İçeriğe geç

DUALARIMDA SEN

Bölüm 1 · 3 dk okuma

DUALARIMDA SEN

Bölüm 1

𝗕𝗼̈𝗹𝘂̈𝗺 𝟭 - 𝘛𝘦𝘴𝘢𝘥𝘶̈𝘧

Bazı karşılaşmaların tesadüf olduğuna inanırdım.

Ta ki onunla karşılaşana kadar.

O sabah uyandığımda hayatımın değişeceğini bilmiyordum. Hatta birkaç saat sonra tanımadığım bir adamın gözlerinin içine bakıp, onun yıllar sonra bile aklımdan çıkmayacağını hiç düşünmemiştim.

Ben Kader.

Yirmi iki yaşındayım.

Mimarlık okuyorum.

Ailem için hâlâ küçük kızlarıyım.

Ve onların gözünde hayatımın nasıl olması gerektiği çoktan belirlenmiş durumda.

Üniversiteye git.

Derslerini bitir.

İyi bir iş bul.

Sonra uygun biriyle evlen.

Aileni gururlandır.

Basit.

En azından onların gözünde.

Telefonumun alarmını üçüncü kez susturduğumda saat 08.17'ydi.

“Harika.”

Yataktan fırladım.

Bugün üniversitede sunumum vardı.

Saçlarımı aceleyle toplarken telefonum çaldı.

Annem.

“Efendim anne?”

“Uyandın mı?”

“Evet.”

Sesimdeki uykuyu saklamaya çalıştım.

“Dersin kaçta?”

“Dokuz buçukta.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Akşam erken gel.”

Elimdeki toka bir an durdu.

“Neden?”

“Baban konuşmak istiyor.”

İçimde garip bir huzursuzluk oluştu.

“Ne hakkında?”

“Gelince konuşuruz.”

Telefon kapandı.

Annemin bu cümlesini çok iyi biliyordum.

Bir şey vardı.

Ve genellikle babamın benimle konuşmak istemesi iyi bir şey anlamına gelmezdi.

---

Üniversiteye yetişmek için evden çıktığımda hava soğuktu.

Sonbaharın ilk günleriydi.

Gökyüzü griydi.

Sanki şehir bile bugün benimle aynı ruh hâlindeydi.

Otobüs durağına doğru yürürken çantamın fermuarını kontrol ettim.

Dosyam.

Defterim.

Kalemlerim.

Telefonum.

Her şey tamdı.

Otobüse bindiğimde cam kenarına oturdum.

Kulaklığımı taktım ama müzik açmadım.

Düşüncelerim zaten yeterince gürültülüydü.

Babam neden konuşmak istiyordu?

Evlilik?

Bu ihtimal aklıma gelir gelmez yüzümü buruşturdum.

“Yok artık.”

Kendi kendime fısıldadım.

Ama içimdeki ses susmadı.

Ya öyleyse?

---

Sunum beklediğimden iyi geçti.

Ders bittikten sonra arkadaşım Dilan yanıma geldi.

“Bugün niye böylesin?”

“Nasılım?”

“Buraya bedenin gelmiş ama ruhun başka ülkede.”

Gülümsedim.

“Babam akşam konuşmak istiyormuş.”

Dilan'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Eyvah.”

“Sen de mi?”

“Ne?”

“Sen de kötü bir şey olacağını düşünüyorsun.”

“Ben sadece babaların ‘akşam konuşacağız’ cümlesinin hiçbir zaman ‘sana pasta aldım’ anlamına gelmediğini söylüyorum.”

İstemeden güldüm.

“Abartıyorsun.”

“Umarım.”

Bir süre sonra Dilan başka bir derse gitti.

Ben ise kampüsten çıkıp şehir merkezine doğru yürümeye başladım.

Bir kafeye girip sıcak bir kahve almak istedim.

Kapıyı açtığım anda üzerime kahve ve tarçın kokusu geldi.

İçerisi kalabalıktı.

Boş masa ararken bir an durdum.

Pencerenin kenarında yalnız oturan bir adam vardı.

Elinde fotoğraf makinesi vardı.

Çevresindeki insanları değil, dışarıdaki sokağı çekiyordu.

Sonra başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

Bir saniye.

Belki iki.

Sonra bakışlarımı kaçırdım.

Boş bir masa bulup oturdum.

Çantamdan bilgisayarımı çıkardım.

Tam çalışmaya başlayacaktım ki önümde bir gölge belirdi.

Başımı kaldırdım.

Az önceki adamdı.

“Affedersiniz.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Evet?”

Elindeki fotoğraf makinesini gösterdi.

“Az önce yanlışlıkla fotoğrafınızı çektim.”

Şaşırdım.

“Fotoğrafımı mı?”

“Evet.”

“İzinsiz?”

Adam birkaç saniye sustu.

Sonra hafifçe gülümsedi.

“Haklısınız.”

Fotoğraf makinesini açtı ve ekranı bana çevirdi.

Gerçekten de fotoğrafımı çekmişti.

Ama fotoğrafta ben yoktum.

Camdaki yansımam vardı.

Yağmurla kaplanmış camın ardından, dışarıdaki gri şehir ve benim siluetim.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

“Güzel çıkmış.”

Adamın kaşları hafifçe kalktı.

“Fotoğraf mı?”

“Hayır.”

Kendimi düzelttim.

“Şehir.”

Bu kez gerçekten güldü.

“Ben de onu söylemiştim.”

“Ne?”

“Güzel bir kareydi.”

Fotoğraf makinesini kapattı.

“İsterseniz silerim.”

Bir an düşündüm.

“Sil.”

Adam hiç itiraz etmeden fotoğrafı sildi.

Sonra başını hafifçe eğdi.

“Memnun oldum.”

“Ben olmadım.”

Şaşırmış gibi baktı.

“Adınızı bile bilmiyorum.”

“Doğru.”

Elini uzattı.

“Aleksandr.”

Eline baktım.

Sonra yüzüne.

Elini sıkmadım.

“Kader.”

Bir an durdu.

Sanki ismimi anlamaya çalışıyordu.

“Kader?”

“Evet.”

Gülümsedi.

“İlginç bir isim.”

“Seninki de.”

“Benimki Rusça.”

“Fark ettim.”

“Nasıl?”

“İsmin.”

“Doğru.”

İkimiz de birkaç saniye sustuk.

Sonra Aleksandr arkasını dönüp kapıya doğru yürüdü.

Tam çıkarken durdu.

Başını çevirip bana baktı.

“Bir şey sorabilir miyim, Kader?”

“Ne?”

“Sen gerçekten tesadüflere inanıyor musun?”

Kaşlarımı çattım.

“Neden?”

Gülümsedi.

“Hiç.”

Sonra kapıyı açıp çıktı.

Ben ise arkasından bakakaldım.

Telefonum o anda titredi.

Annem:

“Kader, akşam konuşacağımız şeyi unutma.”

Telefonu kapattım.

Pencerenin dışına baktım.

Aleksandr çoktan kalabalığın içinde kaybolmuştu.

O gün onunla bir daha karşılaşacağımı düşünmedim.

Ama yanılmıştım.

Çünkü bazı insanlar hayatımıza girmez.

Hayatımızın yönünü değiştirir.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.