İçeriğe geç

DOLUNAY

Bölüm 1 · 12 dk okuma

DOLUNAY

Bölüm 1

İlk Temas

Nefret ve Aşk iki büyük duygu ve aralarında sadece ince bir çizgi, eğer o çizgiyi biraz olsun aşarsanız nefretiniz aşka, aşkınız nefrete dönebilirdi.

Bu zamana kadar okuduğum kitaplardan, izlediğim filimlerden hatta dinlediğim şarkılardan bile nefretin nasıl aşka dönebileceğini görmüş, öğrenmiştim fakat tam tersini aklım almıyordu.

İnsan nasıl olurda sırılsıklam aşık olduğu bir insandan ölesiye nefret edebilirdi ki?

Artık anlıyordum.

Yaşamadan öğrenilmezdi bu sorunun cevabı ve ben en acı şekilde öğrenmiştim.

İnsan, gözlerinde hayat bulduğu kişinin gözlerinde kendisinin ölmesini dileyen bakışları ile karşılaştığında öğreniyordu aşkın nasıl da hızlıca sönebildiğini.

1.BÖLÜM: İlk Temas

Gözlerimi pencereye doğru çevirdim.

İstanbul'a yılın ilk karı yağıyordu. Çoktan her yer beyaza boyanmıştı ve karın huzuru tüm şehri kaplamıştı.

Gözlerimi pencereden çektim ve önümdeki kitaplarımı elime alarak çantama koydum.

Lise de son yılımdı ve benim yeni okulumda ilk günümdü.

İstanbul'a taşınalı sadece iki hafta olmuştu.

Annem ve babam ayrıldıktan sonra annemle İzmir'deki evimizde yaşamaya başlamıştık. Her şey bir şekilde yoluna giriyor sandığım anda ise annem evlenmek istediğini söylemişti ve karşı çıkmama fırsat vermeden evlenmişti. Annemle beraber o adamın evine taşınmıştık ve ardından yaşanan olaylardan sonra babamla yaşamaya karar vermiştim. İzmir'den buraya, İstanbul'a gelmiştim.

Son bir kez aynada kendime baktım.

Yeni okulumun formaları eski okulumdan biraz farklıydı. İzmir'deyken kendi kazandığım devlet okulunda okurken şimdi ilk kez bir kolejde okuyacaktım.

Babam böylesinin daha iyi olduğunu düşünerek beni koleje yazdırmış olsa da benim tek nedenim bu değildi. İzmir'deyken İstanbul'da yaşayan, benimle yaşıt bir kız arkadaşı edinmiştim ve o kendi okuluna gelmem için ısrar etmişti benim de başka iyi bir seçeneğim olmadığı için bu isteğini kabul etmiştim.

En azından ilk günümde tek başıma kalmayacağım diyerek kendimi avutmaya çalışıyordum fakat çoktan stres olmaya başlamıştım.

Siyah, kalçamın biraz altında biten eteğimi elimle düzelttim ve derince bir nefes aldım.

"Sakin ol her şey çok güzel olacak." dedim boş odada kendi kendime ve omzumun üzerindeki siyah saçlarımı belime doğru attırdım.

Okulun kurallarını henüz bilmediğim için hafif bir makyaj yapmayı tercih etmiştim.

Aynadaki görüntümden gözlerimi çektim ve yerdeki çantamı alarak odadan çıktım.

Boş koridorda merdivenlere doğru ilerledim. Babamın beni aşağıda beklediğini düşünerek aşağı kata indim. Tahmin ettiğim gibi tekli koltuklardan birinde oturmuş beni bekliyordu. Ayak seslerimi duyduğunda gözlerini bana çevirdi ve yüzüne bir gülümseme yerleştirerek ayağa kalktı.

"Gerçekten ben kendim gidebilirim, gelmene gerek yok." dediğimde bir kaşını havaya kaldırdı ve öyle mi der gibi baktı. Tamam itiraf ediyordum kesinlikle kaybolurdum ve okulumu bulmak için günlerce dolaşmam gerekebilirdi.

Bana doğru yaklaştığında bir kolunu omzuma attı ve beni de kendiyle beraber kapıya doğru döndürerek yürümemi sağladı.

"Gidemeyeceğini biliyorum fakat gidemeyeceğin için değil yanında olmak istediğim için geliyorum." diyerek kapıyı açtığında önüne geçerek dışarı çıktım.

O da arkamdan çıktığında yüzümü yüzüne çevirdim ve gülümsedim.

Yanıma gelerek saçlarıma bir öpücük kondurdu.

Arabaya doğru ilerlediğinde bende arkasından ilerledim ve yan koltuğa geçtim.

Ana yola çıkana kadar ikimizde konuşmadık ve o anda aklım gelen soruyla kafamı babama çevirerek aramızdaki sessizliği bozdum.

"Ben okuldan nasıl döneceğim?"

Kafasını yoldan çevirmeden "Ben alacağım." dediğinde bir tepki vermedim ve önüme dönerek dışarıyı izlemeye başladım.

Elimi radyoya doğru uzatarak sıradan bir şarkı çalmasını sağladım.

Bir Kış Sabahı~Teoman

Açılan şarkıyla beraber yüzüme bir gülümseme yerleştirdim ve şarkının sözlerine değilde bana hissettirdiği o eşsiz duygulara odaklanarak kafamı cama doğru çevirdim.

İstanbul sokakları çoktan karla kaplanmıştı.

Okula vardığımızda kafamı camdan çekerek babama çevirdim ve vedalaşarak arabadan indim.

Babam arabayla uzaklaştığında gözlerimi yeni okuluma çevirdim.

Diğer kolejlerden daha farklı bir görüntüsü vardı.

Sanki başka bir evrenden fırlamış gibi duran eski bina şimdiden dikkatimi çekmişti.

Duvarları eski taşlarla döşenmiş dört katlı bir binaydı. Her katında onlarca pencere vardı ve hiçbirinin sağlam göründüğünü söylemeyemezdim. Okulun çoğunluğunu taş döşemeler ve ahşap kaplamalar kaplıyordu.

Gözlerimi okul binasından çekerek bahçeye doğru çevirdim.

Büyük bahçenin ortasında bir tane insan heykeli vardı fakat tanıdığım söylenemezdi büyük ihtimalle okulun kurucusuna aitti. Bahçenin iki tarafı taşlı yollarla çevrilmiş geriye kalan alanlar ise çimlerle kaplıydı.

Okulun büyük,korku filmlerini andıran, gösterişli, demir kapısından içeriye doğru girdiğimde taşlı yollardan birini takip ettim ve okula doğru ilerledim.

Okulun girişine geldiğim de derince bir nefes aldım ve her şeyin güzel olmasını ümit ederek içeriye doğru bir adım attım.

Evet.

İşte buradaydım.

Sarmaşık Koleji benim hayatımı değiştirecek okuldu, bunu hissediyordum.

Okulun içine girer girmez etrafı kaplayan sarmaşıklar dikkatimi çekti. Gerçek olup olmadıklarını merak ederek yanımdaki duvarı kaplayan sarmaşıklara doğru elimi uzattım.

Tam dokunmak üzereyken arkamdan gelen hiçte tanıdık olmayan erkek sesiyle durdum ve kafamı sesin geldiği yöne çevirdim.

Hemen yanımdan geçerek tam önümde duran sarışın, kıvırcık saçlı çocuğa kaşlarımı çatarak baktığımda onun da üzerinde herkeste olduğu gibi okulun üniforması olduğunu gördüm.

Yakasındaki değişik renkteki ve şekildeki rozetleri dikkatimi çekse de dikkatimi tekrardan yüzüne çevirdim.

Mavi gözlerini sevecen bir edayla açmış yüzündeki gülümsemeyle bana bakıyordu.

Yüzümdeki ifadesizliği umursamayarak bir elini bana doğru uzattığında gözlerimi eline çevirdim.

"Sen yeni kız olmalısın. Ben Doruk, tanışma komitesinden." diyerek açıklama yaptığında kafamı sallamakla yetindim ve elimi öne doğru uzatarak elini tuttum.

"Demek bu okulda her şey düşündüğümden daha da hızlı yayılıyor." dediğimde hızlıca kafasını salladı ve elini çekerek siyah ceketinin yakasını düzeltti ve ardından "Hem de ışık hızında." diyerek gülümsemeye devam etti.

Onun kadar samimi durmasa da dudaklarıma bir gülümseme yerleştirdiğimde mavi gözleri gülümsememe kaydı ve ardından mutlulukla konuştu.

"Sonunda bir an hiç gülmeyeceksin ve aramızdaki gerginlikten bayılacağım sanmıştım." diyerek ellerini birleştirerek şükür ettiğinde gözlerimi devirdim ve gözlerimi ondan çekerek sarmaşıklara çevirdim.

Bunu anlamış olacak ki "Yerinde olsam o sarmaşıklara dokunmadan önce iki kez düşünürdüm." diyerek sarmaşıklar hakkında konuştuğunda kaşlarımı çatarak kurduğu cümleyi anlamadım. Gözlerimi tekrardan mavi gözlerine çevirdim ve merakla "Neden?" dedim.

O ise gözlerini bana çevirmeyerek sarmaşıklara bakmaya devam ediyordu.

Yüzündeki gülümseme silindiğinde derince bir iç çekti.

"Bu okulun sarmaşıklarının büyülü olduğuna inanılır. Kim bu okulun sarmaşıklarının herhangi bir yerine dokunur ve canlı olduğunu hissederse hayatı boyunca bu okula bağlı kalır."

dediğinde kurduğu cümlelerin saçmalığı karşısında kahkaha atmak istesem de ilk günden tüm nefreti üzerimde toplamak istemediğim için yüzümdeki ifadesizliği bozmadan Doruk'a bakmaya devam ettim ve merakla "Nasıl yani hepiniz hayatınız boyunca bu okula bağlı kalacağınızı mı düşünüyorsunuz?" dedim.

Gözlerini sarmaşıklardan çekerek yüzüme çevirdi ve gözlerime baktı.

"Hepimiz değil. Tabi içimizde bu inanışla alay edenler, inanmayanlar var fakat okul müdürümüz bu inanış konusunda fazla hassas."

"Neden?"

Gözlerimi tereddütle baktı. Anlatıp anlatmamak konusunda kararsız kalmışa benziyordu.

"Bak Duru, bence bunlar okulun ilk günü için fazla sadece tek tavsiyem ön yargılı olma."

Kaşlarımı daha da çatıldığında Doruk'un anlattıklarının saçmalığı hakkında düşünüyordum. Gerçekten deli olduğunu bile düşünmeye başlamıştım tam dudaklarımı aralamış aklımdaki onlarca sorudan birine sorucaktım ki aramıza giren tanıdık sesle heyecanla gözlerimi Doruk'un arkasından bize doğru gelen Ayça'ya çevirdim.

"Doruk gene yenileri korkutmakla mı meşgulsün?" diyerek Doruk'un yanından geçerek bana doğru geldi ve kollarını açarak sıkıca bana sarıldı.

"Seni ne kadar özlediğimi tahmin bile edemezsin?" diyerek kollarını belime doğru sardığında mutlulukla konuştum.

"Sonunda burdayım." diyerek bende kollarımı bedenine sardım.

Ayça ile çocukken eski yazlığımızda tanışmıştık. O yaz bizim yazlığın yanındaki eve taşımışlardı ve bütün yazı beraber geçirmiştik. Sonrasında benim ailemin dağılışı sonucu bir daha o yazlığa hiç gitmemiştik fakat Ayça ile de konuşmayı hiç kesmemiştik. Ayça İstanbul'daki evlerine döndüğünde sürekli beni arayıp iyi olup olmadığımı sorup durmuştu beni bu süreçte hiç yalnız bırakmamıştı ,tam olarak şimdi olduğu gibi.

"Sonunda burdasın." diyerek kollarını bedenimden uzaklaştırdı ve geri çekilerek mutlulukla gülümsedi.

Kızıl saçlarını çocukluğundaki gibi iki yandan örmüş ve önüne doğru bırakmıştı. Işıl ışıl parlayan mavi gözleriyle her zamanki gibi etrafa ışık saçıyordu. Siyah üniformasının içindeyken bile herkesten farklı durmayı başarabiliyordu. Onun güzelliğinden büyüklenmemek elde değildi.

"Doruk'un kusurana bakma yeni gelen kişilere saçma sarmaşık hikayelerini anlatmaya bayılır." diyerek Doruk'un omzuna sert olmayacak şekilde vurduğunda kafamı iki yana salladım ve gözlerini devirerek Ayça'ya bakan Doruk'a döndüm.

"Sorun değil nerdeyse eğlenmeye başlıyordum."

Doruk bu seferde gözlerini bana çevirdiğinde dil çıkararak çocuk gibi kollarını önünde birleştirdiğinde bu haline gerçekten içtenlikle gülümsedim.

"Her neyse hadi Duru gidelim de sınıfını bulalim." diyen Ayça'ya kafa salladığımda Doruk "12-B" diyerek ikimizi de şaşırtan bir yanıt verdiğinde Ayça heyecanla yerinde zıpladı. Bu hareketine anlam veremeyerek yüzüne baktığımda gülümseyerek "Bizim sınıftasın." diye açıkladığında bende onun gibi gülümsedim.

Gerçekten buna fazlasıyla sevinmiştim. Şuan en son isteyeceğim hiç tanımadığım kişilerden oluşan bir sınıf ortamıydı ve ben bundan kurtulmuştum.

Üst kattaki koridorun en sonundaki sınıfa girdiğimizde Doruk'ta arkamızdan gelmişti. Anladığım kadarıyla o da bizimle aynı sınıftaydı.

Aslında buna sevinmiştim. Her ne kadar garip bir tip olsa da iyi birine benziyordu. Sınıfa girdiğimizde buranın da koridorlardan bir farkının olmadığını gördüm. Sınıfın duvarları okulun geri kalanı gibi sarmaşıklarla kaplıydı.

Hatta tavan bile buna dahildi.

Ayça cam kenarındaki en sondan bir önceki sıraya doğru ilerdi ve eliyle yanını işaret ederek köşeye oturdu.

Dediğini yaparak arkasından ilerledim ve yanına oturdum. Doruk'ta bizim bir arkamıza geçtiğinde Ayça "Mükemmel bir yıl bizi bekliyor." diyerek ellerini birbirine vurdu ve mutlulukla gülümsedi.

Onun bu neşeli haline gülümseyerek karşılık verdim ve gözlerimi sınıfta gezdirdim.

Henüz daha dersin başlamasına on beş dakika vardı ve bu öğrenciler için çok büyük bir vakitti bu yüzden sınıfta birkaç kişi dışında kimse yoktu.

Ayça "Aç mısınız?" diye ortaya soru attığında kafamı ona doğru çevirdim ve "Biraz." dedim. Genelde sabahları kahvaltı yapmak gibi bir alışkanlığım yoktu bu yüzden de Ayça sorana kadar bunu düşünmemiştim bile.

"Ben baya açım." diyen Doruk'a Ayça gözlerini devirerek "Sen zaten hep açsın." dediğinde Doruk Ayça'ya omuz silkerek karşılık verdi.

"Duru kantine inelim mi?" diyen Ayça'ya kafamı salladım. Aç olmasam da şuanda yapacak başka bir aktivitem yoktu en iyisi onlarla gitmekti.

Fakat önce bir tuvalete uğramam gerekiyordu.

"Benim ilk önce tuvalete gitmem gerek siz inin bende arkanızdan gelirim."

"Tuvalet bu koridorun diğer tarafında. Kantinide zaten görmüşsündür hemen giriş katında solda kalıyor."

Kafamı sallayarak anladığımı gösterdim ve ayağa kalkarak sınıftan çıktım.

Koridor yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başlamıştı. Ayça'nın da dediği gibi koridorun diğer tarafına doğru ilerleyerek tuvalete doğru ilerledim.

Içimde garip bir his vardı. Hani hayatınızın dönüm noktasında olduğunuzda bunu hissederdiniz ya, işte öyle bir histi. Buranın, bu okulun benim hayatımı değiştireceğini hissediyordum fakat bunun nasıl bir değişim olacağını bilmiyordum.

"Umarım." dedim içimden.

"Umarım her şey çok güzel olur."

Koridorun sonundan sağa döndüğüm sırada sertçe bir bedene çarpmamla düşüncelerimden ışık hızında sıyrıldım ve dengemi sağlamaya çalışarak yanımdaki duvara tutunmaya çalıştım. Duvardan destek almaya çalışsam da dengemi sağlayamarak ayağım kaydı. Sertçe yere düşeceğimi sanarak korkuyla gözlerimi kapattım.

Belime dolanan yabancı kollarla düşmekten son anda kurtuldum.

Gözlerimi yavaşça açarak belime dolanan kolların sahibine baktım.

Bana donuk, duygusuz bir şekilde bakan bir çift kahverengi gözle karşılaştım.

Vücudunun her bir kısmı vücuduma değecek kadar yakın bir mesafedeydik. Nefesinin nefesime karıştığını hissedebiliyordum.

Alnına dökülen koyu kahverengi, dalgalı saçları yüzüme değiyordu. Burunlarımız arasındaki mesafe varla yok arasındaydı.

"İyi misin?" diyerek sıcak nefesinin yüzümün her bir parçasına yayılmasını sağladığında sesi endişeli değildi aksine bakışları kadar duygusuzdu.

Kendime gelmeye çalışarak kafamı aşağı yukarı salladım.

"Evet, iyiyim."

Dengemi sağladığıma emin olduğunda kollarını yavaşça belimden çekti.

Alına dökülen saçlarını bir eliyle geriye doğru attırdı ve benden bir adım uzaklaşarak gözlerini vücudumda gezdirdi. Ardından aynı donuk bakışlarını tekrardan yüzüme çevirdiğinde bakışlarında anlamlandıramadığım bir ifade geçti fakat bu çok kısa bir andı.

"Teşekkür ederim." dedim düşmeme engel olduğu için.

Gözlerini yüzümden çekerek gözlerime çevirdi.

"Seni daha önce okulda hiç görmedim,yeni misin?"

Teşekkür etmemi önemsememişti bile. Buna bozulsam da belli etmedim ve "Yeniyim." diyerek sorusunu onun gibi soğukça yanıtladım.

Garip biriydi. Bir insan nasıl bu kadar donuk ve duygusuz bakışlara sahip olabilirdi? Ne düşündüğünü anlamıyordum fakat yenileri pekte seviyormuş gibi durmuyordu.

Onun arkasından gelen erkek sesiyle bakışlarımı yüzünden çektim ve bize doğru gelerek az önce çarpıştığım suratsızın yanına gelip karşımda duran çocuğa çevirdim.

Az önce çarptığım çocuğun aksine bir elini öne uzatarak "Ben Atakan, sen Ayaz'ın kusuruna bakma kendisi yeni olan her şeye tiksintiyle bakar. Ama biz okul olarak yenilere bayılırız." dediğinde bayılırız kelimesini imali bir şekilde söylemişti ya da ben fazla paranoyak davranıyordum. İkisi de hiç güven veren tipler olmasa da kibarlığına karşılık olarak bende Atakan gibi elimi öne doğru uzatarak elini tuttum ve "Duru." dedim.

Ayaz'ın bakışları ilk önce bana sonra da ellerimize kaydığında gözlerini devirdi ve dudağında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Bu gülümseme tamamen alay içeren bir gülümsemeydi.

"Memnun oldum Duru. Hangi sınıftasın?" diyen Atakan'a çevirdim gözlerimi.

"12-B"

Cevabıma karşılık dudaklarını büzerek üzgün bir hâle büründü.

"Aynı sınıfa olmamamıza üzüldüm. Halbuki senin gibi bir güzellikle bu yıl daha eğlenceli geçebilirdi." dediğinde Ayaz sıkkınca nefesini dışarı verdi.

"Merak etme ben senin ağzını burnunu kırdığımda eminimki daha çok eğlenceksin."

Hemen arkamdan gelen Ayça'nın öfkeli sesiyle kafamı arkaya doğru çevirdim. Ayça ise bana bakmak yerine öne doğru yürüyerek tam benim önümde durdu ve doğrudan Atakan'ın yüzüne baktı.

Atakan samimiyetsizce bir kahkaha attığında Ayça yüzünden Atakan'ın yüzünü tam olarak göremiyordum.

Bakışlarım tekrardan Ayaz'a kaydığında onun bakışları Ayça'nın üzerindeydi fakat şaşırdığım bir şey vardı. Az önceki duygusuz, umursamaz halinden eser yoktu. Aksine Ayça'ya o kadar dikkatli ve duygu dolu bakıyorduki onun için şuanda endişelendiğini düşündüm.

Tanışıyor olduklarını düşünsem de Ayça biran olsun dikkatini Ayaz'a vermemişti onun aksine yüzüne bile bakmamıştı.

"Büyük bir zevkle o anı bekliyor olacağım."

Gözlerimi Ayaz'dan çekmek istesem de bakışlarımı yüzünden ayıramıyordum. Sanki o karanlık bir girdaptı ve ben ona doğru çekiliyormuşum gibi hissediyordum fakat onun dikkati kesinlikle bende değildi o şuan sadece Ayça'ya bakıyordu.

"Bir daha seni ve onu Duru'nun yanında görmeyeceğim." diyerek ikisinden de önemsiz iki varlık olarak bahseden Ayça'ya çevirdim gözlerimi.

Onlara karşı bu sert tavrına şaşırmıştım. Neden bu kadar büyük bir tepki veriyordu anlamıyordum ama karışmakta istemiyordum.

Atakan kollarını havaya kaldırarak "Tamam prenses istediğin gibi olsun." dediğinde Ayça öne doğru bir adım attığında istemsizce elimi koluna doğru uzattım ve hafifçe tuttum.

"Tamam Ayça yeter, gidelim."

Ayça beni umursamayarak tekrardan öne doğru bir adım attığında kolunu tutmayı bırakmadım.

"Ben ciddiyim Atakan, bir daha yanında görürsem bu kadar kibar uyarmam." diyerek Atakan'ın cevap vermesine fırsat vermeyerek omuzuna sertçe omuz atarak tam yanından geçti. Kolunu bırakarak bende peşinden ilerledim.

"Bu da neydi şimdi?" diyerek şaşkın bakışlarımı Ayça'ya çevirdim. Sorumla beraber adım atmayı bırakarak olduğu yerde durdu ve bana doğru döndü.

"Lütfen ikisiyle de bir daha konuşma." dediğinde gayette ciddi görünüyordu. Ayça'yı ilk defa bu kadar öfkeli ve gergin görüyordum.

Onu bu kadar öfkelendiren şeyin ne olduğunu merak ediyordum.

"Neden?"

"Çünkü ikiside iğrenç insanlar." diyerek tekrardan bana arkasını dönüp koridorda ilerlemeye devam ettiğinde konuşmama fırsat bile vermemişti.

Arkasından ilerlemedim zaten o da arkasını dönmedi. Gelip gelmememi umursamadı.

Ellerimi saçlarımdan geçirerek canımı acıtacak derecede köklerinden çektim ve histerik bir şekilde gülümsedim.

İşte şimdi gerçekten iğrenç lise hayatıma tekrardan kaldığım yerden devam ediyordum.

Değişen hiçbir şeyin olmayacağını çok kısa bir sürede farketmiştim.

Hiçbir yere ait hissedemiyordum,

Ne annemin evine ne babamin evine ne de herhangi bir okula.

Benim evim yoktu.

Benim yuvam yoktu.

Annemle babamın ayrıldığı gün ikiside elimi tutmayı bırakmıştı. İşte ben o gün nereye gideceğimi bilememiştim ve kaybolmuştum.

O günden beri kaybolduğumu ne kimse farkediyordu ne beni kurtarmak için çabalıyordu.

Benim elimi kimse tutmuyordu.

Tutmayacaktı.

Çünkü ben kaybolmuştum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.