Kans, Draco'nun avucuna kesik atar atmaz Harry'den ani bir bağırma sesi duyuldu. Bir anda tüm salon Harry’e döndü. O sırada Harry, kanlar içinde kalan avuç içini şaşkınlıkla izliyordu. Kans, ne olduğunu çözer gibi bir ifadeyle hızla Harry’nin yanına geldi ve onu kaseye doğru çekiştirdi. Draco'nun eline bir şeyler mırıldanarak kasenin içine soktu. Aynı anda Harry'nin kanını mor sıvıya damlattı. Harry'nin elindeki kesik bir anda kapanmıştı. Aynı anda Draco'nun elinden beyaz, parlak bir sıvı aktı ve yarası tamamen iyileşti. Harry, istemsizce Draco’yu izlerken Draco, ne olduğunu çok iyi biliyordu. Sırıtıp Kans’a bakarak cevabı bekledi. Kans, Draco’nun durumu anladığını fark ederek yalnızca şunu söyledi: “Draco Malfoy, Alfa; Harry Potter, Omega.” Derin bir sessizliğin ardından liste okunmaya devam etti. Harry ise hâlâ bir cevap alamamış olmanın verdiği şaşkınlıkla bahçeye çıktı. Köşedeki bir ağacın dibine uzandı. Zihnini boşaltmak istercesine gözlerini kapattı. Kesilen eli hâlâ sızlıyordu sanki. Yaklaşan adım sesleriyle irkildi ama gözlerini açamadı, yorgunluktan tükenmiş hissediyordu. Malfoy, Harry’ye sırıtarak yaklaştı: “Ooo, kimler buradaymış? Omega Potter. Senden daha yüksek bir performans beklerdim. Sonuçta benim asamla bile olsa karanlık lordu ayakta siktin. Şimdi bir de sikilecek misin?” Harry gözlerini aralayıp Malfoy’a baktı. Hemen karın hizasında dikilen Draco’yu bu kadar aşağıdan hiç görmemişti ve sebepsiz yere bu, onda tuhaf bir his uyandırmıştı. “Asanı atan sendin Malfoy,” diyerek kendini toparladı. Draco, Harry’nin kulağına eğilip “Ölmene izin veremezdim, Harry,” dedi ve hızla uzaklaştı. Harry, ona adıyla hitap ettiği için mi, yoksa ölmesini istemediğini söylediği için mi şaşıracağını bilemeyerek sıkıntı dolu bir nefes verdi ve gözlerini tekrar kapadı. --- Draco, söylediği cümleyi aklından geçirerek koşar adımlarla Blaise ve Pansy’nin yanına gitti. Nefes almadan konuşmaya başladı: “Omega çıktı! Tanrım, dualarım kabul oldu! Omega çıktı! Gördünüz değil mi? Eli kesildi! Bunun anlamını biliyorsunuz değil mi? Bu imkânsız sanıyordum. Tanrım, şükürler olsun. Kafayı yiyeceğim!” “Sus artık, lanet girsin Draco! Başım ağrıdı. Gördüklerimizi bize beş yüz kere anlatmak zorunda değilsin. Biz de oradaydık,” diye isyan etti Pansy. Sonra sorgulayıcı bir bakışla Draco’ya döndü: “Sahi şu el kesilme muhabbeti nedir?” Draco, heyecanla anlatmaya başladı: “EĞER BİRİNİN TEST AŞAMASINDA ELİ KESİLİRKEN, BAŞKA BİRİNİN DE AYNI ANDA AYNI ŞEKİLDE ELİ KESİLİRSE, BUNUN İKİ ANLAMI VAR. TESTTE OLAN KİŞİNİN YARASINDAN SİYAH SIVI AKARSA, BU RUH EŞİNİN ÖLDÜĞÜNÜ VE MEZARDA ELİNİN KESİLDİĞİNİ YA DA RUH EŞİYLE ARASINDA BÜYÜK BİR DÜŞMANLIK OLDUĞUNU VE ÖMÜR BOYU YALNIZ KALACAĞINI SEMBOLİZE EDER. AMA EĞER BENİMKİ GİBİ BEYAZ SIVI AKARSA BU—” “Uzatma da söyle artık,” diye lafını kesti Blaise. “SAF SEVGİ!” diyerek bağırdı Draco, sanki tüm okula sesini duyurmak istercesine. Heyecandan yerinde duramıyordu. Ve tek sorun, Harry’nin bunu bilmemesiydi. Draco, bunu ona anlatsa ondan yararlanmak isteyen biri gibi görüneceğinden hiçbir şey söyleyemiyordu. Belki de Harry şu an ondan hiç hoşlanmıyordu. Belki yıllar sonra anlayacaktı, belki de asla fark etmeyecekti... Bu düşünceler Draco’nun içini içini yemesine sebep oldu ve gece boyunca bir saniye bile uyuyamadı.
Bölüm 4
2
