İçeriğe geç

doin time • minsung

Bölüm 1 · 2 dk okuma

doin time • minsung

Bölüm 1

𝟏- 𝐊𝐚𝐫𝐬𝐢𝐥𝐚𝐬𝐦𝐚

Yağmur, gecenin sessizliğine inat bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Seul'un ara sokaklarından birinde, neon tabelaları titreyen, içeriden loş ışıklar ve derin baslarla dolu küçük bir barın önünden geçenler, adeta başka bir dünyanın kapısından geçer gibiydi. Dışarıda hayat puslu ve nemliydi ama içeride, zaman başka bir ritimde akıyordu.

Barın köşesinde, yarı karanlık bir masada yalnız başına oturan bir adam vardı: Minho. Uzun boyu, geniş omuzları ve yüzüne oturmuş keskin hatlar, onu hemen fark edilir kılıyordu. Siyah deri ceketi omzundan kaymıştı; gözleri ise cam kenarından yağan yağmura takılmış, düşüncelere gömülmüştü. Sert bir havası vardı ama bu, korkutucu olmaktan çok... mesafeliydi. İnsanları kendisinden uzak tutan bir yalnızlığın kokusu vardı üzerinde.

Garsonlar bile onun yanına yaklaşırken ürkek davranıyordu. Kim olduğunu bilmiyorlardı, ama adamın varlığı, fazlasıyla “tehlike” kokuyordu.

Barın mutfağında ise bambaşka bir enerji hakimdi. Küçük, şirin bir aşçı önlüğü giymiş, saçlarını gelişigüzel toplamış, hızlı adımlarla çalışan bir genç vardı: Jisung. Gözlerinin içi gülüyor, burnunun ucunda yağ sıçramış olmasına rağmen umursamıyordu. Tatlı, yaramaz bir enerjisi vardı. Adeta hayatın küçük bir fırtınası gibiydi. İnsanları neşelendirmek için yaratılmış gibiydi.

Jisung siparişleri teker teker hazırlarken bir garson telaşla içeri girdi.

“Şu köşedeki adama yanlış sipariş verdik! Çok sert biri, ben düzeltmeye cesaret edemedim. Gider misin sen?”

Jisung omuz silkti. “Yahu bu kadar abartmayın, sonuçta sadece yemek bu,” deyip tabakları eline aldı. Umursamaz ama tatlı bir gülümsemeyle, ağır ağır yürüdü o masaya doğru. Loş ışık, Minho’nun yüzünü biraz aydınlatınca Jisung ilk kez adamı doğru düzgün görebildi.

İçinden, “Woah… bu adam çok karizmatikmiş,” diye geçirdi ama hemen kendini toparladı.

“Selam,” dedi neşeyle, “galiba yanlış sipariş gelmiş. Bu sizin değildi, değil mi?”

Minho başını yavaşça çevirdi. O buz gibi bakışlar bir anlığına Jisung’a takıldı. Genç aşçı irkildi ama hemen bozuntuya vermedi. Masaya eğildi, tabağı değiştirirken Minho’nun koluna dokunacak kadar yaklaştı. Minho, ilk kez biri ona bu kadar rahat davranmıştı.

“Sen… mutfakta mı çalışıyorsun?” diye sordu Minho, sesi düşük ama netti.

“Yani... ben aşçıyım,” dedi Jisung gülerek. “Ama bazıları bana ‘mutfağın baş belası’ da diyor.”

Minho istemsizce kaşlarının arasını çattı ama dudaklarının kenarında hafif bir kıpırtı belirdi. Sanki gülümseyecek gibiydi ama vazgeçti.

“Tehlikeli bir lakap,” dedi alaycı bir tonda. “Baş belaları genelde kısa ömürlü olur.”

Jisung kahkaha attı. “Senin gibi adamlara kafa tuttuğum için olabilir. Neyse, afiyet olsun, Bay Tehlikeli.”

Minho gözlerini kısarak baktı ona. Bu çocuk kendini bilmiyordu. Ama tam da bu yüzden ilgisini çekmişti. O kadar insan içinde, korkmadan ona bakan, gülümseyen ve dokunan tek kişi Jisung’tu.

Jisung masadan uzaklaştığında, Minho’nun gözleri hâlâ onun arkasındaydı. Ne zamandır birinin bu kadar enerjik, bu kadar “canlı” olduğunu hatırlamıyordu. Jisung bir güneş gibiydi — tehlikeli ama çekici bir ışık yayıyordu.

O gece Minho normalden daha uzun oturdu bardaki köşesinde. Herkes yavaş yavaş giderken, o gitmedi. Bardaki içkisini yavaş yavaş yudumladı, göz ucuyla Jisung’u izledi.

Ve o an, bir karar verdi.

Bu çocuğun kim olduğunu öğrenecekti.

──★ ˙🍓 ̟ !!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.