İçeriğe geç

Döngü

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Döngü

Bölüm 1

Pranga

Bölüm 1

Derman buz gibi bir kış günü, uyku sersemi evden çıktı. Kafası karışık bir halde tekstil atölyesine doğru gitti. Kapıya vardığında kalp atışları hızlanmıştı. Hemen içeri girdi, onu işe alacak olan tanıdığı Mert Usta'yı buldu. Hemen yanına çömeldi. Elinde olsa akşama kadar hiç kıpırdamadan orada kalıp akşam da evine dönerdi.

Ancak Mert Usta hemen eline bir iş tutuşturdu ve onu başından savdı. Atölyenin boğuk havası nefesini daraltıyor, makinelerin dikiş seslerini ve titreşimlerini vücudunun her zerresinde hissediyordu. Ne kadar çalışırsa çalışsın önündeki kumaş yığını azalmıyor, tiktak eden saat ilerlemiyordu.

Cemil Usta'nın yanına vermişlerdi onu. Cemil Usta uzun boylu, üzerinde sıkı gömlek ve pantolon olan sıska bir adamdı. Solgun, daima asık olan suratı, işçilerin üzerinde bir hayalet gibi sabah akşam dolanırdı.

Derman'a yaklaştı. Kumaşları katlamayı hâlâ bitirmediğini görünce bağırarak:

— Hızlan! Bu hızda çalışamazsın. Mert'e de güvenme, o bile elimden alamaz seni. Çabuk ol!

— Tamam usta, hallediyorum.

Diyebildi Derman, gözü bir yandan da saate bakarken.

Zrrr! Sonunda mola saati geldi. Dışarı çıkmadan olduğu yere çömelip buz gibi suyundan yudumlarken düşündü.

Bir ömür böyle geçer mi?

On beş dakika sonra zrrr zili tekrar çaldı, çalışmaya devam etti. Zar zor öğlen ziline kadar dayandı. Yemekhaneye gitti, haşlanmış nohut, yağlı pilav ve yoğurt menüsünü birazcık atıştırdı. Sonra bahçede bir sandalyeye attı kendini ve işin başlamasını bekledi.

O gün akşam eve dönerken hâli kalmamıştı. Kamburlaşmış sırtı ve her yeri ağrıyan Derman, ayaklarını sürüye sürüye eve vardı.

Ailesi çok mutlu bir şekilde onu bekliyordu. Sonunda iş bulmuş, hayal dünyasından çıkıp gerçek hayata atılmıştı. Futbolcu olma veya saçma hikâyeler yazma fikrinden sonunda vazgeçmişti. Normal bir şekilde düzenli çalışıp eve para getirecekti.

Kapıyı çaldı. Derman içeri girip ayaklarını soğuk suda yıkadı. Yemeğini yerken ev halkının sorularını “Her şey yolunda.” diye geçiştirdi.

Odası yoktu. Evin bir köşesine yatak niyetine kullandığı minderini serdi. Annesi yorgan ve yastığını getirdi.

Yorgunluktan uyuyamadı. Bir şeyler düşünmek istedi, hemen bu fikri kafasından uzaklaştırdı. Hiçbir şey düşünmeyecekti. Artık sadece bedenini kullanacak, beynini ve kalbini, içine sıkıntı düşüren düşünceleri, hepsini yok sayacaktı.

Bütün bunlar ona hayal kurdurmuş, sonunda ise koca bir pişmanlık duymuştu. Bir ot gibi sadece gereken şeyleri yapacak ve insani duygularını bir fanusa kapatıp kalbinin sesine kulaklarını tıkayacaktı.

Bu hayata katlanmasını sağlayacak şey buydu ama insani duygularını nasıl törpüleyecekti? Kalbinin derinliklerinde yatan heveslerini susturabilecek miydi?

Göz kapaklarını daha fazla açık tutamadı ve derin bir uykuya daldı.

Bölüm 2 — Döngü

Bir süredir işe devam ediyordu. Kumaşları kesiyor, katlıyor ve getir götür yapıyordu. Ancak beynini ve kalbini hâlâ hissediyor, hayalleri bir mengene gibi içini sıkıyordu.

Zorlu bir iş günü sonrası aklındaki sorularla yatağına girdi. Uyku ve uyanıklık arasında gidip gelirken ağrıyan bacağını tuttu. Hiçbir şey hissetmiyordu. Başka bir bedenin bacağını tuttuğunu düşündü ve huzurla uykuya daldı.

Sabah kalkınca bunu düşündü ve kendinden korkmaya başladı. Gitgide yaşama yabancılaşıyordu.

İşe hızlıca gitti. Kumaşları katlarken ellerine baktı ve onları kullanmadığını, robotik bir harekete sahip olduğunu fark etti. Artık beynini kullanmasına gerek yoktu. Bu şekilde çalışabilirdi. Umudu yavaş yavaş ölmeye başlamıştı.

Peki, lanet olasıca Cemil Usta'nın hakaretlerine nasıl katlanacaktı?

O sırada Cemil Usta'ya bir bakış attı ve buz gibi oldu. Kanının çekildiğini hissetti. O asık suratı ile ona bakıyor, sanki yanlış bir şey yapsa da hakaret etsem diye bekliyordu. Ama fazla önemsemedi, çünkü artık elleri ve ayakları ona yabancılaşmış, başka birinin bedeninde olduğu hissi ile çalışıyordu. Artık Cemil Usta ona değil, bir yabancıya kızıyordu.

Çay molası saati geldi ve çay içmeye aşağıya indi. O sırada 20 senedir burada çalışan ve hâlâ kumaş katlayıp kesen Caner Abi yanına geldi. Onunla sohbet etmeye karar verdi.

— Neden bu işi bırakmadın? 20 senedir bu eziyeti çekiyorsun.

— Kafamda yüzlerce kere çıkmayı düşündüm. Hatta her an çıkabilirim. Bu sene son, artık çıkıyorum. Kesinlikle başka planlarımı gerçekleştireceğim.

— Abi, ben senin yerinde olsam 50 kere çıkmıştım.

Caner gülümsedi ve oradan uzaklaştı.

Akşam eve giderken Derman, gün geçtikçe daha fazla kendine yabancılaşması gerektiğini anladı. Bu artık onun hayatı değildi. Şoför koltuğunda o oturuyordu ama elleri direksiyonda olmayacaktı. Yok, o nereye götürürse kayıtsız bir şekilde teslim olacaktı.

Bu rahatlık ile 2 sene daha tekdüze çalışmasına devam etti.

Bölüm 3 — Parıltı

Bu hafta bir yakınları evleniyordu. Uzak şehirlerden akrabaları ve tanıdıklar gelecekti. Derman için ise sadece işten kaçmak için bir fırsattı. Hemen 2 gün izin aldı ve evde yatmaya başladı. Düğün olana kadar keyif yapacaktı.

Ama annesi akraba ziyaretlerine onu da götürmeye karar vermişti. Söylene söylene yeşil gömleğini, kot pantolonunu ve renkli ayakkabısını giydi.

Akraba evine vardığında kalabalık odaya girdi. Bir anda kalbi hızlı hızlı atmaya, kan beynine hücum etmeye ve her yeri titremeye başladı.

Eski aşkı Merve tam karşısında duruyor, ona elini uzatıyordu.

Herkesle hızlı bir şekilde selamlaştı, kendini bir koltuğa attı. Uzun zamandır hissetmediği bu duygu onu allak bullak etmişti. Biraz sohbet etti içeridekiler ile ama Merve'ye her baktığında dikkati dağılıyor, elindeki çay bardağı titriyordu.

Balkona hava almaya çıktı. Kimse yoktu. Burada biraz kendine geldi. Acil telefon geldi deyip çıkmayı planlıyordu.

Tak! Balkon kapısı aralandı. Kafasını çevirmesiyle korktuğu başına gelmişti.

Siyah saçları, küçük burnu, simsiyah zeytin gözleri, ufak tefek vücudu ile Merve karşısında duruyordu.

— Selam. Neden balkona geldin, yoksa bana dargın mısın?

— Hayır, bir telefon geldi de.

— Ee, neler yapıyorsun? Mesajlarıma hiç cevap vermedin. Seni çok özledim.

— Kusura bakma, dedi gözlerini kaçırarak. — Ben de seni özlediğimi seni görünce fark ettim. Lütfen beni bağışla.

Ellerini tutarak:

— Gözlerime bakmayacak mısın? Bana yabancı gibi davranmayı bırak. Kalbimi yeterince kırdın zaten.

— Seninle sohbet etmeyi çok isterim ama şimdi biraz kafam karışık. Seninle karşılaşmayı beklemiyordum, o yüzden biraz şaşkınım. Yarın 2'de sahilde buluşalım, olur mu? dedi gülümseyerek.

— Tabii ki olur. Senin eskisi gibi gülümsemeni özlemişim. Ama o zaman benden kaçmak yok ama...

— Olur, dedi Derman, Merve'yi yanağından kaçamak bir şekilde öperek hızlıca oradan çıktı.

Eve doğru giderken gözlerinin parladığını, yeniden ruhunun derinliklerindeki kıvılcımı hissetti.

Yatağa uzandı. Deliksiz ve bol rüyalı bir uyku çekti.

Sabah kalktığında hemen sarı gömleğini ütülemeye başladı. Altına beyaz keten pantolonu ve beyaz ayakkabıyla kombinleyip Merve'nin karşısına etkileyici bir şekilde çıkmak istiyordu. Asıl kafasına takılan düşüncelerini nasıl toparlaması gerektiğiydi.

Merve onun eski hâlini hatırlıyor ve bu, Derman'ı daha fazla strese sokuyordu. Kahvaltısını hafif bir şekilde yaptı. Eline çayını aldı. Pencereden dışarı bakarken eski hâlini düşündü. Yaşam dolu, esprili ve içinden, yani kalbinden gelen bir şekilde davranmalıydı.

Zaman yaklaşırken ağzına bir karanfil attı ve sahile heyecanlı bir şekilde gitti. Erken gelmişti. Saat 2'ye yaklaşıyordu, Merve de birazdan burada olurdu.

Erken geldiğini görmesin diye ağacın arkasına saklandı ve onun gelmesini bekledi. Yarım saat sonra Merve karşıdan beyaz üstü, krem rengi eteği ve beyaz ayakkabısıyla ufak kalçasını kıvırta kıvırta geliyordu.

Ona doğru kayıtsız bir edayla yürüdü. Terleyen elini kurulayıp ona uzattı. Merve gülümseyerek:

— Selam, nasıl olmuşum? dedi.

— İyi, diyebildi Derman, başını denize çevirip.

— Sen de çok yakışıklı olmuşsun, eskisi gibi.

Bu söz Derman'ın içindeki korkuyu artırmıştı ama hemen kendini toparlayıp elini çekti.

Yan yana yürürken Derman sordu:

— Hayatında biri var mı benden sonra?

— Hayır. Öyle çok sevebilen biri değilim zaten. Kalbimi sana açtığım gibi kimseye açmadım. Ya sen?

— Sevindim.Bende boştayım. Ee, hayat nasıl gidiyor?

— Gayet iyi. Üniversiteye gideceğim bu sene. Sen futbolu bıraktın mı? Bence tekrar başla. Senin kadar yetenekli ve akıllı bir futbolcu tekstilde heba olmamalı.

Derman'ın gözleri açıldı. Uzun zamandır futbol oynamıyorum, diyebildi.

— Senden iyi antrenör olur bence. Dene.

— Olabilir, denerim.

Elini uzattı ve bir süre öyle yürüyüp sohbet ettiler.

Ayrılırken Merve, Derman'ın gözlerine baktı. Derman gönülsüzce bir öpücük kondurması gerektiğini hissetti ve belinden tutarak Merve'yi öptü.

Merve, Derman'ın hâlâ eskisi gibi olduğunu düşünerek ve eski sevgilisine kavuşmanın sevinciyle rahat bir uyku çekti.

İşler Derman'ın tarafında tam tersiydi. Kafası çok karışmış, içinde filizlenen duygudan, geçmişteki Derman'ın geri dönme fikrinden rahatsızlık duymuştu.

Sabah kalkıp tatilin son günü olduğunu ve bugün bir şeyler yapacağını düşündü. Tekstile istifa dilekçesini yazdı, sonra eski hocasını aradı.

— Alo hocam, ben futbola geri dönmek istiyorum.

— Oo, çok sevindim. Ama artık futbolcu olmak için geç kaldın.

— Hocam, yeter ki futbolun içinde olayım. Sizin yardımcınız olmak istiyorum.

— Tamamdır. Senden iyi antrenör olacak. Para işini de hallederim.

— Sağ olun. Yarın oradayım.

Bu konuşmanın ardından Merve'yle buluştu. Güzel bir gezinti yaptılar. Tekrar hayata döndüğünü hissediyordu.

Merve'yle güzel bir gelecek hayal etmeye başladı.

Son Bölüm

Aylardır antrenörlük yapıyor ve Merve'yle ilişkisini geliştiren Derman, bazı şeylerin eksik ve yapay olduğunu düşünüyor ama bu mutlu rüyanın sonsuza kadar devam etmesini istiyordu.

Merve, Derman için yaşadığı şehre üniversite okumaya gelmişti. Bu sabah beraber kahvaltı edeceklerdi. Ama Derman'da huzursuzluk vardı. Gece düşünmekten yatamamıştı.

Merve'yi gördüğünde onu öpecekti ama duraksadı.

— Noldu? Aşkım, neyin var?

— Merve, ben sana karşı çok mahcubum.

— Ne diyorsun sen?

— Seninle karşılaşmamalıydık. Gözlerindeki parıltının bana geçeceğini, eskisi gibi mutlu ve yaşam dolu olabileceğimi sandım.

— Nasıl yani, bu aylar tamamen bir kandırmaca mıydı?

— Hayır, seni asla kandırmaya çalışmadım. Bu, benim içimde yaşadığım bir ikilem ve çoktan ölmüş olan içimdeki Derman'ı kurtarma serüvenimdi. Şimdi görüyorum ki artık o benden çok uzakta. Seni üzdüysem beni affet. Senin sevdiğin Derman olamayacağım.

Acıyarak ona baktı ve elini tuttu.

— Pişman olmayacağını ve beni özlemeyeceğini biliyorum. Seni ilk gördüğüm anda o eski Derman olmadığını anlamıştım. Benim gözümde ilk tanıştığım, sevdiğim Derman olarak kalacaksın. Bir daha karşına çıkmayacağım. Sana gereksiz yere acı çektirmek istemiyorum. Son kez bak gözlerime ve yalan da olsa seviyor gibi öp beni.

Derman, Merve'nin akan gözyaşını silerek yanağını okşadı ve öptü onu. Arkasını dönüp hızlı adımlarla gitti.

Nereye gittiğini bilmiyordu. Öğle saatiydi. Şu an yemekteler diye düşündü. Gülümsedi, adımlarını hızlandırdı.

Tekstil atölyesine vardığında kendine şaşırdı. Koşarak içeri girdi. Çalışmaya başlamadan Merve'nin dudaklarının izi onu rahatsız etti. Lavaboya girdi, elini yüzünü soğuk suyla yıkamaya başladı.

Kafasını kaldırdığında aynada Caner Abi'nin yansımasını gördü.

Gülümsedi, gözünden yaşlar akarken.

Son

Bölüm sonu

2 yorum