Yumuşak, lüks koku Cruel'i ayıltırken başında bekleyen Cael endişeyle söyleniyordu. "Efendi Cruel nasıl hissediyorsunuz?" Aynı anda giriş yapan Alberu Cruel göz yaşlarını tutamazken durdu. Gözler sessizce ona odaklanmışdı."Lord Cruel, hayır, Cruel. İyi misin, ağrın mı var?" Alberu kalabalık muhafızları tek işeretiyle gönderdi. Göğsü hızlıca inip kalkmaya devam ederken elleriyle kendiliğinden sulanan gözlerini ovdu.
Unutulan anılar önünde belirirken titremesi başladı. Sakinleşmeye çalışırken daha önce yüzünde görülmemiş nazik bir gülümseme vardı "İyiyim. Sadece kabus gördüm." dedi Cruel biraz kırgın sesiyle.
"Üzücü olmalı..." derken sesi kayboldu, Cruel'e karşın endişesini içine gömen Cael dudaklarını ısırırak oturdu. "Daha da güçleneceğim, sizi koruyacağım efendim."
Cruel gözlerinin önünde kırmızı şarbet kusarken tekrar birini kaybetme hissinin altında ezilmiş, kanı kaynamış ve tekrar intikamını hatırlamıştı. Fakat bu sefer sadece Valrionlular için değil, Cruel ve zarar gören halk içinde.
"Beni korumana gerek yok, sadece güçlen." Cruel kendine gelmeye başlarken yoğun duygularını tekrar unutmayacağı şekilde kenara çekti.
...
Alberu onunla baş başa kaldı."Formaliteyi es gececeğim. Cruel, sen ve astın beni kurtardınız dahası davetteki herkesi kurtardınız. İmparator size teşekkür ediyor. Sizi ödüllendireceğini iletmemi istedi, dileğin nedir?" Alberu Velihat prens olarak değil hayatı kurtarılan birisi olarak teşekkür ediyordu.
"Zerathinin geleceği, güneşi Velihat Prens tehlikedeyken hayatımın pek önemi yoktu." Odadaki beklentiyi dağıtarak yalan söyledi, hayatı şu an onun için en önemli şeydi.
Alberu onun tabirlerinden sıkılarak şikayet etti.
" Lütfen kısa kesin, bu rahatsız edici."
Cruel eline geçen şansı kullanacaktı."Tatil istiyorum, anlarsınız, starve bölgesinin işleri hiç bitmiyor."
Alberu cevabına şaşırmış şekilde boğazını temizledi."Emin misiniz, bir ünvan ya da herhangi bir şey?"
"Sadece Liman şehrinde bir tatil Velihat Prens Alberu. Çok ısrar ederseniz altın da alabilirim." Homurdanarak gümüş saçlarını karıştırdı.
"Peki. Sistana yolculuğunuz için hazırlıkları başlatacağım, dinlenmenize bakın."
"Zerathinin güneşi gerçekten çok cömert."
Cruel'in samimi olmayan yüzünü Alberu kabullenerek onu yalnız bıraktı.
...
"Tek taşla iki kuş vurdum," Cruel Liman şehri sistanın en muntazam ve hoş manzaralı hanedanına yerleşmişti. Turkuaz dalgalar kayalıklara çarparak gürültülü, aynı zamanda huzur dolu sesler çıkarıyordu. Kayalıklarda kırılan deniz Cruel'e eskiden burada geçirdiği zamanı anımsatmıştı. Cruel tekrar cübbesini giyerek kendini sakladı. Güneş tepeye varıp denizin mavisinden yansırken kayalıklara çıktı, Cael ona eşlik ediyordu.
Çok geçmeden aradıkları yere vardılar, mağara denemeyecek kadar küçük boşluğa girdiklerinde paçaları doluşan soğuk suyla ıslandı.
"Efendi Cruel ne arıyorsunuz?" Cael düşüncelerini içine atan bu adam hakkında endişeleniyordu."Biraz daha dinlenmeliydiniz."
"Sorun yok. Daha sonra bol bol dinleneceğiz zaten," Suları eşeleyerek ilerliyorlardı ki derinlik dizlerine kadar ulaştığında Cruel daha ıssızlıkla karşılaştı, etraftan soyutlandı. Bu seferki bir kadının sesiydi. "Beklediğimizden hızlı ilerliyorsun Starve, dikkatli ol." Cruel kadının sessiz endişesini geçiştirdi."O adamlara karşı oturmamı mı bekliyorsun? Saçmalık."
Uzun sürmeden geri döndü, sular artık onu engellemezken suyu kontrol edebiliyordu. " Derin dalgaların Ruhu Seerin."
Cael karşısındaki adamın her adımında farklı ağırlık hissediyordu."Şimdi de geri mi dönüyor?" Cruel'in hareketleri anlamsız geliyordu ki önlerine bilincini neredeyse kaybetmiş uzun kulaklı bir kadın çıktı, Cael'in ilk işi onu soğuk suların arasından çıkarmak oldu.
"Onu haneye götürelim." Cruel Cael'in sessiz istediğini kabul etti.
Uzun kulaklara sahip kadın ışık alan, ahşap kokulu odada uyandı, alnına dayanmış bez ve dışarıdan gelen seslerle. "Siz kimsiniz?" Sertce kapıyı vurarak açtı, yorgunluk duşundan çıkmış Cruel ile göz göze geldi."Ah, uyanmışsın, ateşin gerçekten yüksekti."
"Efendi Cruel sizi limandaki mağarada buldu, kendinizde değildiniz." Cael kılıç antremanından yeni çıkmış şekilde duruyordu, uzun kulaklı kadını süzdü. " Elf misiniz hanımefendi?" Kadın iki adamı tereddütle incelese de kendisini yardım edenlere güvenmeye karar verdi."Evet, ben Meriette ve yardımınız için teşekkürler."
Cruel'in gözleri Meriettenin zümrüt gözleriyle buluşunca "Neden oradaydınız?"
"Kontrol etmem gereken şeyler vardı."
"Ne gibi, soğuk mağaraya girmenize sebep olan neydi?" Cruel'in tonu şüpheye yer vermiyordu.
Meriette efsanelere her zaman ilgi duyan biriydi. Ölüm Tanrıçası Penepole'nin kilisesinden afaroz edildiğinde ve Düşmüş Rahibe olarak anıldığında bile efsanelere inanmıştı. Elflerin savaşçı kanını taşıyan Meriette güçlenmek için en eski Dalga Ruhu'nun efsanesini takip edip, gücü elde etmek istemişti. Yolculuğunda hastalanmış, parası bitmiş dahası insanlarla anlaşmazlığa girmişti. Mağaraya ulaşıp yığıldığında dâhi son anları olduğuna inanmıştı fakat Cruel oradaydı ve onu kurtarmıştı.
"Dalga Ruhu'nu arıyordum." Cruel'in havası güven vericiydi, net seçemese de etrafını saran partikülleri görebiliyordu.
"Kiliseyle bağlantılı mıydı?" Aklında sorular dolaşırken Cruel'in belli belirsiz şaşıran ifadesini fark etti. "Ah, sanırım geç kaldın." Cruel karşısındaki elfin güçlü bir savaşcı olduğunu görebiliyordu, onun onca zahmete rağmen elde edemeyip, kendisinin aldığı kalıntı için suçluluk hissetti.
"Çoktan onu elde ettim." Cael konuşalanları anlamaya çalışıyordu fakat bu ikisi farklıydı. " Yani gerçekti, Tanrıçam- Penepole'm- biliyordum!"
"..." Cruel çekik gözlü adamla ikisinin aynı kiliseye mensup olmasını sessizce karşıladı. "Şanslı mıyım, şanssız mıyım? Bilmiyorum."
"Birkaç güne buradan ayrılacağız. Seni Elflerin kasabasına götüreceğim."
"Buna gerek yok efendi Cruel."
"Kendimi iyi hissettirmek için yapıyorum, bana karşı gelme." Meriette en sonunda sessizce müteşekkir olarak kaldı. Cael ikilinin farklı etkileşimini görmezden geldi.
---
Cruel yola çıkacağı vakite kadar gerek Cael gerek Meriette ile kılıç tokuşturmuştu. "Güçlüsün Meriette." Cael överken yanında yürüyordu. Sadece elindeki kılıcıyla değil tüm bedeniyle savaşan Meriette Cael'e denk yeteneği ve tecrübesi vardı. "Senden çok şey öğrendim Cael."
Hane terk edileceği vakit eskisinden daha yıpranmış şekilde çekik gözlü Rahip ve onun eşlikcisiyle karşılaştı Cruel'in grubu. "Sizinle karşılaşmayı beklemiyordum Lord Cruel." Eski muzip gülümesemesini kaybetmemişti. "En son gördüğümden daha kötü görünüyorsunuz." İkisinin lekelenmiş giysileri ve parçalanan eşyalarını göstedi. "Verdiğim parayı yolculuk için mi harcadın?" Cruel'in alnındaki damarlar belirginleşirken Rahip Meriette'yle göz göze geldi.
"Sen, Meriette?" Adam şaşkınlığını saklamadı."Uzun zaman oldu Aziz Luines."
Luines'in rütbesi Merietteden daha yüksekti. O bir adanmışken, Meriette kiliseye ait savaşcı bir inanmıştı. Zamanında yakın ilişkilerde olan muritler Meriette'nin afarozu ve 5 yıl savaşlarıyla tamamen kopmuştu. "Öldüğünü düşünmüştüm Aziz."
"Şanslıydım." Adamın rahatsız gülümsemesi geri geldi.
"Birbirinizi tanıyor gibisiniz." Cruel iğneleyeci şekilde sohbeti böldü. İkiside Cruel'in sahip olduğu anormellikleri fark ettiklerini onaylar gibi bakıştılar. Cruel ve arkasındaki Cael olanlardan bihaberden yollarına devam ederken, Tilki gözlü Rahip ve eşlikcisi de onların yolculuğuna katılmıştı.
______________________________
Tarih çalışıyordum... Unutmuşum 😞😞
Paylaşım ve tasarımlar için
Tiktok: Meriiselly