İçeriğe geç

Durmayan Kan

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Durmayan Kan

Bölüm 1

1. Bölüm : Melez

Soğuk...Bu zamana kadar alışmayı başardığımız bir kavram. Sarayın derin koridorlarının sessizliğinde, sürekli yeniden çıkan kar fırtınalarında, ya da içtiğim şarabın dibinde...Bardağı bir kaç kere elimde salladıktan sonra yanımda oturan Alaric'e baktım. Duygusuz bir şekilde yakınlardaki bir insan köyüne bakıyordu. Alaric benle evlenmeden önce de kraliyet üyesiydi ve Kraliyet üyesi vampirlerin diğer vampirlere göre daha keskin duyuları var. Tabi ki daha tatlı kanları da. Bacaklarım balkondan sallanırken sadece yukarıya baktım. Yüzyıllardır her şey aynıydı. Sabahları kraliyet işlerine bakıyor, akşamları oturup içki içiyoruz...

Ancak ben bunun bu gece de böyle devam edeceğini düşünürken Alaric bir anda yanımda gerginleşti, ben daha ne olduğunu bile soramadan bir anda balkondan atladı ve kara ayak bastı "Alaric!" arkasından bağırdım. Sonra biraz düşündüm ve peşinden gitmeye karar verdim.

Alaric'i bulduğumda yere bakıyordu, arkası bana dönüktü.

"Alaric?" diye seslendim, sesim bir fısıltı kadar sessizdi.

Önüne döndüğünde ayak ucunda bir bebek vardı. Bu herhangi bir insanın en kalın kıyafetini giymeden hayatta kalamayacağı soğuğa rağmen ağlamıyordu.

"Bir bebek?" diye sordum, Alaric'in niye bu kadar şaşırmış olduğunu anlamamıştım, ve bu sesimde de belli oluyordu.

"Bir melez."

Gözlerim beklenmeyen ve bir anda ortaya çıkan bir gerçeği duymuşcasına büyüdü

"Bu imkansız....Son melezler o yangında kül olmuştu."

"Biri kaçmış...Ya da biri kuralları çiğnemiş."

"Kim?"

"Çocuğu bizim kapımıza bizim kim olduğumuzu bilmesine rağmen bıraktığına göre artık önemli değil."

Saraya doğru yürümeye başladı.

"Bırak onu, kendi kendine ölsün. O bizim sorumluğumuz değil. Zaten büyüse bile kurallara aykırı. Yani her türü ölecek."

Sesi alçak ama haklı olduğunu bilen birinin sesi gibi düzenliydi. Başımı evet anlamında salladım ve saraya doğru Alaric'le yürümeye başladım.

Bebek ağlamaya başladı. Durdum. Devam etmek istiyordum. Ancak kalbimde bir yerlerde bir acı hissi vardı, belki de özlemdi. Alaric'le çocuklarımızın olamayacağını öğrendiğimiz gece hissettiğim, sonra kalbimin derinliklerine gömdüğüm sonra da görmezden geldiğim bir özlemdi bu. Bir anda geriye döndüm ve bebeğe doğru yürüdüm. Yere çöktüm. Bebek geri döndüğümü anlamış olacakki ağlamayı kesti. Biri mavi diğeri kırmızı gözlerine baktım, melez.

"Gel hadi." Alaric taş kesebilecek bir bakışla bana baktı. Kıpırdamıyordum. Daha doğrusu kıpırdayamıyordum.

Bana doğru yürüdü ve başkalarının duyamayacağı kadar alçak bir sesle "Ne oluyor" diye sordu. Gözlerim dolmuştu, ona bakamıyordum... "Alaric, lütfen...." diye resmen yalvarırcasına konuştum. Gözlerimdeki yaşları görünce duraksadı. Sonra sessiz, ama tehditkar bir tonla "Benden kendi yazdığım kuralları çiğnememi mi istiyorsun?" diye sordu. Ona bakamıyordum, gözlerimi bebekten ayıramıyordum bile. "Alaric..." sesim hiç olmadığı kadar yumuşaktı. Alaric gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Sonra ayağa kalktı. "Pekala, melez bizimle kalabilir....ama unutma melezler uzun yaşamaz. Yaşarsa bizim olur. Yeterince iyiyse de varisim yaparım. Ama yaşamazsa, kendini üzmeyeceksin, anlaşıldı mi?" kafamı evet anlamında salladım. Bir yalandı. Ve ikimiz de biliyorduk. Bebeği nazikçe ellerime aldım, ve Alaric'in arkasından saraya doğru yürüdüm. Alaric'in pelerininin altına ikimizi de kaplayacak şekilde girdim.

"Teşekkürler Alaric"

Alaric cevap vermedi. Sadece yürümeye devam etti. "Gözyaşlarını sevmediğimi biliyorsun." dedi birkaç dakika sonra. Gülümsedim.

"Evet, evet biliyorum...."

Bu gecenin yuvamızı ısıtacak ilk ateş olduğunu bilmeden saraya doğru yürümeye başladık. Artık kalan yüzyıllarımız sıkıcı olmayacaktı en azından. Bebeği bulduğumuz ağacın arkasından bir hışırtıya döndü Alaric. Ama kimse yoktu. Belki de artık yoktu

Okuduğunuz için teşekkürlerrr. Biraz daha gizem katıp ilginçleştirmeyi düşünüyorum. Lütfen takipte kalınnn

Bölüm sonu

2 yorum