İçeriğe geç

Dokuz Sancak

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Dokuz Sancak

Bölüm 4

4. Bölüm - Kanlı Şafak

4. Bölüm - Kanlı Şafak

Haberci’nin sesi kale avlusu boyunca yankılandıktan sonra Grihisar’a ölüm sessizliği çöktü. Arven pencereden bakarken, babasının omuzlarının hafifçe çöktüğünü gördü. Lord Edric Veyren, yıllardır borç ve kıtlıkla mücadele eden adam, şimdi bambaşka bir yükün altında eziliyordu. Haberci atından indiğinde dizleri titriyordu. Kanı kurumuş toz toprak içindeydi.

“Lord Valthor... Demirboz’un en güçlü adamı,” diye mırıldandı Arven kendi kendine. “Bir gecede boğazı kesilmiş. Ve o yazı... ‘Dokuz’un sırrı ortaya çıkıyor.’”

Avludaki askerler hareketsizdi. Hizmetkârlar kapı eşiklerinde donup kalmıştı. Arven hızla merdivenlerden indi. Babasının yanına ulaştığında Lord Edric’in yüzü taş gibiydi.

“Baba,” dedi Arven alçak sesle. “Bu ne anlama geliyor?”

Edric oğluna baktı. Gözlerinde önceki geceki korku hâlâ duruyordu ama şimdi öfke de karışmıştı. “İçeri gir. Herkes odalarına. Kimse dışarı çıkmayacak.”

Kale kapıları kapatıldı. Demir sürgüler çekildi. Grihisar, ani bir kuşatmaya girmiş gibi kapandı kendine.

Büyük Salon’da sadece ikisi kaldı. Şöminedeki ateş bile cılız yanıyordu. Lord Edric masaya yaslandı, parmaklarını ovuşturdu.

“Demirboz Hanedanı... Valthor, en azından açık konuşanlardandı,” dedi Edric. Sesi yorgundu. “Artık susmak zorunda kaldı.”

Arven yaklaştı. “O mektup. Dün gece duyduğum konuşmalar. ‘Dokuz Sancak yeniden yükselecek’ dediler. Bu bir ittifak mı? Yoksa... ihanet mi?”

Babası başını kaldırdı. İlk kez oğluna uzun uzun baktı. Sanki karar veriyormuş gibi. “Arven, dinle beni. Bu işler senin sandığın gibi basit değil. Dokuz Hane arasında kırılgan bir denge var. Yıllardır. Bazen o dengeyi korumak için... bazı şeyler gizli kalır. Bazı sancaklar küle döner.”

“Roderik de bundan bahsetti. Leylâk Hanedanı...”

Edric’in yüzü gerildi. “Roderik fazla konuşuyor. Yaşlılar bazen unutur ki eski yaralar hâlâ kanar.” Bir süre sustu. Sonra devam etti: “Valthor’un ölümü tesadüf değil. Biri sırrı arıyor. Ve o sır ortaya çıkarsa... kıta kana bulanır.”

Arven’in boğazı kurudu. “Peki biz neredeyiz? Grihisar’ın gri kurtbaşı sancağı, bu oyunda hangi tarafta?”

Babası cevap vermedi. Sadece masanın çekmecesine uzandı ve o meşhur deri keseyi çıkardı. Mühürlü mektup hâlâ içindeydi. Balmumu hafif ezik ama kırılmamıştı.

“Bu mektubu açarsan, geriye dönüş olmaz,” dedi Edric. “İçinde ne yazdığını bilmek, seni de hedef yapar. Valthor gibi.”

Arven mektuba uzanmak istedi ama babası keseyi geri çekti.

“Henüz değil. Önce hayatta kalmayı öğren.”

---

Gün boyunca kale bir arı kovanı gibiydi. Askerler surları daha da güçlendiriyor, okçular kulelere yerleşiyordu. Hizmetkârlar erzakları sayıyor, fısıltılar koridorlarda dolaşıyordu. Arven her yerdeydi ama hiçbir yerde tam olarak değildi. Yaşlı silah ustası Roderik’i yine silahhanede buldu.

“Demirboz Lordu öldü,” dedi Arven doğrudan.

Roderik demiri bıraktı. “Duydum. Kanla yazılmış mesaj... Eski bir uyarı bu. On beş yıl önce Leylâk için de benzer şeyler olmuştu. Birileri dengeyi bozmak istiyor. Ya da dengeyi korumak için her şeyi yakmak.”

“Babam ne yapıyor?” diye sordu Arven.

Roderik omuz silkti. “Lord Edric akıllı adam. Ama bazen akıllılık yetmez. Rüzgârı hissedenler erken yelken açar. Geç kalanlar ise batar.”

Arven, Roderik’in yanında saatler geçirdi. Yaşlı adam eski savaşlardan, unutulmuş antlaşmalardan, Dokuz Hane’nin ortak konseylerinden bahsetti. Hepsi üstü kapalıydı. Hiçbiri doğrudan suçlamıyordu. Ama Arven anlıyordu: Bir sır vardı. Büyük bir sır. Ve o sır, Dokuz Sancak’ın temelini sarsıyordu.

Akşamüstü babası onu çağırttı. Çalışma odasında yalnızdılar. Edric masada oturuyordu, önünde haritalar açılmıştı.

“Güney’den bir elçi gelecek,” dedi babası. “Belki yarın, belki öbür gün. Ona güvenebilir miyiz bilmiyorum. Sen de hazır ol.”

“Ne için?”

“İttifak için. Ya da hayatta kalmak için.” Edric’in gözleri yorgundu. “Arven, ben seni korumak için yıllarca sessiz kaldım. Ama artık sessizlik lüksümüz kalmadı.”

Arven o an babasının omuzlarındaki yükü hissetti. Yıllardır süren borçlar, sadece para meselesi değildi. Daha derin bir şeydi. Korku ve sorumluluk karışımı.

---

Gece yine derin ve soğuktu. Arven odasında beklemiyordu. Babasının çalışma odasının yakınındaki gizli dinleme noktasına dönmüştü. Bu sefer daha dikkatliydi. Taşlara sürtünmemeye özen gösteriyordu.

Saatler geçti. Sonra yine at sesleri. Bu sefer sadece iki atlı. Yine gizli girişten girdiler. Babası onları karşıladı. Sesler çalışma odasından geliyordu.

Arven yaklaştı. Çatlaktan dinledi.

“Valthor’un ölümü herkesi harekete geçirdi,” diyordu yabancı bir ses. “Güney’deki Haneler şüpheleniyor. Mektubu bulan olursa...”

Babası cevap verdi: “Mektup bende güvende. Ama oğlum... şüphelenmeye başladı. Ona ne kadarını söylemeliyim?”

Diğer adamın sesi sertti: “Hiçbirini. Gerçek ortaya çıkarsa Dokuz Sancak yeniden yükselecek. Ama bu sefer eski yaralarla. Ve yaralar derin.”

Arven daha yakından duymak için eğildi. Bu sefer ses çıkarmadı ama ayağı bir taş parçasını oynattı. Küçük bir çıtırtı.

İçerideki sesler kesildi.

“Kim var orada?” diye bağırdı yabancı.

Arven hemen geri çekildi. Koridordan koşmaya başladı. Arkasından ayak sesleri duyuldu. Bu sefer daha yakındılar. Bir el omzuna uzandı.

Arven dirsek attı, adamı duvara yapıştırdı ve merdivenlere daldı. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Bir ok daha vızıldadı. Bu sefer kulağının dibinden geçti.

Odasının kapısına ulaştığında arkasına bakmadı. Kapıyı sürgüledi, nefes nefese yatağın kenarına çöktü. Dışarıdan sesler geliyordu ama kimse kapıyı kırmadı. Babası engel olmuş olmalıydı.

Arven pencereye gitti. Atlılar yine karanlığa karışmıştı. Ama bu sefer biri arkasında duruyormuş gibi hissediyordu. Sır, onu da içine çekiyordu.

---

Sabahın erken saatlerinde kale kapısında yeni bir atlı belirdi. Bu seferki haberci değil, resmi bir elçiydi. Üzerinde Güney’in yeşil kartal sancağı vardı. Atı yorgundu ama adamın duruşu gururluydu.

Arven avluya indiğinde babası elçiyle konuşuyordu. Elçi’nin sesi yüksekti:

“Lord Edric Veyren, Demirboz’un kanlı sonu hepimizi uyardı. Lordum sizi konsey çağrısına davet ediyor. Dokuz Hane’nin ortak mührüyle. Reddederseniz... yalnız kalırsınız.”

Edric’in yüzü ifadesizdi. “Konsey mi? Valthor öldükten sonra mı?”

Elçi yaklaştı ve alçak sesle bir şey söyledi. Arven uzaktan sadece birkaç kelime duyabildi:

“...mektup... izleniyor...”

Babası başını salladı. Sonra Arven’e döndü. Gözlerinde kararlı bir ifade vardı.

“Arven. Hazırlan. Yarın şafakla yola çıkıyoruz.”

Arven dondu kaldı. “Nereye?”

“Konsey’e. Ve belki... sonumuza.”

Kale duvarlarının ardındaki rüzgâr sertleşmişti. Grihisar’ın gri kurtbaşı sancağı, rüzgârda yavaşça dalgalanıyordu. Ama Arven artık biliyordu: Bu sancak, çok yakında ya küle dönecek ya da yeni bir ateşle yükselecekti.

Ve o ateş, babasının elindeki mühürlü mektupta gizliydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.