İçeriğe geç

Dük Cruel'in Anıları{Düzenleniyor}

Bölüm 19 · 6 dk okuma

Dük Cruel'in Anıları{Düzenleniyor}

Bölüm 19

[İlk Ortak] Ebedi Ay

Çoşkulu denebilecek kadar olaylı geçen davetten sonra Cruel Saf dalga ruhunun kalıntısını bulmuştı. Şansa bela karşılaştığı elf savaşcı aynı zamanda Rahiple eski yoldaştı ve bu eski dostlar, Cruel'in kovboyuyla elflerin ormanına doğru gidiyordu.

"Veth bölgesi mi? Elflerin orada olduğunu bilmiyordum."

İnsan ilişkileri zayıf kabul edilen elfler büyüde en yetenekli ırk olarak kabul edilirdi, Meriette ise insanlara karışmaya çalışan nadir elflerdendi.

"Uzun yıllar önce Veth pederşahı bize ormanını açtı. Karşılığında ormandaki yaratıkları temizleyen gruplar var."

Veth pederşahı orman kontrolden çıkınca iblis hükümetinin baskısından kaçarak Zerathinlilere sığınan elflere, ormanın koruma hakkını vererek ev sahibi etmişti. Irkları dışında diğerlerini hor gören elfler ise insanlara karşı görüşü değişmeye başlamış, Zerathin halkına katılmıştı ki bu Zerathindeki büyüde gelişmeyi hızlandırmıştı.

"Senin gibi dışarı çıkanlarda varmış demek." diye düşündü. Yol üzerinde sessiz arazide kamp kurulduğunda gözler tekrar ondaydı.

"Son görüşmemizden beri güçlenmişsiniz efendi Cruel." Gereksiz samimiyetini anlamdıramıyordu Cruel. "Evet, uzun zaman olmadı. Sık sık görüşüyoruz, değil mi? "

"Tesadüf denmeyecek kadar fazla, Tanrıça Penepole bize bunu yazmış olmalı." Rahibin konuşmaları anlamsız geliyordu. Afaroz edilmiş Elf Rahibe, göze batan bir Rahip ve onun suskun eşlikcisiyle yan yana kamp yapmak Cruel'i güvende hissettirmiyordu.

Dahası zırt pırt karşılaştığı iki adam hakkında içinde uğursuz bir merak vardı. "Normal olmadıkları belli." diye düşündü.

Cruel, Ay tepeye varmadan yakılan ateşin başında Eddie ve o günü, Eddienin ellerinde beyazlaşan bedeni aklında tekrarlanırken dışarıda sesler yükseldi.

Rahibi korumak için öne çıkmış saçının bi kısmı örgülü savaşcı Rodos. Cübbelilerle savaşan Meriette ve Cael.

"Rodos onlar! Ebedi Ay'ın müritleri!"

Siyah cübbelerdeki gümüş işlemeler, savaşın isi ve tozu arasında parlıyordu. Cruel, Rahibin uyarısıyla sarsılsa da şoku çabuk atlattı; üzerine savurulan kılıçları çeliğin çeliğe vurduğu kulak tırmalayıcı bir sesle savuşturdu.

"Efendi Cruel!" Cael’in sesi kargaşanın içinden yükseldi.

Meriette ve Rodos, Liunes ile birlikte diriltilmiş kuklalara karşı amansız bir çarpışmaya tutuşmuştu. Starve şövalyeleri birer birer kan kaybederken, Rahip dudaklarından dökülen kutsal kelimelerle cepheyi ayakta tutmaya çalışıyordu.

"Meriette, şövalyeleri güvende tut," diye bağırdı Cruel.

Tam o sırada, kalabalığı yararak karşısına çıkan, o tanıdık simayı gördü. Sarayda Cael ile çarpışan kan gözlü adam, sanki tüm nefretini kılıcın ucuna toplamış gibi geliyordu.

"Sen... Lord Drezh'i deviren o adamsın! Seni kendi ellerimle boğazlayacağım!"

Hırsın kör ettiği adam, kılıcını geniş bir kavisle savurdu. Cruel, saldırının zayıflığını tek bir bakışta süzdü. Vücudunu hafifçe yana kaydırıp kılıcın ivmesini boşa çıkardı. Rakibini toprağı kazıyan sert bir darbeyle geriye uçurdu. Yere serilen adama acımayla karışık bir tiksintiyle baktı:

"Kimsiniz siz?"

Kan gözlü adam, boğazındaki hırıltıyı yutkunarak dindirmeye çalıştı. "Tch... Ben Osiris. Lord Drezh'in sağ koluyum!"

Cruel, intikam yemini eden adama karşı beklenmedik bir hamle yaptı; kılıcını bir kenara fırlattı. Osiris daha ne olduğunu anlayamadan, suratında patlayan bir yumrukla dünyası karardı. Ardından bir tane daha.

"İntikam mı istiyorsun?"

Osiris, kendisinden daha korkutucu, daha karanlık görünen bu adamın gölgesi altında ezildiğini hissetti.

"İntikam alacak kadar güçlü müsün sahiden? Beni yenebileceğini mi sanıyorsun?" Cruel, ani bir sıyrılmayla yerdeki kılıcını geri aldı.

"Sen ne anlarsın ki!" diye bağırdı Osiris, acı içinde.

"Ne mi anlarım?" Cruel’in sesi buz gibiydi. "Dünyanın gerçeği bu. Öfkelisin diye beni yenemezsin."

Zihninde Eddie’nin son anları canlandı. Kaybetmenin ne demek olduğunu biliyordu ama bu teslim olacağı anlamına gelmezdi. Yine de Osiris'in gözlerindeki o sönmeyen ateşe gizli bir hayranlık duydu.

Dövüşün seyri, Osiris'in bedenini kaplayan uğursuz bir lanetle değişti. Siyah bir duman yaralarından sızıyor, etini birer dikiş gibi kapatıyordu. Göz bebekleri kaybolup yerini dipsiz bir karanlığa bıraktığında, karşısındaki artık bir insan değil, iradesiz bir savaş makinesine dönüşmüştü.

Cruel, üst üste gelen, ritmi bozulmuş ama hızı artmış saldırıları saptırırken dişlerini sıktı. İçindeki o eski paralı askerin sesi, bu yaratığın işini tek bir boyun darbesiyle bitirmesini fısıldıyordu. Ancak Cruel, kabzasını daha sıkı kavradı; parmak boğumları bembeyaz kesildi. Odak noktasını avuç içlerine, manasının merkezine topladı.

Birden, kılıcın namlusundan sızan turuncu parıltı çeliği saniyeler içinde kör bir ateşe boğdu. Havanın nemi anında buharlaşarak etraflarında yoğun bir sis bulutu oluşturdu.

Cruel, Osiris’in boşa çıkan kontrolsüz bir savuruşunu fırsat bildi. Mesafeyi tek bir adımda kapatıp ateşten kılıcını yayvan bir biçme hareketiyle rakibinin göğsüne indirdi.

Kutsal ateş, lanetin kara dokusuna değdiği anda etrafa cızırtılar ve yanık kokusu yayıldı. Normalde anında kapanan o lanetli yaralar, Saf Ateş'in mührü altında açık kalıyordu. Lanetli iyileşme, güneşin karşısındaki buz gibi eriyordu. Cruel, bir manevrayla silahları birbirine kenetledi ve ani bir omuz darbesiyle Osiris’i dizlerinin üzerine çöktürdü.

...

Ay ışığı, Veth ormanının nemli zeminine vuran kılıç parıltılarıyla bölünüyordu. Cael, bir tüy kadar sessiz adımlarla geri çekilirken, karşısındaki devasa gölgeyi süzdü. Nox, toprak rengi saçlarını geriye atmış, gözlerindeki o vahşi parıltıyla bir sonraki saldırısını planlıyordu.

"Hızın seni bir yere kadar korur." dedi Nox. Sesi, yer altından gelen bir gürültü gibi boğuktu.

Cael cevap vermedi. İnce yapılı kılıcını hafifçe yana yatırdı; bu meydan okumayı kabul ettiğine dair ilk adımdı. Nox, daha fazla beklemeden ileri atıldı. Toprak rengi saçları rüzgârda savrulurken, ağır kılıcı havayı ıslık çalarak yardı. Darbe o kadar şiddetliydi ki Cael'in sıyrılmasıyla durduğu yerdeki ağaç kökleri paramparça oldu. Cael, rakibinin ağırlığını avantaja çevirmek için Nox'un kolunun altından kaydı. Kılıcının ucuyla Nox'un zırhındaki bir boşluğu hedefledi, ancak Nox savrulmadan sadece geriledi.

Nox, boşa çıkan savuruşunu anında bir omuz darbesine çevirdi. Toprak kokusu ve ter birbirine karışırken, Cael’i geriye doğru uçurdu.

Cael'in kılıcından destek sağladı.

"Efendi Cruel kadar iyi değilsin." Cael'in yüzüne gururlu ifadesi yayılırken dikildi tekrardan, kılıcın keskin gövdesini yere doğrulttu. Hızlandı. Keskin nokta Nox'un göğsünü hedeflerken hızlıca içeri kaçtı. Nox ani hareketlere alışamazdan geriye sendeledi, Ay ışığı Cael'e gölge düşürürken yavaşca gözleri karardı.

**************************

Osiris zorca acı içinde hareket etmeyi denedi, yanında yıpranmış Nox'la beraber. Uzak olmayan noktada karanlığa gömülü adamlar duruyordu. Osiris bilincini kazanırken acı içinde iniltiler çıkarıyor, ağır ağır nefes alıyordu ki İkisi sessizlik içindeyken karanlıktan yüzünü yarılayarak gösteren Cruel çıktı. Osiris çenesi kısılırken ölmemesine şaşırıyordu.

Rahip Cruel'e hayranlık ve başka bir duyguyla bakıyordu artık. Rodos ve Liunes, Ölüm Tanrıçası'nın kiliseleri ve ibadethaneleri kapatılmasına sebep olan aynı zamanda onlara zulmü yaşatan Tarikatı- Ebedi Ay tarikatını- yerle yeksan etmeye yemin etmiş yoldaşlardı.

5 yıl savaşlarında ihanetle suçlanamış inananlar İmparatorluğa karşı yer almıştı. Tek dayanağı imparatorluk olmayan tarikat, yavaş adımlarla büyük etkileşimler almıştı. Emrin gelmesinden yıkılışa kadar olan sürede araştıran ve gezen ikili kendilerini gerçeğe adamıştı. Uzun yıllar sonra Cruel de gördükleri umut, iki tarafı aynı yola düşürmüştü.

"İmparatorluk ailesinden mi şüpheleniyorsun?"

Cruel duyulmayacağından emin ses tonuyla konuşuyor, Cael hedefleri aynı olan adamlara sempati duymaya başlıyordu. "Sanmıyorum, imparatorluk ailesiyle olan etkileşiminin yeni başladığını düşünüyoruz."

"Öncesi var yani..."

Cruel'in aklına düklüğün evrak geçmişi fırtına gibi çaktı. "Söylemesem daha iyi olacak." Cruel eski Arşidükün savruk harcamaları ve Fleth'le olan çıkarsız ilişkisi hakkında içinde kötü hisler doğmaya başladı."Umarım yanılıyorumdur." Grek için Cruel Starve'nin geçmişine dair merakı arttıyordu.

Gökyüzünde yıldızlar en parlak zamanına geldiğinde rehinelerin köşesinden yoğun,ezici mana neredeyse gözle görülebilirdi. Çok yaklaşmadan Rahibin dizleri çözülmüştü, önde ilerleyen Cruel ve onun ışıldayan kutsaması göz alıcıydı. Rodos göremez, Meriette hissederken, Lienus'un net şekilde karşısındaydı. Yakut saçlı adamın etrafında onun liderliğini takip edenler ve tepesinde Penepolenin simâsı.

"Onda gerçekten bir şeyler var."

...

Cruel'in bedeni ezici havayı hatırlarken adımlar devam etti. Derinlerde süzülen, yoğun sisi andıran uzun saçlarıyla o adam duruyordu karşısında. Ona yalvaran gözlerle bakan Osirisin lanetlenmiş ve soğuk bedeniyle yıkılmış, hemen arkasında mahcup gibi bekleyen Nox. Kırağı gözleriyle Cruel'e bakarken yutkundu. Cruel tanıdık sesi ve yüzü inceliyordu ki adam şaşkın yüzüyle "Yaşıyorsun." dedi, narin duyulduğu kadar sert sesiyle.

"Creul Starve, sen nasıl olur?" Cruel adamın bakır gözleriyle denk geldi, birkaç saniye sonrasında mühürlenmiş bir kapıyı açıyormuş gibi hissetti zihninde.

Gözlerini kırpıştırdı, tekrar baktığında simsiyah bir sonsuzluk içinde çeşit çeşit tanımadığı yüzler ve anılar vardı.

_________________________

Bay bombastik bi yer bölmek istemedim

Eee nabers hayat nasıl gidiyor

Biraz hızlıyız sanki heee

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.