🩺
"Ama hocam-"
"Aması falan yok Mina!"
Hâlâ bana bağırıyordu ama ben gerçekten suçlu değildim.
Altı üstü ameliyat seyrederken ameliyatı yapan doktorun neredeyse hastayı kör bırakacak bir hamle yaptığını görmüş ve koşarak ameliyathaneye dalmıştım. Sonra ameliyatı yapan doktorları engelleyip bir kenara iterek ameliyata ben devam etmiştim. O kadarcıktı yani?
Şimdi odama gelmiş, bana bağırıyordu. Hem de hastayı sağ sağlim ameliyathaneden çıkarmama rağmen.
Bundan dolayı ben de boş durmadım. Onun gibi sesimi yükselterek kendimi savunmaya başladım.
"Ben yanlış bir şey yapmadım! Eğer zamanında girmeyip o davranışta bulunmasaydım hastanın göz dokusuna zarar vereceklerdi. Hasta, sapasağlam gözleri ile girdiği beyin ameliyatından kör olarak çıkacaktı!"
"Bu senin vazifen değildi! Ameliyat sırasında zaten bütün doktor ve görevliler oradaydı. Bütün sorumluluk onlardaydı."
Gözlerimi onun sözlerine karşılık devirdim, hafif alayla sırıttım.
"Hastayı az daha kör bırakacaktı. Buna nasıl müsaade edebilirdim?!"
"Yeter, Mina! Bu vazifen olmadığı hâlde içeri daldığın ilk ameliyat değil sonuçta! Sen... Seni bir süreliğine küçük bir şirketin revir bölümüne atadım."
Ne dedi o?
Revir mi?
Ne revirinden bahsediyordu Allah aşkına? Ben uzman bir doktordum.
Gözlerimi iriliştirerek şaşkınca ona baktım.
"Revir? Revir mi?! Ben uzman bir doktorum, hemşire değil!" diye bağırdım.
Lâkin beni ırgalamadı bile.
"Eşyalarını topla. Yarın yeni görevine başlayacaksın," dedikten sonra odamdan çekip gitti.
O anki sinirle masamın üzerinde duran her şeyi yere savurdum. Ama ne fayda? Atadım demişti sonuçta.
Ahh! Ne yapacaktım ben?
🩺
Elimdeki bavulu sürüye sürüye ilerlerken aynı zamanda elimde bulunan telefonun ekranına bakarak haritanın navigasyonundan şirketi arıyordum.
Buralarda bir yerlerde gözüküyordu ama nerede?
Sağa dönmem gerekiyordu sanırım. Dönelim bakalım.
Sağıma döndüm ve başımı kaldırarak çevreme bakındım.
İşte şirket orada, tam karşımdaydı! Üzerinde koca harflerle KQ Entertainment yazıyordu.
Hâlâ bu olanlara inanamıyordum. Şirketin hiçbir suçu olmamasına rağmen orayı gördükçe yaşadıklarım aklıma geliyor ve anında sinir basıyordu.
Ah, tamam.
Sakin ol Mina, sakin olmalıyız.
Gözlerimi sıkıca yumup kapattıktan bir süre sonra yeniden açtım. Derin bir nefes alıp vererek ilerlemeye başladım.
Bir elimde telefonum, bir elimde bavulumun sürgüsü vardı. Ah, bavul demişken...
Ben önceden hastanenin yurdunda kalıyordum ama hastanede çalışamayacağım için artık bu şirketin yurdunda kalacakmışım. Bavul o yüzdendi yani!
Yine sinirleniyordum sanırım ama sakin kalmalıydım.
Hatırlamamaya çalış Mina. Aklına getirme, hatırlama, sakin ol.
Elimdeki bavulu sürükleyerek şirkete doğru yürümeye devam ettim ama yaklaştıkça giderek yükselmeye başlayan çığlık sesleriyle neye uğradığımı şaşırdım.
Neler oluyordu?
Hızımı biraz daha artırarak ilerlediğim sırada şirketin giriş kapısında toplanan büyük bir grup gördüm. Çoğu genç kızdı ve boğazları yırtılırcasına bağırıyorlardı.
Allah'ım... Nereye düşmüştüm ben böyle?
Şirket diye beni cezalandırmak için tımarhaneye mi göndermişlerdi yoksa?
Güvenlik görevlileri ve korumaya benzer takım elbiseli kişilerin gençleri engellemeye çalıştığı yere doğru ilerlemeye devam ettim çünkü şirketin girişi oradaydı. Ama bu kalabalığın arasından nasıl geçeceğim meçhuldü.
İleride iletişim kurabileceğimi hissettiğim bir güvenlik görevlisi görünce telefonla birlikte kaldırdığım elimi sallayarak, "Bakar mısınız?" diye bağırdım.
Beni gördü. Ona doğru ilerlemeye devam ettim. Karşısına geçince yüksek sesle konuşmaya devam ettim.
Biraz bağırıyordum ama resmen cırlayan bu gençlerin sesinden hiçbir şey anlaşılmıyordu ki!
"Ben bu şirkete atanan doktorum. İsmim Moon Min Ah."
"Ah, evet. Doktor Hanım, müdürümüz bizi bilgilendirmişti. Lütfen beni takip edin."
Güvenlik görevlisi ilerlemeye başlayınca ben de el mahkûm peşinden gittim ancak bu kalabalığı merak ediyordum doğrusu. Bu kadar genci avazı çıktığı kadar bağırtan şey ne olabilirdi ki?
Merakıma yenik düştüm. Önümde ilerleyen güvenliğe, "Neden bu kadar genç burada toplanmış? Onları bu denli bağırtan şey ne?" diye sordum.
Bağırtan ne kelime?
Delirten, aklını başından alan, kafayı sıyırtan, dünyayla resmen bağlarını kopartan olmalıydı kesinlikle. Bağırtan kelimesi sadece kibar versiyonuydu.
Sordum ama inanmayacaksınız! Adam sadece tek bir kelime söyleyerek cevap verdi.
"Ateez."
🩺
