İçeriğe geç

DUR DİNLE

Bölüm 2 · 6 dk okuma

DUR DİNLE

Bölüm 2

KADER DEĞİL YARA BAĞI

"Bir kalp düşün. Daha önce kimseye atmamış, kırgınlıklara kucak açmış bir kalp. Hep gözardı edilmiş, sadece biraz daha yara vermek için hatırlanan bir kalp. Hangi atışına inanırsın? Daha önce hiç okşanmamış bir kalp ufacık bir rüzgarın dokunuşunu merhamet sanmaz mı dersin? Ufacık bir gülüşü benimseyip sevildiğini sanmaz mı? Kalp bu... Akıl ona hep aynı cümleleri fısıldasa da dinlemez. Sanar ki akıl bir kere de olsa şaşabilir. Sanar ki bir kalp onu her şeye rağmen sevebilir. Oysaki hiç bakmamıştır kendine. Yaralarla bezenmiş bir kalbin sevilmeye layık olmadığını hiç kabullenmemiştir. Oysaki akıl bunu biliyor, görüyor. "Atma öyle, atışlarını durup dinlerse sahibin, bir enkaza dönüşürsün." dese de kalp onu hiç mi hiç dinlemez. "Hayır," der. "Bu sefer farklı, biliyorum." Öyle emindir ki kendinden, akıl bile kanar ona. Bilmediğinden değil, sadece kanmak istediğinden. Artık o cümleyi fısıldamak istemediğinden. "Belki de gerçekten farklıdır." diye düşünür. Kanar. Akıl kalbe kanar ve kalp daha önce hiç olmadığı kadar kanar. Sonra bir gün, aniden... Kalp çalar aklın kapısını. Daha önce çok yara almasına rağmen ilk kez bu kadar yıkık. Akıl açar kapıyı. Bakakalır. Ne dese bir şey ifade etmeyecek. Kalp yine her şeyi mahvetmiş. Akıl yine ona kanmış. Bu döngü hep böyledir. Şaşmaz, değişmez... Kalbin dağıttıklarını

akıl toplar da o kırıklarını kimse toplamaz. Öylece o kırıklar saçıldığı yerlerde durur. Bir süre sonra kırıklar da kaynar. Kırık bir kalp böyle meydana gelir.

Dağıldığı yerden hiç toplanmamış o kırıklar günü gelir kendi kendine kaynar. Kaynadığı yerden kan akar, çürür. Çürüdüğü yerden ölür. Ve öldüğü yerden de son bir damla kan ince bir yol çizer kendine. O ince yolu da kader bağı diye adlandırıp bir ip haline getirirler. Derler ki o ipi bileğine taktığında kaderinde olan o kişinin de bileğinde bir kırkmızı ip bulunur. Ve o iki kırmızı ip olur da buluşursa birbirine bağlanır. Bileğine taktığın o ip kaderini getirir sana. Aslında o ip kalbinin çürüğünden akan son damla kandır. Onlar buna kader bağı dediler.Ama sen biliyorsun."

Elimdeki kaleme ve önümdeki kağıda öyle çok odaklanmıştım ki gelen müşteriyi ancak kağıdın üzerine bırakılan kitapla fark etmiştim. Başımı kaldırdığımda karşımda kaşları hafif çatık olan bir çocukla karşı karşıya geldim. Kitabı önümdeki kağıdın üstüne bırakabilmek için masaya eğilmesi gerekmişti. Birkaç kez seslenmiş ama duymamıştım sanırım o da çözümü kitabı, başımı gömdüğüm kağıdın üzerine bırakmakta bulmuştu. Önümdeki kitaba baktım. Gurur ve Önyargı...

"Hoş geldiniz, kusura bakmayın dalmışım." dedim kitabı elime aldığımda.

"Hoş buldum. Sorun değil." dedi. Kitabın barkodunu okuturken gözlerim ona çarpmış, bakışlarının önümdeki kağıtta olduğunu görmüştüm. Kitabı bir elime alıp diğer elimle kağıdı ters çevirdiğimde bakışları beni buldu. Göz göze geldik. Gözlerimi direkt çekip aldığı fosforlu kalemleri de okutmaya devam ettim.

"Güzel yazıymış. Okumaya devam etmek isterdim." dedi hafif meraklı bir sesle. Ona bakmadan, "Okumaya devam etmenizi istemedim." dedim düz bir tonla.

"Fark ettim onu." dedi hafif alaylı bir sesle. Ardından gözleri önümdeki kitabı buldu. Hafif bir tebessümle, "Kitaplar hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sordu. Sorusuna kaşlarım çatıldı. Ona baktığımda önümdeki kitaba bakmaya devam ettiğini gördüm. Ve o an aklıma kitapta geçen o diyalog geldi.

"Aynı kitapları okumadığımıza eminim, aynı duygularla okumadığımıza da eminim." dedim ezberimde olan satırları tekrar ederek.

Gülümsedi. "Gurur ve Önyargı... Sanırım aynı kitabı okumuşuz." dedi.

Elimdeki kalemleri poşete koyarken, "Aynı duygularla okumadıktan sonra ne anlamı var?" dedim sessizce ama duymuştu.

"Aynı duygularla okumadığımızı nereden biliyorsun? Beni tanımıyorsun ki." dedi. Gözlerim onu buldu. Açık kahverengi ve kıvırcık saçları vardı. Mavi gözleri buğday teniyle çok uyumlu duruyordu. Hafif yapılı bir vücudu vardı. Bakışları ise fazla meraklı ve muzırdı. Onu incelediğimi görünce dudakları kıvrıldı yavaşça. Bakışlarımı önüme çevirdim ve sorusunu yanıtsız bırakarak işime odaklandım. Cevap bekleyen bakışları hala üzerimdeydi bunun farkındaydım ama umursamadım. Elimdeki kitabı ve fosforlu kalemleri poşete koydum. Bununla birlikte bizim sahafta müşteriler için kitaplardan seçtiğimiz alıntıların olduğu katlanmış kağıtlara yönelip oradan mavi

renkli olanı aldım ve poşetin içine koydum.

"O son koyduğun neydi?" dedi, resmiyeti bir kenrara bırakması kaşlarımı çatmama neden oldu.

"Bu bizim müşterilirimiz için hazırldığımız küçük bir hediye. Kitaplardan alıntılar seçip yazıyoruz ve her müşterimize bir tane veriyoruz. Belki tesadüf eseri duymaya ya da okumaya ihtiyacı olduğu bir cümledir ve kenidini iyi hissetmesine neden olur." dedim ödeme için makineyi yönlendirirken.

"Güzel fikirmiş. Eğer alıntı dediğin gibi kendimi iyi hissetmeme neden olursa bundan sonra hep buraya geleceğim." dedi kartını okuturken.

Bir şey demeden poşeti ona uzattım. Elimden aldığı sırada bir şey takıldı bilekliğime. Gözlerim oraya kaydı ve donakaldım. Önümdeki ters çevrilmiş kağıda baktım sonra. Kader bağı... Benim sağ bileğimdeki kırmızı ipim onun sol bileğindeki kırmızı ipine takılmıştı. Aceleyle diğer elimdeki poşeti tuttuğuna emin olup ipleri ayırmaya başladım. Onun da bakışları bir önümdeki kağıda bir de iplere kayıyordu. Sonunda ipleri çözdükten sonra "İyi günler." deyip masanın arkasından çıktım ve yan tarafımda bulunan raflarla ilgileniyormuş gibi yaptım. Birkaç saniye sonra "Kolay gelsin." diyen sesini duydum sonra da sahafın kapısı açılıp kapandı. Olduğum yerde biraz daha durduktan sonra tekrar masaya dönüp kağıda baktım. Çevirip tek bir cümleyle tamamladım yazımı.

"O ipin aslında bir kader bağı değil de bir yaranın bağı olduğunu biliyorsun."

***

İşten çıktığımda hava kararmıştı. Kulaklığımı takıp hafif kalabalık olan caddede sakin adımlarla yürümeye başladım. Evim çalıştığım sahaftan on beş dakikalık mesafedeydi o yüzden genellikle yürüyerek gitmeyi tercih ediyordum. Zaten günün en sevdiğim zamanı bu on beş dakikaydı. Çünkü koskoca günde kendime zaman ayırdığımı hissettiğim tek anlardı. Yolda yürürken gördüğüm markete girip serin havaya rağmen dondurma alıp yoluma onunla devam ettim. Binanın önüne vardığımda dondurmam da

bitmişti zaten. Asansörü çağırıp beklemeye başladım. Aradan birkaç saniye geçmesine rağmen asansör olduğu kattan inmeyince kaşlarımı çattım. Sinirle homurdanarak merdivenleri çıkmaya başladım. En sevmediğim şeydir merdiven çıkmak özellikle de uzun bir iş gününden sonra. Dördüncü kata geldiğimde asansörün neden gelmediğini anlamıştım. Karşı dairemize birileri taşınıyordu. Kolileri indiren çalışanların arasından geçerken komşularımıza selam vermek için kapının önünde durup açık olmasına

rağmen zile bastım. Kimse gelmeyince "Pardon, kimse var mı?" diye bağırdım. Adım sesleri duyduğum sırada başörtümü düzeltiyordum. Sonra gözlerimi karşıma çevirdim ve ellerim donakaldı. Karşımda bugün sahafa gelen o müşteri vardı. Kırmızı ipi olan o müşteri... Onun da adımları beni görünce durdu. İkimzi de birbirimize büyük bir şaşkınlıkla bakarken aslında aklımızdan aynı şey geçiyordu. Kader bağı...

Bir yerde duymuştum. "Kırmızı ip teorisi diye bir şey var." diyordu. "Bir inanışa göre kırmızı görünmüz bir ip, insanları kaderleriyle birbirine bağlar. Bu ip zaman zaman uzayabilir, karışabilir, dolanabilir, düğüm olabilir ama asla kopmaz. Bu da şu anlama gelir: Kaderinde olan kişi, yani ruh eşinle bir şekilde yollarının karşılaşacağına işaret eder. Ve yine bu inanışa göre zaman ya da mekan ne olursa olsun kırmızı ip bir şekilde o iki insanı bir araya getirir."

Bizim iki tane kırmızı ipimiz vardı. Görünmez değildi, bileklerimizde taşıyorduk. Ve o iki ip ikimizi bir şekilde bir araya getirmişti. Ama ben biliyordum. O ip kader bağı değil, yara bağıydı. O halde bizi bir araya getiren yaralarımız mıydı?

***

Selamlar İstiridyeleriiiim! Uzun ve yoruyu bir vize haftasından sonra soluğu burada aldım. Yeni çiftimizin karşılaşma anınıa şahit olduk az önce hep beraber. Nasıl buldunuuuu? Bence çok anlamlıydı. Gurulu bir anne gibiydim yazarken. Bu çifti hakketen ayrı bir seviyordum. Bence siz de seveceksiniz :)

Yine isimlerini öğrenemedik ama olsun. Belki gelecek bölüm tesadüfen öğrenebiliriz artık sjsjsjsjjs.

Benden bu kadar şimdilik. Gelecek bölüm diğer çiftimizi okuyacağız Allah'ın izniyle. Ne zaman gelir net söyleyemem ama geciktirmemeye çalışacağım.

Kendinize iyi bakın İstiridyelerim. Ve durup kalbinizi dinlemeyi unutmayın :)

Instagram: inci.satirlar

Bölüm sonu

4 yorum