yalan ve saçma dedikodu var ama hiç umrunda değil. Tepkisi garip geldi. Can'ın bu rahat ve umursamaz tavrı karşısında kafamda kurduğum tüm teoriler bir anda çöp oldu. Okuldaki herkes hakkında çıkan en ufak bir dedikoduyu bile kafaya takarken, hakkındaki destansı söylentilerin bizzat başrolü olan birinin "Umrumda değil" demesi aklımı karıştırmıştı.
Gözlerimi kısıp onu süzdüm. Gerçekten de rol yapıyor gibi görünmüyordu.
"Yani,"
Dedim merakımı gizleyemeyerek.
"Geçen ay okul takımından ayrılmak üzere olduğun ve gizli bir ajan olduğun iddiası da mı umrunda değil?"
Can hafifçe gülerek omuz silkti, arkasına yaslandığı sandalyede daha da rahat bir pozisyon aldı.
"Gizli ajan mı? Bunu yazan kişi kesinlikle hayal güçü fazla yüksek bir 9. sınıf olmalı. Doğrusu kulağa havalı geliyormuş ama."
İçimdeki Melis, bu kadar ciddiyetsizlik karşısında hemen bir eleştiri patlatmak istese de, içimdeki yazar taraf bu adamın altında başka bir hikaye yattığını hissediyordu. Tam ona başka bir dedikoduyu hatırlatacakken, telefonumun ekranı aniden parladı. Gelen bildirimle donakaldım.
Ekrandaki mesaj okul gazetesinin resmi grubundandı ve altındaki not hepimizin kanını dondurmaya yetmişti.
"Bahar Şenliği Dans Yarışması için ilk prova değerlendirmesi yarın sabah erkenden, tüm okulun önünde yapılacak!"
İkimiz de aynı anda telefonlarımıza bakarken odadaki o eğlenceli ve yorgun hava yerini buz gibi bir paniğe bıraktı. Can birden doğruldu, yüzündeki o alaycı sırıtış tamamen silinmişti.
"Yarın sabah mı?"
Dedi, sesinde ilk kez gerçek bir endişe tonuyla.
"Daha doğru dürüst bir adım bile atamıyoruz!"
Başımı sallayarak ayaklandım. Daha sonra aklımda yanan ampulle derin bir nefes aldım.
"Tamam her ne kadar bunu yapmak istemesem de, bu yarışı kazanmalıyız. Bu yüzden bu akşam gizlice spor salonuna sızalım. Ailen için bir bahanen varmı? "
Can bana tuhaf bir ifadeyle bakarken göz devirdim ve ellerimi savurarak konuştum.
"Hadi ama! Yıl sonu puanının yüksek olmasını istemiyor musun? Ayrıca Gece Yarısı grubunun konserine alacağın ön bileti düşün! "
"İstiyorum ama... Bahanem yok. Senin yedekte bahanen varsa ödünç versen mükemmel olur. "
O sakin hali nedense içimde tarifsiz bir kıpırtı yaratıyordu. Bu hissi bilinçli şekilde bir kenara atıp kollarımı kavuşturdum.
"Pekala, bu akşam saat dokuzda okulun arka kapısının orada buluşuyoruz. Kesinlikle geç kalma!"
Dedim, sesime en otoriter yayın yönetmeni tonumu ekleyerek.
Can gayet rahat bir şekilde başını salladı ve ayağa kalktı. Gece görüşü olan casus gibi mi giyineceğiz, yoksa parti kıyafetleriyle mi? diye dalga geçecekti ki, onu susturmak için arkamı dönüp masadaki dağınıklığı toplamaya başladım.
Akşam olduğunda, buluşma saatine tam beş dakika kala okulun karanlık ve sessiz arka bahçesindeydim. Üzerimde hareket etmemi kolaylaştıracak siyah bir kot pantolon ve kapüşonlu sweatshirt vardı. Tam "Kesin ekti beni" diye düşünürken, karanlığın içinden Can belirdi. O da siyahlar giyinmişti ve saçları hafif rüzgardan dağılmıştı. Onu bu halde görünce istem dışı yutkundum. Adam cidden o saçma ajan dedikodularının hakkını veriyordu.
"Geç kalmadım, Bayan Mükemmeliyetçi,"
Diye fısıldadı kurnazca sırıtarak.
Cevap vermeme izin vermeden arka kapının aralık duran demirini hafifçe itti. Güvenlik görevlisinin kulübesinden uzaklaşarak devasa spor salonuna ulaştık. Büyük demir kapıyı açıp içeri sızdığımızda, içerideki tek ışık tavanın aralarından süzülen soluk sokak lambasıydı.
Salona adım attığımız an Can telefonunu çıkardı ve listemizdeki o hareketli şarkılardan birini açtı. Hafif bir bas sesi salonda yankılanmaya başladı.
Can tam ortaya geçip kollarını iki yana açtı.
"Evet, Bayan Yönetmen. Bakalım bu gizli gece operasyonunda ayaklarıma basmadan kaç saniye dayanabileceksin?"
Gözlerimi devirerek ona doğru yürüdüm, tam karşısında durdum ve elimi onun omzuna yerleştirdim. Diğer elini belime yerleştirdiğinde, gündüzkü o garip elektrik yeniden bütün bedenimi sardı.
"Görürüz bakalım kim kime basıyormuş,"
Diye meydan okur şekilde fısıldadım. Daha sonra dans etmeye başladık. 1 kere yanlış hareket baştan, 2. Kez yanlış hareket baştan. Baştan ve baştan. Bir süre sonra yorulunca dalgınlıkla Can' ın ayağına bastım. O anlık basışımla hızla gözlerim Can' a çevrildi. Elini belimden çekti ve kollarını kavuşturup bana doğru eğildi ve zafer kazanmış bir şekilde sırıttı.
"Ayağıma basacağını biliyordum, Bayan Mükemmeliyetçi. " ters ters bakıp onu süzdüm.
"En azından ben sadece ayağına bastım. Sabahtan beri baştan baştan yapmamıza sebep olan kim acaba? "
Diyince Can arkasına dönüp suların olduğu tarafa yürüdü. Bende arkasından giderken bir anda kapının arasından ışık süzmesi gelince panikle topların olduğu büyük sepetin arkasına sığındık. Bir anda kapı açıldı ve ışık kısa süre sonra kayboldu. Paniğimiz geçince Can' ın neredeyse beni duvara sıkıştırdığını fark ettim, hızla ayağa kalktım. Saçımı düzelttim. Can da alaycı bir sırıtışla ayağa kalktı. Üzerini eliyle silkeleyerek bana doğru eğildi.
"Birisi benden etkilendi sanırım. "
Daha sonra doğrularak saçına parmağıyla vurdu ve devam etti.
"Artık dansı daha istekli yapabilirsin. Seninle memnuniyetle dans edeceğim. "
Diyerek suların olduğu tarafa yöneldi. Sinirle yanından koşarcasına geçerek suyumu aldım. Hafif panikle devam ettim.
"Hiçte bile. Sen benim tipim değilsin bi kere. "
Can dudağını büzdü ve yine alay etmeye başladı.
"Hm hm kesinlikle. Bende öyle diyordum zaten. "
Hafifçe homurdanarak suyumdan büyük bir yudum aldım ama bu, içimde hızla artan kalp atışlarımı gizlememe kesinlikle yetmiyordu. Can'ın o kendinden emin, alaycı halleri sinirlerimi zıplatıyordu ama asıl sinir bozucu olan şey, az önce o sepetin arkasında birbirimize bu kadar yakın olduğumuzda nefesimin kesilmiş olmasıydı. Kendine gel Melis! diye içimden geçirdim. O sadece okulun en gıcık basketbolcusu, hepsi bu.
Can, benim bu savunma halime karşılık keyifle gülerek suyunu açtı ve bir yandan yudumlarken bir yandan da o dağınık saçı yüzünden hafif kapanan kahverengi gözlerini üzerimden ayırmadı.
"Pekala, Bayan Tipim Değil,"
Dedi, sesindeki o eğlenceli tınıyı kaybetmeden.
"Madem bu kadar ikna edicisin, o zaman az önceki 'yanlış adım' felaketimizi tekrar baştan alalım bakalım. Zamanımız henüz bitmedi ve yarınki jüri önünde rezil olmamak için sadece bir kaç saatimiz var."
Derin bir nefes alarak suyumu kenara bıraktım. Haklıydı, okulun ortasında jüri karşısına çıkıp herkesin maskarası olma fikri, Can'la uğraşmaktan çok daha korkunçtu.
"Tamam,"
Dedim kafamı dik tutmaya çalışarak.
"Ama bu sefer ayaklarıma dikkat edeceksin, Bay Casus."
Müziği telefondan tekrar başlattık. Bu kez aramızdaki o tuhaf gerginlik biraz daha yerini ritme bırakmıştı. Adımları daha dikkatli atıyor, birbirimizin hareketlerini daha iyi okuyorduk. Şarkının o yavaş ve akıcı kısmına geldiğimizde, Can beni kendine doğru çekti. Bu sefer aramızdaki mesafe kontrollüydü ama gözlerimiz birbirine kilitlenmişti. O anki sessizlik, az önceki atışmalarımızı unutturacak kadar yoğundu.
Şarkı yavaşça bittiğinde, nefes nefese ama tatmin olmuş bir şekilde durduk. Can hafifçe gülümsedi, bu kez alaycı değil, oldukça samimi bir ifadeyle.
"Fena değildi ortak. Yarınki jüriyi şoke edeceğimizden emin olabilirsin."
Gözlerimi devirdim ama dudaklarımdaki küçük gülümsemeyi saklayamadım.