İçeriğe geç

Duncan Lisesi

Bölüm 1 · 13 dk okuma

Duncan Lisesi

Bölüm 1

1. Bölüm

Annemin benim için kendi elleriyle dekore ettiğini tahmin ettiğim odamdaydım. Mobilyalar beyaz olsa da daha mavi ağırlıklı bir oda olmuştu. Oldukça ferahtı. Küçük bir balkonu vardı. Küçük olmasına rağmen annem oraya bir masa ve sandalye sığdırmaya başarmıştı. Balkonda oturmayı sevdiğimi hatırlıyordu.

Odam ile alakalı en şaşırdığım şey ise şu anki tarzıma uygun olmasıydı. Uzun zamandır buraya gelmiyor, annemi görmüyordum ama annem hala zevkime hakimdi ve bu bana oldukça garip geliyordu. Anne ve kız bağı diye bir şey olduğunu duydum ama bu kadarının mümkün olacağını sanmıyordum.

Bu akşam annem Lily, Jane'in yemeğe gelecegini söyledi. Ne kadar kabul etmek istemesem de bu habere sevinmiştim. Uzun bir aradan sonra onu görmek iyi hissettirecekti.

Jane çocukluğumdan beri ona karşı bir çok hata yapmama rağmen kızmayan birisiydi. Annem ile yakın arkadaşlardı. Bir çocuğa kızarak yarar sağlayamayacağını bilecek kadar olgundu. Sanırım bu yüzden onunla hep iyi anlaştık.

Jane'i uzun zamandır görmediğim için bu akşam yemeğinin biraz daha resmi giyinmem gerektiğini düşünüyordum. Bu hem uzaklaştığımızdan hem de onlara olan saygımdan kaynaklı yapmam gereken bir şeydi. Kısaca eskisi gibi pijama ile karşılarına çıkmayacaktım.

Sadeliği severdim ama giyimime gelince orta çağdan fırlamış gibi duran elbiselerden vazgeçemiyordum. Bu akşam için lacivert düz bir elbise seçmiştim ama elim varmıyordu. Bu yüzden ani bir değişiklikle biraz peri kızı havası veren bir elbise seçtim. Yeşil, kısa bir elbiseydi. Askılı kolları bağlamalı, beli de tam oturması için lastikliydi. Yeşil daha hakimsi bir yeşildi ama tam haki değildi. Elbisenin astarını üstüne bir kaç kat tül çekilmişti bu da elbiseye peri kızı havasını veren asıl şeydi.

Yüzüme makyaj yapmayacaktım. Sağlıklı beslendigim ve yüzüme temiz baktığım için yüzümde kapatmam gereken herhangi bir şey yoktu. Kahkullerimi gözlerimin hemen üstünde bitecek şekilde kestiğim için de göz makyajı yapmak anlamsızdı. Rujsuz gezmeyi sevmezdim ama akşam yemeği olduğu için ve ben yemek yerken tadını çıkarmayı sevdiğim için rujum yemeğin sosu olurdu. Bu yüzden de bu akşamlık rujlarımdan vazgeçmem gerekiyordu. Saçlarımı şekillendirmeye de üşendiğim için kahkülümün kenarlarındaki bir kaç tutam bıraktım ve kalan saçımı toplayıp topuz yaptım. Topuz gerçekten garip bir şekilde kadınlara yakışıyordu. Yaz bitse de yaz sıcağı hala devam ettiği için üstüme başka bir şey almadım.

Aşağı indim. Annem yemek masasını kuran hizmetçilere yardım ediyordu. Babamsa Gilbert ile bir şeyler konuşuyordu. Babam buraya geldim geleli Gilbert'a yapması gerekenleri sabah söyler bunun dışında Gilbert ile pek muhattap olmazdı. Acil bir durum olabilirdi ama bana söylemediği sürece beni ilgilendirmeyecekti.

Kapı çaldı. Annem kapıyı açmaya gidiyorduki onu durdurdum.

"Ben karşılarım anne. Hem Jane beni özlemiştir."

"Tamam o zaman. Onları bahçeye davet et orada yiyeceğiz yemeği."

İçimde tutamadığım neşe ile kapıya doğru hızlıca gittim. Gülümsememi takındım ve aceleyle kapıyı açtım. Açmamla gülümsememin solması bir oldu.

"Hoş...t"

Beni duyan Jane arkadan gülmeye başlamıştı. Aramızdaki nefret dolu konuşmalar ona eğlenceli geliyor olmalıydı.

O da gelmişti. Ben biricik teyzem Jane'i görmeyi bekliyorken hayatım boyunca en gıcık aldığım herif kazık gibi önümde dikilmişti. Bu kişi Aaron Diaz'dı. Çocukluğumuzdan gelen bir nefretimiz vardı. Tepkisizdi. Ne şaşırmıştı ne de kızmıştı. Beklediği ama beklemesinin sinir bozucu olmasını engelleyemediği bir olayı yaşadığındaki tepkisi gibi bir tepki veriyordu. Sanırım olayda bundan farklı değildi.

Jane Aaron ile kapının arasından sıyrılıp yanıma geldi ve bana uzun uzun sarıldı.

"Özlemişim seni Kitty Nerelerdeydin? Kaç yıl oldu?"

İçimdeki mutluluğu tutamıyordum. Bende ona sıkı sıkı sarılıyor saçlarının o güzel çilek kokusunu ve ambarlı parfümünü içime çekiyordum.

"Sanırım dört yıl oldu."

Daha da sıkı sarıldı. Onu özlemiştim. Kokusunu, sesini, Aaron ile kavgalarımızı izlerkenki gülüşünü, onun hakkında her şeyi özlemiştim. Benim için kabul etmesi zordu ama onu seviyordum.

Bana Kitty denmesine hep kızmıştım. Bunun bir kaç farklı sebebi olsa da asıl sebebi ruhuma çok ters bir isim olmasıydı. Fakat Jane'e kızamıyordum. Jane'nin ağzına yakışıyordu. O isim ağzından sanki yıllardır beklediği kızının adını söyler gibi çıkıyordu. Bu yüzden kızamıyorumdum. Kızmak anlamsız geliyordu.

Uzun bir sarılmanın ardından onları bahçeye davet ettim. Jane'in eşi Fred amca da gelmişti.

Fred'in kendine özgü farklı bir havası vardı. Onu tam olarak çözememiştim. Onun hakkında kesin olarak bildiğim tek şey hanımcı olmasıydı. Jane'nin bir dediğini iki etmezdi. Bunun sadece bir istisnası vardı. O da oğlu ile alakalı olan şeylerdi. Aaron'a gelince Fred gerçekten iyi bir babaydı. Bazen bu düşüncemi yanıltacak davranışları oluyordu ama istisnalar kaideyi bozmazdı. Aaron'u bunun için kıskanıyordum. Çünkü benim babam Ford çok iyi biri olmasına rağmen beni anlamayı pek becerememişti. Fakat ondan da böyle bir şeyi hiç beklememiştim. Sadece Aaron'un babası ile olan ilişkisini görünce kıskanmamak elde değildi.

Bir kaç dakika sonra herkes masaya toplanmıştı. Annemin dekore ettiğini emin olduğum bahçe yine harikulade gözüküyordu. Tam bir yaz akşamı havası veriyordu. Bir sürü dilek feneri ve ışık zinciri ile donatılmıştı. Bahçenin kokusu muydu yoksa annemin yaptığı bir şeyler miydi emin olamadığım koku insanın içini açıyordu. Akşam olduğu için gündüz vaktinden biraz daha soğuk olsa da yaz hâlâ sıcaklığını hissettiriyordu. Bu da tende hoş bir hissiyat yaratıyor, beni ise nostaljik anılara doğru bir yolculuğa davet ediyordu.

Şehirden biraz daha uzak olduğumuz için ışık kirliliği bir nebze olsun azdı ve bu bile yıldızları daha net görmeye yetiyordu. Yıldızlar gecenin son dekorasyonu gibi tamamlayıcı duruyordu. Annemin mimar olduğundan şüphelenebilirdim ama annemin gerçek anlamda bir hiçlik olduğuna emindim.

Herkes eski günlerdeki gibi şükür duası edip yemeğe başlamıştı. Bu dua bana küçüklükten beri saçma geldiği için ben her zamanki gibi dua etmemiştim.

Ben etrafı incelerken aklıma birden eski günlerden bir şey geldi. Annem yıldızların net göründüğü zaman teleskopu ayarlardı. Bende saatlerce hakkında hiçbir şey bilmediğim yıldızlara bakardım. Bundan hala sıkıldığım söylenemezdi. Hala bakmak istiyordum.

"Anne oldukça nostaljik bir akşam yemeği hazırlamışsın. Acaba eski günlerdeki gibi yine teleskopu bodrumdan çıkarmış olabilir misin?"

"Üzgünüm kızım maalesef bunu düşünemedim ama belki sen eski günlerdeki gibi Aaron ile onu almaya gidebilirsin. Bende eski günlerdeki gibi sizin için kurarım."

Annem hakkında yeni bir şüphem daha oluşmuştu ama bu çok saçma geldiği için şimdilik kafamdan uzaklaştıracaktım.

Etrafımızda yaklaşık üç tane hizmetçi vardı ve annem onlardan birisine söylemek yerine bana söylüyordu. Özellikle de Aaron ile gitmemi söylüyordu. Diyecek söz bulamıyordum. Fakat bu gece Jane'i görüşümün hatırına huzursuzluk çıkarmak istemiyordum.

"Ben tek gitsem daha iyi olur."

Ayağa kalktım. Gidiyordum ki Jane beni durdurdu.

"Kitty dur! Aaron da seninle gelsin. Sizin bodrum biraz ... tehlikeli yalnız gitme."

Bodrumun tehlikeli olduğu tamamen saçmalıktı. Fakat dediğim gibi bu gece huzursuzluk çıkarmayacak. Muhalefet partisi gibi ana partinin dediği her şeyi haksız çıkarmayacaktım. Burada ana parti diğer herkes oluyordu.

Aklıma İrem Derici'nin "ben tek siz hepiniz' şarkı sözleri gelmişti. Genelde olan durumumu söyleyen bir şarkıydı.

Aaron bıkkın bir şekilde annesine döndü.

"Neden ben?"

"Keyfim artı kahyası öyle istediği için."

"Annecim üzgünüm ama senin keyfinin hayatımdaki bir şeyleri belirlemek için yetkisi yok."

Sanırım bugün yeni bir muhalefet partimiz vardı. Aaron Diaz partisi.

Jane düşündü ve Aaron'u sıkıştırmak için onu şah damarından vurdu.

"Aaron bebeğim o keki unut"

Aaron birden ciddileşti. Hiçbir şey söylemedi. Sadece ayağa kalktı ve kolumdan hafifçe tutup beni çekiştirdi. Bende onu zorlamadım ve arkasında yürümeye başladım.

Jane de arkamızdan zafer dolu bir gülümseme yapıyordu. Yanlış görmediysem annem de aynı gülümsemeyi yapıyordu. Şüphem gittikçe artıyordu.

Aaron'a gelince ona sadece bu gecelik sabretmem gerekiyordu. Artık onun yüzünü ortaokuldaki gibi her gün görmek zorunda olmayacağım için ona karşı bir gecelik sakin olacaktım ve iyi davranacaktım.

Derin bir nefes aldım ve gülümsedim. Bunu yapabilirdim. Sadece başka şeylere odaklanmam gerekiyordu.

Kolumu sakince Aaron'un elinden kurtardım. Yürüme hızımı ona eşitledim. Bahçeden oturma odasına açılan cam kapıdan içeri girdik. Sonra hole çıkıp merdivenlerden aşağıya indik. Ortalık karanlıktı ve ben telefonumu almamıştım. Işığın nereden açıldığı da bilmiyordum ve bodrum bir şeyi rahatça bulamayacağımız kadar karanlıktı. Telefonu olması umuduyla Aaron'a baktım. Ama onda da yok gibi görünüyordu.

Ne yapacağını bilmez bir şekilde Aaron'a baktım.

"Geri mi dönüyoruz?"

"Gözümüz bir süre sonra karanlığa alışır. Bir şansımızı deneyip öyle gidelim."

"Peki"

İçeri girdik. Gerçekten de bir süre sonra gözümüz karanlığa alışmıştı. Ama hala yeterince aydınlık değildi. Yine de aramaya başlamıştık.

Aradan yaklaşık beş dakika geçti ve ben aramaktan bıkmıştım.

"Aaron artık gidelim. Neden uzatıyorsun?"

"Biraz daha arasak-"

Cümlesini bitirmesine izin vermedim.

"Ne biraz daha kaç dakikadır arıyoruz ama bulamadık. Hem ben seni bile göremiyorum teleskopu nasıl bulacağız?"

İstemeye istemeye haklı olduğumu kabul etti.

"Tamam. Gidelim ama kapı hangi taraftaydı."

Bıkkın bir şekilde elimi kafama götürüp onaylamaz şekilde sağa sola salladım.

Sessizligimin üzerine tekrar konuştu.

"Bekle önce seni bulayım. Ses ver"

Emir kipine...

"Buradayım"

Aaron'un adım seslerinden bana yaklaştığını hissediyordum. Bende seslenmeye devam ediyordum. Böyle böyle Aaron gittikçe yaklaşıyordu.

Birden bir el göğsümü tuttu. Tüğlerim ürperdi ve midem bulandı. Tutan kişi birde üstüne tuttuğu şeyin ne olduğunu anlamamış gibi iki kere sıkıp bıraktı. Bu hareketi ne olduğunu onaylamaya yetmemiş olacak ki obür eliyle de öbür göğsümü tuttu. Artık emin olmuştu.

"Kitty bunlar senin...göğüslerin mi?"

Kitty demesiyle sinirim tamamen tepeme atmıştı ama bugün sakın kalmak konusunda kararlıydım. Öfkemi yönetecektim.

"O sapık ellerini üzerimden çek."

"Gerçekten özür dile-"

Hala benden özür dilemeyemiyordu. Tam olarak sorunu ne bilmiyordum ama benden özür dileyemiyordu. Bir gün sebebini öğrenmeyi isterdim ama o gün bugün değildi.

"Hata yaptığın için özür dileyemiyor musun?"

Sessizdi. Onun üstüne gitmeyecektim. Bunu yaparsam geri tepeceğini biliyordum.

"Bunu sonra konuşuruz. Artık şuradan çıkalım"

Birbirimizi kaybetmemiz için elini tuttum. Az önceki olay yüzünden bundan utandığını düşünebilirdim ama Aaron bana karşı hep... sertti. Anlayışsızdı. Belki de annesini ondan çaldığımı düşünüyordu. Saçmalık.

Kapının olduğunu tahmin ettiğim yöne doğru hareket etmeye başladım. Acele ediyordum. Bir an önce bu karanlık ve boğuk ortamdan kurtulmak istiyordum. Birden ayağım bir şeye takıldı. Yere kapaklanacaktım ki Aaron onu tuttuğum elim sayesinde düştüğümü fark etti ve belimden kavrayarak beni tuttu. Kendisine çekti. Dengemi tekrar yakalamak için göğüslerine dayanmak zorunda kaldım. Bu da yüzlerimizin gereğinden fazla yakın olmasına sebep oldu. Gerçi yüzlerimizin gram yakın olmasının gereği yoktu.

Göremediğim ama nefes alış verişinden anladığım endişesine karşı tepkisizdim. Endişelenecek hiçbir şey yoktu. Sadece aptaldı.

"İyi misin Kitty?"

Bana Kitty demese onunla iyi anlaşacağıma söz verebilirdim.

"Sapik herif bırak beni"

Gülümsedi.

"Sen bilirsin"

Bir anda beni bıraktı ve yere kapaklandım. Yerde ayağıma takılan şeyin hemen yanına düştüm. Ayağıma takılan şey dakikalardır burada aradığımız şeydi. Teleskopu bulmuştum.

Teleskopu elime alınca aklıma aniden hain bir plan geldi.

Hızla ayağa kalktım ve Aaron'a göstermek için ona doğru uzattığımda Aaron'un kafasına çarptı. Epey acıtmış olmalıydı çünkü epey hızlı vurmuştum. Fakat canının acıması umurumda değildi . Göğüslerimin intikamını almıştım. Evet aslında bunu bilerek yapmıştım.

Tam bir şey söyleyecektiki konuşmasına izin vermeyerek kolundan tuttum ve kaldırdım. Artık daha fazla oyalanmak istemediğim için zorla çekiştirip onu buradan çıkardım. Bir annenin çocuğunu hızlı gitmek için çekiştirdiği gibi çekiştirerek dışarı çıktım. Dışarı çıktığımızda beklemediğim bir görüntü beni karşılamıştı. Aaron'un sol gözünün üstü mosmor olmuştu. Sanırım biraz fazla hızlı vurmuştum.

Ups

Şaşkınlığım geçtikten sonra gülmeye başladım. Çünkü yarın lisenin ilk günüydü ve onun karizmasını fena halde çizmiştim. Gittiğimiz okullarda kavgacı tipler pek hoş karşılanmazdı ve Aaron ise şuan epey kavgacı biri gibi görünüyordu. Yere kapaklanmamın intikamı da alınmıştı.

Aaron bana bıkkın şekilde bakıyordu. Ama gözleri neye bu kadar güldüğümü merak ediyordu. Onu çok uzun süre merakta bırakabileceğimi sanmıyordum.

"Hadi gidelim yoksa birazdan arkamızdan gelecekler."

"Nedense ikimizi yalnız bırakma fırsatını kaçıracaklarını sanmıyorum."

"Sanki bunu yapınca daha iyi anlaşacağız. Saçını siyaha boyatıp bana Kitty demeyi bırakmadığın sürece seninle iyi geçinmeyeceğim."

Siyah saç Aaron'un en sevmediği saç rengi ve çocukluktan beri asla yapmam dediğim ikinci şeydi. Birincisiniyse tahmin etmek zor değildi.

Göz devirdi. Hala kolunu tuttuğumu fark ettim. Bunu fark edince sert bir şekilde bıraktım ve kolunu ona doğru ittim.

Bahçeye geçtik. Yokluğumuzda yaklaşık on beş dakika geçmişti ve kimse bu çocuklara ne oldu dememişti. Aaron gerçekten haklıydı. Jane Aaron'un yarasını fark etmişti. Endişeli bir sesle sordu.

"Gözüne ne oldu?"

Aaron'un konuşmasına izin vermedim.

"Göğüslerimin intikamını aldı."

Aaron'a alttan bir bakış attım. Bunun benim yaptığımı söylemesi işime gelmezdi. Ne istediğimi anlamış olmalıydı.

"Sadece yere düşüp kafamı çarptım. Kitty komik olmaya çalışıyor."

Bu sözün ardından bakışlarını bana kitledi. Adeta 'bunun hesabını sonra göreceğim kurtuldum sanma' diyordu.

Ben ise daha çok hodri meydan der gibi bakıyordum. O bana serti oynuyordu. Eğer onun yerinde başkası olsaydı onu yumuşatırdım ama Aaron'un bu halleri ona daha çok zarar veriyordu. Duygusal biriydi ve empati yeteneği güçlüydü. İstemsizce her şeye empati yapabilirdi. Kendisini bir masanın yerine koyup üstüne biri oturdu diye ağlayabilirdi. Günün sonunda bende normal bir insan olduğum için bana karşı da empati yapıyordu. Bu yüzden bana böyle davranmak onun için zordu. Hatta çok zordu. Bu yüzden onun yumuşamasına izin vermiyordum. Bana karşı iyi olmaya çalıştığı her seferi kendi ellerimle yok ettim. Bundan pişman değil memnundum. Bu hayatımda yaptığım en doğru seylerdendi. Ayrıca Aaron'un duygusal hali çekilir gibi değildi. Midemi bulandırıyordu.

Aaron ve benim dışımda herkes yemegini yiyip çoktan tatılara geçmişti. Annem de teleskopu kurmakla uğraşıyordu. Bizde yemeğimizi yiyip tatlılara geçtik. Tatlı olarak dondurma vardı. Yazın son dondurması diye içimden geçirdim.

Biz bunları yaparken babam Ford ve Fred amcanı sohbetleri koyulaşmış, birazdan masayı kahvehaneye çevireceklerine emin olduğum bir iddialaşmaya doğru gidiyorlardı.

Koz ver koz ver diye oynayacakları kağıt oyunları için sabırsızdım çünkü artık bende onlara katılacaktım.

Annem teleskopu bizim için ayarlamış, Jane ise bizimle sohbet ediyordu. Lise için planlarımızı soruyordu. Daha çok benimle ilgileniyordu da diyebilirdim. Zaten Aaron'un planını kendisinin çoktan yaptığına emindim. Bu Aaron'u zorlayan bi ebeveyn olmasında kaynaklı değildi. Aaron'un çok kararsız ve fikirsiz olmasından kaynaklıydı. Gerçekten kendi başına bir işi yapabildiğinden şüpheliydim. Aaron evlerden ırak birisiydi.

Fred ve Ford çok geçmeden sözümü doğrular şekilde Gilbert'a okey takımımı getirtmişti. Sanırım benim acil durum olarak degerlendirdiğim olay masa oyunlarının hazırlanmasıydı.

Aaron ve bende babamlara katıldık ve annemin hazırladığı o hoş gece o güzel havasını yitirmiş ama nostaljikliğini koruyan bir kahvehane gecesine dönüşmüştü. Eskiden deniz kenarında olan evdeki günlerimizi hatırlatıyordu. Yine Ford ve Fred okeye tutuşur annem ve jane de onlara katılırdı. Ben babamın kucağına Aaronda Jane'nin kucağına oturup bilmediğimiz bir oyunu kazanmaya çalışırdık.

Şöyle bir bakınca şu hayat oyunu da bilmediğimiz bir oyundu ve Aaron ve bende yine bunu kazanmak icin savaştaydık. Ne için mücadele ettiğimizi veya kuralları bilmiyorduk sadece oynuyorduk.

Bu gece Jane ve annem Lily oynamayı bırakmış ve yerlerini bize bırakmışlardı. Bu garip bir şekilde iyi hissettiriyordu. Aarona rağmen bu gece güzeldi. İyi hissettiren ve içi huzurla dolduran farklı bir hissiyatı vardı.

Korumak istediğim bir hissiyat.

Gece boyu zaman kavramını yitirmiştik. Annem ve Jane daha fazla dayanamayarak uyumaya çıkmış. Bizse kendimizi kaptırıp onlarca el oynamıştık.

Saat gece 3'ü gösterdiğinde bana karşı defalarca kaybeden Aaron'un aklına saate bakmak gelmişti. Çok geç olduğu için gitmenin anlamsız olacağını biliyorduk bu yüzden bizde kalmaları için davet ettik. Keza Fred Jane'i tek başına bırakıp gitmezdi ve Jane'i bu saatte uyandırırsak ne olacağını hepimiz çok iyi biliyorduk.

Küçükken Aaron ile girdiğimiz ve kaybettiğim bir iddia yüzünden bunu deneyimlemiştim ve Jane sabahın ilk ışığına kadar kimseyi uyutmayıp söylenmişti ve bunu yaparken adeta öfkeden deliye dönmüş bir canavara benziyordu. Odada geziyor ve sinirlenip bir şeyleri duvara fırlatarak kırıyordu. Fred hiçbir şey yapmamıştı çünkü daha önce deneyimledigi için bir şey yapmanın bir anlamı olmadığını biliyor olmalıydı. Zaten günün ilk ışığı ile Jane elini yüzünü yıkayıp kendine gelmişti.

Fred ve Ford yorgunluktan yürüyemedikleri için onları Aaron ile taşımak zorunda kalmıştık. Bize yardım edecek kimse yoktu çünkü saat geç olduğu için herkes evine dönmüştü. Kalanlar da uyuyordu. Fred ve Ford'u misafir odasındaki karyolaya yatırmıştık. Burada ufak bir yaramazlık yapmıştık Ford ve Fred'i farklı yataklarda da yatırabilirdik ama uyanınca olan o biz ne yaptık bakışları için Aaron'a bu fikri önermiştim. Aaron da liseye geçmemizin hatırına biraz daha ileri gitmeye ne diyeceğimi sormuştu ve üstlerinde sadece boxerlarını bırakacak şekilde onları tamamen soyduk. Bu kendilerini bize taşıtmanın bedeliydi.

Yalan söyleyemeyeceğim bunu Aaron ile yapmanın bu kadar eğlenceli olacağını tahmin edemezdim. Keza böyle bir şeyi yapacak cesaretim de olmazdı. Çünkü onlardan epey uzak kalmıştım ve nasıl tepki vereceklerini bilmiyordum.

Bunları yaparken uykum biraz dağılmıştı. Bu yüzden aaron ile odama çıkıp biraz video oyunu oynamaya karar verdik. Bu daha önce girdiğimiz bir iddaydı aslında ayrıca muhtemelen uzun süre bulamayacağımız bir fırsattı. Çünkü gittiğim lisede rahat durmayacaktım.

Saat epey ilerlemişti ve dayanamamıştım Oyunu kaybetmiştim ve uykusuzluktan başım Aaron'un omzuna düşmüştü. Aaron da elindeki oyun konsolunu bırakıp bir süre televizyonda yanan ışıkları seyretmişti. Neden böyle bir şey yaptığını hatırlamıyordum. Gece ile alakalı hatırladığım son şey iyi hissettirdiğiydi.

Birinci bölüm sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.