Cruel'in emriyle Rahip ve Rodosa eşlik eden Cael bir hayli huysuzdu. Tezgahtan tezgaha koşuşturan Rahip ve ona "Haklısınız" ya da " Dediğiniz gibi" dışında cevap vermeyen ama eğlendiği görünen Rodos'a bakıcılık yapıyormuş gibi hissediyordu. "İşiniz bittiyse gidelim artık, Efendi Cruel çoktan yola çıktı."
Rodos ise Cael'in sert çıkan sesine karşılık "Gelmeni o emretti, söyleneceksen ona söylenseydin."dedi. Rahatsız bir somurtmayla karşılık verdi. Rahipse Rodos'a aldığı kurdeleyi takarken konuşmaya girdi."Onun için mi endişeleniyorsun? Büyük ihtimalle bizim toplam gücümüzden daha fazlasına sahip."
"Biliyorum! Ama endişe etmeden duramıyorum, size neden açıklıyorsam." Rahip bu sefer sıcak ifadesiyle Cael'in siyah saçlarını karıştırdı.
"Siz o adamları, Ebedi Ay'ı nereden biliyorsunuz?"
"Kilisemizin kapatılmasının sebebi onlar."
Rodos Rahibin tepkisini ölçerek kelimelerine dikkat ediyordu. "Senin hedefinle aynı diyebilirsin, bire bir intikam." Sonu bilerek vurguladı, sesi daha sert çıkarken yumrukları sıkılaştı, parmak boğumları beyazlaştı. Cael tonundaki değişimle irkildi ve daha fazla devam etmedi.
Çarşının heyecanlı temposunda göze çarpan insanlar vardı. Maceracılar, paralı askerler ve muhafızlar. Cael biriyle çarpıştı "Kusura bakmayın," Adamın sömürülmüş gözlerini görünce sesi hemencecik kesildi. Adam kalabalıkta kaybolurken onu izledi.
"Ne duruyorsun, zaman kaybetmeyelim." Cael bir gözü kalabalıktayken Rodosu takip etti.
...
Jaykar ve Cruel yoğun atmosferde konuşmalarını devam ettirirken Meriette hızla kalabalığı yararak içeri girdi, Jaykar'a söz vermeden bağırdı. "Lord Cruel, o adamlar burada!" Cruel'in bağırışları işitmesiyle ayağa kalkıp çevreyi kontrol etmesi tamamen refleksti. "Kim, neyden bahsediyorsun Merie?"
Jaykar'ı sustururken dışarı çıktı. Görünürde sessizce esen rüzgârla sallanan dallar ve temiz gökyüzü dışında bir şey yoktu.
Gözlerini kapatarak manayı hissetmeye çalıştı, etrafta belirip yok olan tanıdık varlığa doğru koşuştururken Meriette kasabada Elfleri güvenli yerlere götürüyordu.
Tanıdık olmayan simâlar üzerlerindeyse gümüş işlemeli cübbeler. Cruel'in çenesi kasılırken öfke içinde kabarıyordu. Daha sonra gri saçlı dobra adam üzerine doğru yürüdü, hızlıydı. Göz açıp kapayıncaya kadar önünde belirmiş avuçlarını yüzüne ulaştıyordu. Cruel yana kaydı ve kurtuldu.
Her hareketini incelerken adam eldivenlerini giydi, Cruel'in gözüne parmak uçlarından yayılmaya başlayan siyah lekeler takıldı. "Sen Bon'un bahsettiği adam olmalısın, Drezh'i kesip Osirisi öldüren adam." Konuşurken kısık gözleri soğuk kanlıydı. "Osiris,onu ben öldürmedim."
İstese bile onun parıldayan gözlerini unutamazdı. "Bon denen adam öldürdü." Ona baktı oldukca asil görünüyordu kıyafetleri.
"Bon...Bunu neden yapsın?" Cruel kandırılmış adama acıdı. Ellerini beline götürüp kılıcını çıkarmak istedi fakat "Kılıcımı getirmemişim."
Adam müstehzi şekilde sırıtıyordu. "Ne ironik. Tanrı eşit savaşmamızı istiyor sanırsam." Göz açıp kapayıncaya kadar elleri boğazına dayanmıştı ki Cruel ucu ucuna sıyrıldı. Toprağa gömülen yumruklarını salladı. "Ben kılıç kullanmam." Cruel hızını avantaja dönüştüren kibirli adama sinirlenmeye başlıyordu. Kesinlikle Ron'un ya da Albreru'nun samimiyetsiz sırıtmalarını tercih ederdi.
Adam ses katmanını yıkan saldırılar yağdırırken Cruel sıyrılmaya devam ediyordu, geriye adımlayacak yer kalmayınca karşılık vererek tekmesini savurdu. Adam sendelerken aşağıdan bir çelme denedi fakat o daha hızlıydı. Cruel onun seri yumruklarını savuşturuyor, boşluklarını kısa saldırılar yapıyordu.
Aralarında mesafe açılırken Cruel parmak uçlarında sallandı. Bacaklarını esnetti. "Üzgünüm fakat Drezh denen adamı tercih ederim." Öfkesi yüzüne, aşağalık ifadesine, yansarken bağırdı. "Sen kim oluyorsun, beni, Vine, zayıf görüyorsun." Cruel adamın zayıflığını noktalamışcasına ifade takındı. "Üzgünüm bunlar gerçekler." Adam kontrolsüzce saldırırken daha da hızlandı. "Seni alçak!"
Cruel Vine'nin zayıf hareketlerini savuştururken bir yandan yeni kalıntısını kullanacaktı. Etrafta bir anlığına kendini gördü Vine, daha sonra su damlaları parçalanarak etrafını sardı. Ateşle karışan kayıp su damlaları renk cümbüşüyle parladı. Vine daha önce görmediği bu kozmiği savuşturamadı. Saf ateş sonsuz halkalarla Cruel'i çevrelerken ardı kesilmeyen su hançerleri ona doğru savruluyordu.
Meriette Köy halkını tahliye ederken meydanda kuyunun başındaydı, maskesiyle boynu lekeli adam duruyordu. Meriette varlığı ve yokluğu bir olan adama karşı elini kabzasına koyarak hazırlandı, maskeli adam yavaşca ona dönerken tüy kadar hafif adımlara sahipti. Meriette hayaleti andıran adamın nerden geldiği anlaşılmayan saldırısını bir taklayla atlattı. İnce kılıcını çekerken ağırlıksız adamla uyum içindeydiler. Havada belli olmayan adımlarla tahmin edilemeyen bilinçsiz saldırılar Meriette'nin bütünleşmiş özgür stiliyle birbirine biçilmiş kaftandı. Maskeli havada kılıç kadar keskin dalgaları ardı ardına gönderiyordu, Meriette bir eliyle savuştururken diğeriyle toprak mızrakları yükseltti.
Maskeli kanadığını fark edemezken saldırılarına devam ediyor, bedeni yaralarını kapıyordu. "Rahip ya da şifacı mı?" Meriette iyileşen noktalarına karşın bir "Tch" sesiyle seçenekleri düşünmeye başladı.
Bir şifacı temel element büyülerini bu kadar gösterişli kullanamazdı, Rahip ise... bunu düşünmek istemiyordu. Maskelinin boynundaki lekeler büyürken son dakikalarında çabalayan insanlar gibi hırçınlaşmıştı. Meriette kılıcını tepesine kadar yükseltirken kendi dansıyla şiddetli rüzgâr dalgalarını atlattı. Hızlıca boşluğu gördü, içere gövdesine doğru uzanarak büyük bir kesik yarattı. Daha yavaş kapanan yaralar ve işlenen isim bir isim vardı: "Sett02"
Sett yere yığılmadan önce Meriette onu yakasından kendine çekerek maskeyi kırdı. Çatlayan maskenin altında uzun zaman önce solmuş ten ve yüzünden boynuna siyah lifleri andıran lekeler vardı.
-Çarşı-
Kalabalık çarşı öğlen güneşi tepeye vardığında sessizleşti, Cael karşısındaki sallantı küpeli adamla çarpışıyordu. Çarşı sessizleştiğinde kalabalık koşuşturmaya başlamış, Cael'in daha önce göz göze geldiği ruhsuz adam siyah cübbelerin altından çıkmıştı. Rodos yanındaki Rahibi savunurken turkuaz saçlı uzun kadın iki tarafı birbirinden ayırmıştı.
"Hey!" Billie denen adam Lauranın emriyle Cael'i sislerin arasına gömmüş, sonsuz boşluğu andıran saf beyaz bölgede sadece ardı kesilmeyen ilizyonlarla üzerine gidiyor Cael kesiklerle yok olan ilizyonlardan kurtuldukça sayısı katlanarak artıyordu. Ürkütücü sessizliğiyle kalp atışları duyubilinecek bu boşlukta net ve kulak kanattıran sesler yankılanıyordu. Zaman zaman görüşü bulanıklaşıyor, duyuları kararıyor onu yanıltıyordu.
Cael omzuna gerçek bir saldırı aldığında dişlerinin arasından acı iniltiler çıktı. Omzundan koyu kızıl sızıntıyla geri dikilerek kılıcını daha sağlam tuttu.
Issız boşluk ona Remember'i gösterdi. Sonrasında Valrion'u devamında ormandaki yılları... Cael'in yumrukları beyaz kesilirken savunmasız görünüyordu. Hayatının en zayıf anları gözlerinden akarken uzak olmayan mesafeden Billie çıkageldi. Hâlâ sahip olduğu duygusuz ifadesiyle sinsi bir saldırı yaptı. "Demek suikastçı tipisin." İnsanları bu sahte gerçekliğe yok eden teknik, onların en zayıf anlarını ortaya koyar ve sonları olurdu. Geçmişini kabullenemeyip ileri bakamayanların kanları burada dökülmüştü.
Cael yüzünde ilk defa açan duyguyla Billie'yi kendi elleriyle bitirdi. Sahte gerçeklik diyarı yıkılırken Cruel ve onun insanlara verdiği umutlar yayıldı boşluğun kalıntılarında.
Keskinleşmiş hava yüzüne tekrar vurmaya başladığında yaşadığını hissetti Cael. Kan akıtan omzunu acıyla sargılarken tekrar onu umutsuz boşluktan kurtaran Cruel'e minnattar oldu. "Sanırım daha sonra teşekkür etmem gerekecek."
________________________________
En sevdiğim yere geliyoruzzzz
Rahibi ben kendime alırım arkadaşlar onu baştan söyleyeyim
Bu Tarot kartlarına yapılan edittem yapıcaktım sesi bulamadım 😭😭
