Tüm bunlar yaşanıyor olamaz! Hüseyin bunu bana bize yapıyor mu gerçekten? Kaçmalıyım şimdi onunla yüzleşemem. Beni yine yeniden zehirli tatlı dili ile kandırmasına izin veremem. İlahi komedya (yakyım çıranı Hüso) Birinci katın düğmesine basıp açılan kapıdan süratle çıktı. Yangın merdiveni tabelasını takip edip oraya yöneldi. Biliyordu Hüseyin çoktan tüm binayı teyakkuz haline geçirmişti onu bulmak için. Çıkış kilitli değildi. Dikkatli bir şekilde ara sokağa yönelip kaybolmayı hedefledi. O sırada Hüseyin delirmiş gibiydi. Bulun lan karımı! Nereye kaybolacak? Uçucak hali yok ya! Kim lan kim getirdi onu? Niye bana haber verilmiyor? Sekreter: Efendim kamera görüntülerinde birinci katta inip yangın merdiveninden sokağa çıkışı görülüyor. Sonrası yok efendim. Koskoca adam kimseye görünmeden çıktı kayboldu bravo iyiki güvenlik var! Sokaktaki mobese görüntülerine ulaşın bana Hazarı bulun! Telefonu çalınca öfke ile açtı telefonu. Mutlu musun ha? Soyun devam etsin diye beni aşkımı yaktın, yaktırdın bana baba! Sevim: Oğlum nasıl öğrendi? Bulucaz babacım şimdi telefon üzerinden izlenmesini sağlıycam. Ben bizzat ben açıklıycam. Hahahaha dinlerdi bu saatten sonra! Aklıma şıçayım aklıma! O ite kanan, sana uyan aklıma kapat Rafel abiye ulaşıcam. Rafel: Alo kimsiniz? A.. Abi benim.. Hıçk... Abi.. Rafel: Lan Hazar nerdesin, bu kimin numarası? Niye ağlıyorsun oğlum? Abi o bana yalan söyledi. Hıçk... Ben. Rafel: Ulan nasıl öğrendin? Ben anlatıcam demişti. Hüseyin senin ben belanı. Hazar yıkım üstüne yıkım yaşıyordu. Abisi de bu işin içindeydi. Nasıl bir oyunun içine düştüm diye düşündü. Sen.. Biliyordun ve bana söylemedin öyle mi? Rafel: Hazar konum at güzelim yüz yüze konuşalım. Kes sesini! Bugün... Beni yeniden kimsesiz bıraktınız. Hepinizden nefret ediyorum, hepinizden! Para için mi ha bulunduğun konum için mi? Beni sattın ha! Rafel: Lan oğlum deli deli konuşma. Senin için canımı veririm, bir dinle Hazarım. O it kısır olduğunu söyleyince.. Bana sormak aklınıza bile gelmedi tabi. Hakkın geçti helal et, benden yana helal olsun Rafel abi. Ne ölüme ne dirime! Rafel: Lan dur Hazar! Hazar kardeşim dur! Telefonu yeniden çalınca heyecanla açtı telefonu. Rafel: Abisinin canı biliyordum abini dinlemeden.. Hazar mı aradı? Nerede abi konum attı mı? Rafel: Allah belanızı versin lan! Benim onu para için sattığımı sanıyor, kimsesiz bıraktınız beni dedi lan! Hüseyin ona bişi olursa seni kendi ellerimle boğarım. Abi ona bişi olmıycak duydun mu? Telofonu yakınlarda çöpten çıktı. Yok deliricem sevdiğim yok! . . . Salaş bir kenar mahalle meyhanesinde önündeki mezelere bakarak düşüncelerinde kaybolmuştu Hazar. Artık düşüncelerini bile seslendirmiyordu. Kendini yalnızlığına tutsak etmişti. Eskiden 70 lik rakıyı tek oturuşta içen adam yarım kadeh rakıyı kendi ile süründürüyordu. Etrafındaki masalar çoktan dolmuştu. Aç kurtların hedefinde olduğunun bile farkında değildi genç adam. Garson önüne bir adet alevli meyve tabağı bırakana kadar da daldığı düşünceler arasında boğulmuştu. Bu ne kardeş? Garson: Şu masadan Şebnem abla yolladı abi. Sebep? Garson da ne diyceğini bilememişti bu durumda. Al götür tövbe tövbe! Adabımızla bir kadeh bişi içicez adamın asabını bozmayın. Şebnem: Yavrum gel beraber içelim o iki kadehi belli hangi yolun yolcusu olduğun. Hazar zaten dalacak, öfkesini çıkartacak yer arıyordu. Bu pezevenk kadın mum dikiyordu farkında bile değildi. Kadehi kafasına dilip yerinden sakince kalktı. Şebnem denilen kadın elini oyuğuna atıp ah çektip inledi Hazara bakarak. Hazar ise gülümsüyordu öfkesine tezat bir sakinlikle. Masaya doğru gelip şöyle bir etrafı sürdükten sonra garsona gel dedi. Elini arka cebine atıp cüzdanı çıkarttı. Bir tomar doları kızın cebine sıkıştırdı. Hüseyin denilen yalancının paraları bir işe yarasındı. Kızda masadaki adamlarda şaşkındı. Şimdi söyle bakalım orospu, saatiniz kaça? Parasını vereyim de rahat verin artık. Mekanın sahibi biraz sonra olucakları tahmin etmiş ve kocaman bir siktir çekmişti. Şebnem: Orospu ya bak sen senin ağzını... Cümlesini bitiremeden Hazar rakı şişesini kadının kafasında paramparça etmişti bile. Ortalık anında karışmıştı. Diğer ikisi saldırmaya çalışsada Hazar yılların konsamatristiydi. Neler neler görmüş yaşamıştı bu zamana kadar. İki yumrukta yere serdi hepsini. Elini cebine yeniden atıp bir tomar daha para verdi garsona. Hasar için kusura bakmayın hadi eyvallah. Çıkışa yöneldi ağır adımlarla. Kafası yine yorgun düşünceler ile doluyken o şarkıyı mırıldandı. Unutmak kolay mı, kolay mı küçüğüm? Ayrılık ölümden beter be küçüğüm. Kızımız olacaktı, gittin küçüğüm. Kızımsız yollardayım. O sesle arkadını döndü. Orospu.... Sonra boşluğunda keskin tarif edilemez bir acı. Elini acının kaynağına attığında kızıla dönen elleri ile gülümsedi. Hahaha harbiden iyi bir son, tam bana layık. Yapa yalnız bir ölüm. Yere yığıldığında sesler ve görüntüler silikti artık. Gökyüzü ışıl ışıldı o gece. Yıldızlar onun için daha bir parlıyordu sanki. Kulağında hayalde olsa sevdiğinin sesi, Seni çok seviyorum Hazarım. Senden asla vazgeçmem sevgilim. Ne güzel yalan söylüyorsun be namuzsuz. Bir sen Hüseyin.. İlk ve son kekliğim. Sonrası karanlık, ambulans ve polis sirenleri tüm mahalleyi doldururken onun kulaklarında yalnızsa sevdiği adamın sahte sevgi sözleri yankılanıyordu. Bölüm Sonu.... Süpriz hadi önce bana, sonra Hüsoya sövelim🤭Seviyorum dedim böyle ters köşeleri😘Yeni bölümde görüşmek üzere👋
Bölüm 16
B. 16
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.