2023
Gözlerimi açtım ve karşımda annemi gördüm. Çamaşırları kaldırıyordu. Uyandığımı fark edip başını çevirip bana baktı ve samimi bir şekilde gülümsedi.
"Günaydın tatlım! Bu gün erkencisin. Ben de tam evden çıkıyordum."
Kafamı çevirip saate baktım. Saat 07:07 di . Ve okulun başlamasına daha 1 buçuk saat var.
"Hadi elini yüzünü yıka. Mutfakta bekliyorum.
Yatağımdan kalkmak istemiyordum. Ve gordugum rüya.... sanki dün gördüğüm rüyanın devamı gibiydi.
Ve rüyadan çok sanki bir başka hayata ışınlanmış gibiydim. Vee.. rüyamdaki Zoe arkadaşım Anly nin aynısıydı...
Her şey git gide garipleşiyordu. Yatağımdan zar zor kalkıp banyoya doğru yürüdüm. Hemen duş alıp çıkmak istiyordum. Ama mümkün değildi. Kendi hareketlerim bile beni usandırmıştı.
Duştan sonra kendimi çok rahat hissettim bir anlık. Üstümü giyinip hazırlandım .Sonra yürüyerek mutfağa gittim. Annem çoktan masanın başına geçmişti ve beni bekliyordu.
"Tatlım hadi otur."
Başımı salladım ve masaya geçtim. Ama iştahım yoktu . Gördüğüm rüyayı bir türlü unutamıyordum.
"Tatlım, neyin var ?"
"Hiçbir şey. Sadece bu gün bir az yorgunum o kadar."
Kimseye gerçeği soyleyemezdim. Eğer bir rüya gördüğümü ve bunun için korktugumu söylersem beni mutlaka bir akıl hastanesine yerleştirirler. Taha fazla soru yağmuruna tutulmadan yemeğimi yiyip hemen kalktım. Annem yanağımdan bir buse kondurdu ve evden çıktım. Yolda Anly ile karşılaştım.
" Hadi Ky atla " diye seslendi beni Anly. Ve ben de arabanın kapısını açtım ve ön koltuğa oturdum.
"Nasılsın bakalım"
"İyi sen ?" Diye karşılık verdim.
"Ben iyiyim ama senin iyi olduğundan şüpheliyim " Anly den hiçbir şey sağlayamadığım belli oldu.
"İyiyim sadece yorgunum o kadar" herkese aynı yalanı kullanmaktan artık bıktım.
Okulun girişine vardık ve arabadan indik. Dolaplarımıza yaklaştık ve yine o sayı 3980.
Gerçekten çok ürpertici ve bu kadarının da tesadüf olduğunu sanmıyorum. Kitabımı alıp hemen o lanet olası dolaptan uzaklaştım.
"Hayırrrr. Nasıl unutabilirim!"
"Ne oldu?" Diye sordum endişeyle .
"Hırkamı arabada unuttum. Hemen alıp dönerim."
"Tamam" dedim ve şimşek gibi yanımdan ayrıldı.
Kolidoru döndüğümde yüreğim ağzıma gelmişti...
Rüyamda gördüğüm kanlar içinde olan kadın tam önümde duruyordu. Bana yalvarır bir bakışla bakıyordu. Kimse onu görmüyordu Sanki. Yavaşça uzaklaşmak istedim ve arkamı döndüm ama keşke dönmeseydim. Arkamı döndüğümde ise kadını öldüren adam elinde kanlı bir bıçakla karşımda duruyordu. Ama yüzünü yine göremedim.
Ve delicesine bir çığlık attım. Gözlerimi kapatıp arka arka giderken yere yığıldım.
"Kylie! İyi misin?" Herkes bize bakıyordu.
"Ne oldu. Neden böyle çığlık attın?"
Etrafıma baktım ve ne kadını gördüm ne de katil adamı.... Sanırım bir halüsinasyon gördüm. Ama hepsi neden böyle gerçek gibiydi ki ?
Ağlamaya başladım. Korkmuştum!. Öleceğimden korktum!
Anly beni ayabaya kadar taşıdı ve eve gelip yatağıma uzanmama yardım etti.
"Tatlım. Gerçekten iyi değildinse neden okula geldin ki?" Cevap vermedim. Sadece gitmesini bekledim. Yanıma biraz yiyecek koyup "bir şeye ihtiyaç duyarsan ara" diyerek gitti. Uyumak istiyordum ama.... ya yine aynı rüyayı görürsem? Gerçekten korkuyordum. Bir daha o rüyayı görmek istemiyordum.
Birden kapı çalındı. Kim olduğuna bakmak için zorla da olsa kalkıp açtım. Gelen Brand di.
"Selam nasılsın? Sen Anlyle gittiğinde size yetişemedim."
"Teşekkür ederim düşündüğün için. Önemli bir şey yok. Sadece galiba halüsinasyon gördüm o kadar." Brand çok iyi bir çocuktu. Bana önem vermeye çalışıyordu. Beni mutlu emeye çalışıyordu.
"Ee. Şey bunları senin için aldım. Eğer birşeye ihtiyacın olsa haber vermen yeterli."
Başımla onayladım. Aldıklarını bana uzattı ve gitti. Kapıyı kapattım.
Benim için birkaç cips ve çikolata almıştı. Bu biraz da olsa gülümsemesi sağladı .
Odama geçtim ve yatağıma uzanarak film izlemek kararını aldım. Odamda televizyonumun olması hayatta yaptığım en akıllıca şeylerden biriydi.
İzlemek için korku filmi seçtim. Ve tabiiki de en sevdiğim filmlerden biri olan Last shift izlemeyi seçtim. Film çok iyiydi ama kafam dağınık olduğu için filmi keyifle izleyemedim. O yüzden üstümü giyinip parkta gezimnme kararı aldım.
Aşağı indiğimde Bay George u gördüm. O an sanki içim titredi. O aynı rüyamda gördüğüm gibiydi. Bana samimi bir şekilde gülümsedi. Ama ben tedirginliğimden ona gülümseyemedim. Ve oradan koşarak uzaklaştım. Kenardan çok afallamış gibi görünüyordum.
Parka ulaştığımda hemen bir salıncak kaptım ve yavaş yavaş sallanarak düşünmeye başladım. Çok garipti. Yani..... Nasıl oluyorduda bir rüya beni bu kadar düşündürebiliyordu. Son 2 günde hayatım hiç normal değildi.
Peki ya okuldaki dolabımın kilidine ne demeli. Rüyamda gördüğümü takvimle aynı yılı şifre olarak kullanmiştim ve bunu da rasgele yapmıştım.
Eve gidip uyumak istiyordum fakat yine o garip rüyayı görmek istemiyordum. Ama eninde sonunda gözlerimi kapatıp o lanet olası diyara ya da her neyse oraya ışınlanmış olacaktım. Park bizim oturduğumuz daireye yakın olduğu için buraya sıklıkla gelirdim. Ama buraya gördüğüm rüyalari düşünmek için değil, Anly le sohbet etmek için, farklı aktiviteler yapmak için, Lara, Sam ve Brand ile planlar yapmak için gelirdim.
Ve bu aralar Anly dışında diğer arkadaşlarımla da konuşmuyordum. Onlar bana mesaj atıyor ama ben onları görmezden gelmeye çalışıyordum. Anly le bile görüşmek istemiyordum.
Salıncakta sallanmaya devam ederken annemle babamın arabasını gördüm. Onlar da beni görüp el salladılar. Salıncaktan inip yanlarına kadar yürüdüm.
"Selam tatlım nasıl geçti günün."
"Neden okula gitmedin bu gün. Öğretmenin okula gelip sonradan gittiğini söyledi. Noldu bu gün okulda?"
Onları sadece kucakladım. Ve onlara cevap vermek istemediğimi, sadece yorgun olduğumu söyledim. Onlar ilk önce sorgulamak isteseler de sonradan vazgeçtiler.
Eve geçtik annem üstünü giyinip hemen mutfaga koşup bizim için birşeyler hazırladı.
Babam da televizyon karşısına geçti. Ben de yine odama kapandım.
Bu seferde kafamı karıştırmak için kitap okumaya karar verdim. Ve kitap rafimdan bir kitap seçtim.
Anton Çehov - altıncı koğuş
Çehov un kitapları klasiklerin en iyisini hak ediyordu. Bir de Dostoyevski. Ama ben ne kadar yaparsam yapayım Çehov un yazım tarzına alışamıyordum. Zaten Altıncı koğuşu okumuştum ama yine okumak istedim. Neredeyse 1 saatte okuyup bitirdim. Zaten kitap çok ince o yüzden bitirmek kolay oluyor. Aslında çok kitap okumam. Sadece kızgın olduğumda ve ya kafa dağıtmak icin okurum. Kitaplığımdaysa sadece 20 kitap vardı. Galiba bu aralar kitap alışverişlerine çıkmalıyım. Kitaptan ayrılıp başımı kaldırdığımda annem beni yemeğe çağırıyordu.
Aşağı umutsuzca indim çünkü hiç iştahım yoktu. Bu gün gereğinden fazla abur cubur yemiştim. Neredeyse Brand in getirdiklerinden sadece bir cips kalmıştı.
Masa arkasında oturdum ama yemek yemedim. Annemle yine sohbet ettik. Babamsa sadece yeni çıkan marka arabalardan söz ediyordu ve biz de annemle hep babamın söylediklerine göz devirirdik.
Ailemi seviyordum. Maddi durumumuz çok iyiydi. Ve onlarla aram da iyiydi.
Günün sonunda o lanet olası yatağa gittim . Ama artık ne olursa olsun uyumaya ihtiyacım vardı.
Yatağıma girdiğim gibi de uykuya daldım.......