İçeriğe geç

DÖRT YAPRAKLI YONCA

Bölüm 1 · 4 dk okuma

DÖRT YAPRAKLI YONCA

Bölüm 1

1.Bölüm

Güzel bir akşamdı.

Serin esen bir rüzgâr…

Yalnızlık ve karanlık…

Peki ya ben?

Ben karanlık mıydım?

Hayır. Değildim.

Hiç olmadım.

Ama mutsuz olduğum zamanlar oldu. İçimde biriken, ağırlaşan bir hüzün oldu. Hem de fazlasıyla.

Yine de hallettim.

Nasıl mı?

Gülerek. Ben neşeli bir insanım. Ama kalbimde bazen bir ağırlık hissediyorum. Ve bu his… Hiç olmadığı kadar gerçek. Peki ya benden geriye kalanlar? Onlar da gerçek mi?

Bazen kim olduğumu bilmiyorum.Bazen kendime bile yabancı geliyorum.

Benim adım Şimal.

Küçük bir kasabada resim yapıyorum. Belki de resim yapmamın sebebi kaçmak. Düşüncelerimden… kendimden… Kaçabiliyor muyum?

Pek sayılmaz. Ama yine de deniyorum. Çünkü insan, kaçamadığı şeye tutunur.

Bir sabah… Güneş kasabanın üzerine düşmüştü. İnsanları ısıtıyordu. Ben de kalktım. Bahçemde, o sıcaklığın içinde kahvaltı yaptım. Evimi seviyorum. Ama bahçemi daha çok seviyorum. Orada hayallerimle konuşuyorum. Sessizliği seviyorum… Ama fazlası insanı yorar. Bu yüzden Amasya’ya yerleşmeyi seçmiştim.

Arkadaşlarım da oradaydı. Çimen ve Derya. Üniversiteden bana kalan en güzel şeyler… Biri avukat, biri hemşire. İkisi de bu kasabaya atandı. Ben de onların yanına geldim. Kendime küçük bir atölye açtım. Sanatı seçtim.

Ve evet…

Mutluyum.

Kimse mutsuzluğumu sorgulamasın.

Çünkü herkes biraz mutsuzdur.

Herkesin içinde bir hüzün,

bir yere dönmek isteyen hatıralar vardır.

Kasaba çok güzel bir yerdi. Denize yakın…Yeşilliğe ve gökyüzüne de.

Atölyeme geldim. Kendimi hızlıca içeri attım. İki gündür uğramayınca her yer hafifçe tozlanmıştı. Elime yüzey temizleyici mendillerden aldım, yavaş yavaş etrafı silmeye başladım.

Kapıyı açtım. Sonra camları… İçeri bir anda o serin rüzgâr ile doldu. Amasya’nın kendine has, ferah esintisi… Derin bir nefes aldım. Sonra kendime bir kahve yaptım. Geçtim masanın başına. Yarım kalan bir resmim vardı. Onu tamamlamak için oturdum. Çiçek dallarının arasına bir kuş çiziyordum. Uzun zamandır üzerinde çalışıyordum… Ama bir türlü bitirememiştim. Belki de bitmezdi.

Çünkü bazı resimler, sen ne kadar uğraşsan da bitmez. Onlar kendi zamanını bekler.Ben de bekliyordum.

Tam o sırada kızlar geldi.

“Çimen, bak bak! Bizimki yine kurulmuş masasına!”

Derya’nın sesi geldi ardından:

“Kız, biz geldik!”

Kızların o neşeli sesiyle irkildim. Bir anda ayağa kalktım. Gülümsedim. Onlara doğru yürüdüm. Tek tek sarıldım.

“Hoş geldiniz kızlar…”

“Durun, kahveler benden,” dedim hızlıca. Mutfağa doğru geçtim. Bizim en sevdiğimiz aktivite belki de kahve eşliğinde yaptığımız sohbetlerdi.

Ben kahveleri yapıp kızların yanına geçtim. Her birine kahvesini ikram ettim.

Derya alttan alta beni süzüyordu,

"Sen biraz dalgın görünüyorsun." Dedi bana hafif meraklı tonda.

Ne cevap vereceğimi bilemedim. Dalgındım ve buna engel olamıyordum. Düşüncelerim, susmak bilmiyordu.

Çimen anladı galiba neden dalgın olduğumu ki, bana manidar bir şekilde bakmaya başladı.

" O adamı unutman gerekiyor. Artık önüne bak, değmeyecek birisi için üzülme."

Derya anladı ve sinirlendi bana. Genelde benim aşk hayatımda bana oldukça sinirlenir.

"Şimal, onu geride bıraktın. Bunu biliyosun." Dedi kıvırcık saçlarının arasından.

"Biliyorum kızlar, unuttum aslında ama insan bir şarkıda ya da herhangi bir sözde geriye dönebiliyor. Tam anlamıyla bir dönmek değil ama hatırlamak diyelim." Kendimi bu sözlerle anlatmak istedim. Yanlış yoktu, gercekti sözlerim. İnsan bazen geçmişi hatırlayabiliyor. Olmayacağını bildigi halde geçmişe gidebiliyor. Peki bunun nedeni ne? Seviyor olamam herhalde, yok yok olamam.

Onu tekrar sevmek, bile bile kendine zarar vermekle eşdeğerdi. Bunu biliyordum, peki ne kadar dikkate aliyordum acaba? Ben kendimle sorular arasında kalmışken Çimen'in sesini duydum.

"Onu düşünüyorsun, merak ettiğini hissediyorum. Ama ne kadar düşünürsen düşün sizden bir cacık olmaz."

"Hah! Ağzını öpeyim be" Dedi Derya. Konuşurken gözleri benim üstümdeydi. Tepkilerimi analiz etmekle uğraşıyor olabilirdi. Ben ise sakin kalmaya niyetliydim. Bozuntuya vermedim.

"Kızlar, o adam aklıma geliyor olsa bile ben her şeyin farkındayım. Merak etmeyin."

Kızlarla derin bir sohbetin ardından ben tekrar masama geçtim. Onlar da evlerine dağılmışlardı. Ben atölyede yalnız kalmıştım. Dışarıdan araba sesi, insan sesi geliyordu. Arada kuşlar ötüyordu. Onlar öttükçe, kalkasım gelmiyordu masadan. Resmim elbette bitmezdi ama onunla uğraşmak hoşuma gidiyordu.

Ben resmime dalmışken, içeriye birisi girmişti. Tok bir ayakkabı sesi ve farklı bir koku sardı atölyeyi. Kafamı kaldırıp koyu gözlerine odaklandım. Siyah takım elbisesi, siyah ayakkabıları ve o siyah saçları... Adam bir mafya olabilir diye düşünmeden edemedim.

"Buyurun." Dedim sakince.

Adam karşıma oturdu, çantasını önünde duran masaya yerlestirdi ve konuşmaya başladı: "Merhaba, Şimal hanım değil mi? "

"Evet, benim."

"Ben, şu karşıdaki okulda oğretmenlik yapıyorum. Adım Fatih. Sizin atölyeniz benim bazı öğrencilerimin dikkatini çok çekiyor. Yarın için bir programınız yoksa atölyenizi ziyaret etmek istiyorum."

Bu sözler beni öyle mutlu etmiştiki, bir an ifadesiz bir şekilde karşımda duran adama bakıyordum. Adam da benim dalgınlığımı fark etmiş olacak ki, elini gözümün önünde sallamaya başladı. Neyse ki kendime geldim.

"Tabii, tabii gelin mutlaka." Dedim heyecanla.

Adam ayaklandı, çantasını da aldı. "Teşekkür ederim, yarın çocuklar ile uğrarım ben."

Adam sakin adımlar ile buradan uzaklaşırken ben gozlerim ışıl ışıl az uzakta görünen okula bakıyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.