İçeriğe geç

DONÖR

Bölüm 16 · 5 dk okuma

DONÖR

Bölüm 16

⇝ 15 | On İkiden Sonra

“Seni duyabiliyorum.” Bedenimi ondan yana çevirip yan yattım. “Ağlıyorsun.”

Odadaki küçük koridorda yanan ışık, güzel yüzünü görmemi sağlıyordu.

“Hayır, ağlamıyorum. Neden ağlayayım?” diye itiraz etti.

“Kalbin acıdığı için bedenin seni ele veriyor. Vücut dürüst olduğundan acı çektiğinde ağlarsın fakat kalp bir yalancı olduğu için ne kadar acı çekse de sessizdir.”

Gözlerimiz birbirine kenetlendi, kocaman bir sessizlik ağır hareketlerle gecenin üzerine çöktü. Sarf ettiğim cümleler aynı acıyı benim kalbime de saplamıştı. Tek üzüntüm onu böyle görmekti. Bir metre uzağımdaydı ama sanki kilometrelerce mesafe vardı aramızda.

"Seninle bu konuyu uzun uzun konuşmak istesem de bunun hiçbir işe yaramayacağını biliyorum. Kalbin kırıldı ve bunu atlatman zaman alacak. İnan bana seni çok iyi anlıyorum." Bakışlarımı ondan çekip iyice yatağın içine yerleştim. Sırtım, yatağın her yerine temas ederken bedenimin rahatladığını ve tam da şu an uyursam sabaha kadar ağrılarımı uykunun perdesiyle örtebileceğimi biliyordum ama sağ tarafımdaki kırık kadın buna engel oluyordu. Tabi ki de şikayetçi değildim. Onun yüzünü bir saniye de olsa güldürmek çekeceğim tüm acılara katlanacak gücü bedenimde bulabilmeme neden olurdu.

Tavana sabitlediğim bakışlarım derinleşiyor, yüzüm eski bir hatıranın akla gelmesiyle aldığı o tarif edilemez şekillere bürünüyordu. Ve anlatmaya başladım; kırık bir kadını, kırık bir adamın hikayesiyle onarmak ister gibi. "On üç, on dört yaşlarındaydım," dedim mide bulandırıcı bir hikayeye giriş yaptığımı anlatan bir ses tonuyla. Başımı Eftalya'ya çevirdiğimde merakla beni dinlediğini gördüm. "Abim beni ve tüm ailemi terk ettiğinde." Hayretle büyüdü gözleri. Bir abimin olduğunu Yasemin de dahil kimse bilmiyordu. Ve bugün bunu on yıl sonra ilk kez birine anlatıyordum.

Kırık bir kalbe iyi gelen bir şey varsa o da kendinden daha kırık bir kalbin hikayesidir.

"Abim, babamın ilk eşinden olan oğlu. O, beş yaşındayken bir trafik kazası olmuş. Abim ve babam sağ kurtulurken annesi onlar kadar şanslı değilmiş ve olay yerinde can vermiş. Bu olaydan iki yıl sonra babam annemle evlenmiş, ben ve ikiz kardeşim Beha doğmuş. Daha kimliklerimiz bile çıkarılmadan kardeşim de hayatını kaybedince onun ismini benimkine eklemişler." Tüm bunları anlatırken sesim tahmin ettiğimden daha donuk ve soğukkanlıydı. İçten içe kendime hayret edip ilgiyle dinleyen Eftalya'ya hikayenin devamını anlatmaya koyuldum.

"Abim dövüş sanatlarıyla kafayı bozmuş birisi olarak büyürken ben tam tersi pısırık ve sakin bir tiptim. Okulda hep zorbalığa uğrar, itilip kakılan olurdum. Abim de bunu fark eder okuldaki çocuklara gözdağı vermek için sürekli okuluma gelirdi. Bir gün yine köşeye sıkıştırıldığımda abim bize rastladı. O çocukları bir güzel benzetmem için bana yardım etti. Hayatımın değiştiğini düşündüğüm günün o gün olduğunu sanırdım ama yanılmam uzun sürmedi. Bu olay yüzünden müdür babamı okula çağırdı ve tüm olan biteni babama anlattı. Bilirsin sert Türk babalarını, tabi ki de haklı olup olmamamı umursamadı, bir de o dövdü beni evde.” Bu cümleyi kurduğumda biraz utandım ama bozuntuya vermeden devam ettim anlatmaya.

“Ben küçüktüm çok içerlememiştim bu dayağı ama abim kocaman adamdı. Çok kanına dokunduğunun o an farkında değildim ama büyüdükçe her şeyi daha net anlamaya başladım. O gece abim bir sinirle çıkıp gitti evden. Sadece evden değil hayatımızdan da çıkıp gittiğini birkaç hafta sonra öğrendim. Büyük bir kulüple sözleşme imzaladığını ve yurt dışına çıkacağını spor salonuna gitmeseydim öğrenemeyecektim. Gitmemesi için hiç abartmıyorum ayaklarına kapanmıştım ama o beni orada öylece bırakıp gitmeye yeltendi, tuttum sıkıca bacağından "Gidemezsin!" dedim. "Beni bırakıp gidemezsin." Dinlemedi, sertçe çekti bacağını elimden ve yüz üstü yere yapıştım. Öylece bırakıp gitti. Sanki bir çamurmuşum gibi paçasından sıvayıp asfalta fırlattı beni. O gün onun üvey kardeşi olduğumu söylemeden bana anlatmış, gerçekleri yüzüme tek kelime etmeden vurmuştu."

Olayları anlatmak için sarf ettiğim her kelimede geçmişe dönüyor, o ânı yeniden yaşıyordum. Eftalya ise yatakta dikleşip dikkat kesilmiş bir yüz ifadesiyle beni dinliyordu. Yüzündeki yaşlar kurumuş ağlamasının üzerinden çok uzun zaman geçmiş gibiydi.

"O günden sonra abini bir daha görmedin mi?" diye sordu. Sesinde meraktan çok üzüntü tınısı vardı. Acı bir gülümseme döküldü dudaklarımdan. Başımı olumsuz anlamda sallayıp iki elimi ensemin altına yerleştirdim, tekrar tavana baktım. Anlattıklarım sanki tavanda bir senaryo gibi oynuyor ben de yeniden tüm ayrıntıları hatırlamanın acısıyla eziliyordum.

"O günden sonra ne ben ne de babam ondan bir haber aldık. Öldü mü yoksa hâlâ yaşıyor mu bilmiyoruz. Onunla geçirdiğim zaman rüyaymış gibi gelmeye başladı artık. Sanki öyle biri hiç olmamış da benim uydurmammış gibi."

"Nasıl bir abi kardeşini terk edip gidebilir ki?"

"Onun gibi bir abi terk edebilir. Onun için tek bir şey değerliydi; her şeyin önünde tuttuğu ring. Kanser olduğumu öğrendiğimde sevinmiştim biliyor musun? Sırf haberi olur da beni görmeye gelir diye. Geldiğindeyse her şeyi unutacak, beni bırakıp gittiği için onu affedecek ve hiç gitmemiş gibi son zamanlarımı onunla geçirecektim ama aylar oldu ve hâlâ gelmedi. İçimdeki o minik kıpırtı yeniden söndü ve ona karşı taşa döndü kalbim. Abim benim için öldü, cenazesini yapalı da çok uzun zaman oldu."

Eftalya'ya baktım kendinden emin gözlerle. "Birini unutmak aslında abartıldığı kadar zor değil, bu sadece aşk romanlarının insanları büyülemek için kullandığı bir hile. Herkes, herkesi ve her şeyi bir çırpıda unutabilir. Tek yapman gereken merkeze unutmak istediğini değil, kendini koymaktır."

Gecenin finalinde yaptığım bu konuşma beni tatmin ederken içim hiç olmadığı kadar huzurluydu. Yaklaşık yarım saat kadar süren sohbetimizin ardından Eftalya uykuya, ben ise onu seyretmeye dalmıştım. Ona baktıkça ondan daha çok hoşlanıyor, hoşlandıkça daha çok canım yanıyordu. Bir adım atmak; ona "Ben de buradayım!" demek için can atan sayısız hücrem vardı. Üstelik bunların kanserli olmadıklarından adım gibi emindim. Bedenimdeki sağlam hücrelerimle onu sevmeliydim ki bu hücreler güçlenip kanserli olanlara meydan okusun, hatta onları yensin.

"Neler düşündürüyorsun bana bir bilsen." diye mırıldandım yalnızca benim duyabildiğim bir ses tonuyla. Çok geçmeden onu seyreden göz kapaklarım ağırlaşmaya ve bedenim istemeye istemeye de olsa son zamanlarda yakınıma dahi yaklaşmayan uykuya teslim olmaya başladı.

Bugünün tarihini aklında iyi tut Eray.

11 Ocak 2022.

Bugün onunla ilk kez aynı odada uyuyorsun.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

17. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

5 yorum