İçeriğe geç

Doğruların Işığı

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Doğruların Işığı

Bölüm 1

Aydınlanma

Soylulardan bir mektup gelmişti; yüksek sesle okudular. Din adamları dini yapının kapısının önünde, köylüler hem merakla hem de üzüntü ve çaresizlikleriyle birlikte mektupta yazanları dinlediler. Mektupta yazan bir söz, köylüleri öfkelendirmişti. O söz şöyleydi:

"Köylülerin kanlarıyla kaplı bir yere inersem, kıyafetlerimiz ve mücevherlerimiz kirlenir. Üzgünüz, baş sağlığı diliyoruz sizlere."

Soylular, arkalarındaki güce dayanarak böyle bir söz yazmışlardı. Köylülerin bazıları öfkelenmeye başladılar, sabırları taşıyordu, tepki gösteriyordular, hayal kırıklığına uğramışlardı. Soyluların böyle bir durumda halka karşı umursamaz davranmasından dolayı.

Din adamları, soyluların yanlarında olduklarından dolayı utanmışlardı. Bazıları ise o kadar umursamadılar, ama dini liderleri Asther Selene onları dinden çıkartıp, köylülerin arasına atacaklarını söyledi, onlara ve gerisini köylülere bırakacaklarını söyledi. Bir bildirge yayınlamıştı, bildirgeye göre soyluların bazıları dinden çıkartılmıştı; çoktan kendilerinden habersizce kendi orduları bile din otoritesi altında oldukları için soyluların bazılarını köylere getirmeye başladılar, çoktan bu planlanmıştı sanki.

Köylüler, soyluların dini yapının önüne getirileceklerini öğrendiklerinde meydana koşmaya başladılar. Küreklerini, çapalarını aldılar ve taşlarını da, öfkelerini soylulardan gerçekten çıkartmak istiyorlardı. Fakat Asther Selene sadece fırsatı kullanıyordu, kendi çıkarlarına göre. Din adamları onu kutladılar, hala güçlerinin azalmayacağını öğrenince.

Asther Selene, köylüler geri gelince dini binanın kapısının önünde uzun bir sopa ile, elinde altından yapılmış gibiydi. Ve sonunda mücevherlerle kaplanmış bir dört köşeli yıldız sembolü yine oradaydı. Asther Selene daha sonra konuşmaya başladı, yaptığı şey üzerinden

"Sevgili din kardeşlerim, bizler sadece tek bir tarafın dediklerini yaparız, o da Tanrı'mızın dedikleridir. Bizlere birbirimize yardım etmemizi, eşit olmamız gerektiği öğretildi ve öyle devam edeceğiz yolumuza. Bilin ki din kardeşlerim, bizler sizlere yardım etmek için buradayızdır!"

Köylüler ve şövalyeler, din görevlileri bu açıklamayı desteklemek için alkışlamaya başladılar. Yeniden köylüler istediklerini alabilirler miydi? Asther daha sonrasında geri çekildi, köylüler ikna olmuş gibiydiler, bazıları ise evlerinden izliyordu, sanki hapis gibiydiler, bu insanlar sanatkarlar, bilim ve aklın gücüne inananlar, bilginler, gerçekleri fark ederlerdi, ama hiçbiri sesini çıkarmazdı...

Ve biri ortaya çıkmıştı, daha önce bahsedilen evlerinden hapis olmuş köylülerden biri gibiydi, ama daha çocuktu kendisi ve şöyle bağırdı, şövalyelerin yanında bile olsa.

'İtiraz ediyorum!' Herkes başlarını çevirmeye başladı merakla bu genç kızın ne diyeceğini. Genç kızın dış görünüşü şöyleydi: yeşil gözlere, fiyonklu beyaz bir şapka ve elbisesi vardı. Elinde bir beyaz dantelli fiyonklu ve desenli bir şemsiyesi vardı. Açık sarı uzun saçlara sahipti ve kahverengi uzun botları vardı, üzerinde beyaz fiyonklar olan. Ve elinde bir kitap ve tüy tutuyordu, omzunda kahverengi bir çantası vardı. Genç kız kararlı bir dille konuşmaya başlamıştı, öne çıkıp köylülerin bazıları ona yargılayıcı ve nefret dolu bakışlar atıyordular, ama kenara çekiliyordular genç kız için.

Genç kız:"Size sesleniyorum, kendini dindar sananlar. Sizler pis işlerinizi yaparken, Tanrı'nın gözünden korkmazken, insanların gözünden korkuttunuz! Işığın sizi sonsuza dek aydınlatacağına inandınız, lakin yanıldınız. Bir ışığın bile söneceği zaman vardır, bu gerçek hiçbir zaman değişmedi. İnsanları aydınlığı göstermek yerine, karanlığı gösterip onları bunlara alıştırdınız. İşte sizler böyleydiniz, o boş kalplerinizle, insani duygular saklı ayetleri anlayabileceğinizi sandınız. Daha gerçek ışığın ne demek olduğunu unutmuşken!"

Yüksek bir sesle konuştu, onları sertçe eleştirmek konusunda geri adım atmamıştı genç kız. İnsanlar onu çoktan sapkın ilan etmiş olmasına rağmen, dinlerine hakaret olarak anlamasına rağmen, konuşmaktan ve fikirlerini açıkça belirtmekten korkmuyordu. Genç kız kendini tanıtıyordu, herkesin onu hatırlamasını istiyordu bu sefer.

"Benim adım Violetta'dır. Ölümün benim için bir son olmadığını bilirim, çünkü bir yazarın eserleri onu öldükten sonra bile yaşatacak şeylerdendir. Ve ben ölsem bile, bizler yok olmayacağızdır. Her zaman sorgulayan aklın ve bilimin yolundan gidenler olacaktır bu Dünya'da. Biliniz ki insanların bedenleri ölebilir, ama fikirleri yaşayacaktır!"

Violetta denilen genç kız herkese soruyordu, şimdi ise.

"Hepiniz beni kafir ilan etmiş

olabilirsiniz, ama üzgünüm, ben sadece bilim ve aklın yoluna inanacağım insanları kandırmak ya da onları farklı ahlaki davranışlara sokan masallara değil. Beni dinsiz ilan edebilirsiniz, bu da bir görüştür çünkü!"

O beyaz kurdeleleri ve dantelleri olan şemsiyesini açtı ve altına sakladığı kitaplarından alınmış sözler yazılı kağıtlar köylülerin ve oradaki din yetkililerin üzerine doğru uçuşuyordu. Şemsiyesini açmış, üzerinde tutarken yüzünde bir gülümseme vardı. Violetta'nın uçuşan kağıtların arasından onun yüzü belli oluyordu, kağıtlarla birlikte kıyafetleri uyum sağlıyordu, resmen oraya, belki gerçeklere ulaştıranlar onlardı, gerçekte? Violetta'nın yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu, söyleceklerin aksine.

"İnanmayın bana isterseniz, lakin gerçekleri görünce bana minnet duyacaksınızdır. Sizi daha önceden uyardığım için. Konuşmalarımı asla unutmayın, sizi din ile bir kafese sürükleyeceklerdir, ama bir kişi anahtarı bulmak ve gerçeklerigöstermek isteyecektir, o kafeste...'"dedi.

Violetta’nın portresi (1511)

Dini liderler ve Asther Selene, seslerini çıkartmakta zorlandılar. Violetta arkasını dönüp gidene kadar köylüler de düşünüyordular, ama Violetta'ya inanmak istemediler. Onun kendi dinlerine bağlılıklarından ayırmaya çalışan bir kafir olduğunu düşünmeye başlıyorlardı. Dinlerine karşı yapılan suçlamaları hoş karşılamadılar, sonuçta yüzyıllardır dini otorite tarafından yönlendirildiler. Köylüler bir bakıma haklıydılar, onlar eğitimden uzak, dolayısıyla onlardan daha eğitimli olan din adamlarına inanmak zorundaydılar. Ve bu uzun süredir devam eden bir şeydi, din adamları olsun krallık olsun, onların bilgilenmesini istemezlerdi. İsyan olmasından, karşı çıkılmaktan korkmuşlardı, onlardan gerçekleri saklamayı seçtiler ve onları cahil ettiler. Köylüler daha önce tanımadığı bir çocuğun söylediklerine mi inanacaklardı, kendileri ile aynı tabakada olan birine mi, yoksa daha üst tabakadan olan, daha eğitimli ve uzun süredir güvendikleri, inandıkları, saygı duydukları din adamlarının sözlerine mi inanacaklardı? Tabii ki tanıdıkları din adamlarına inanmayı seçeceklerdi, mantıklı bir neden değil miydi?

Bölüm sonu.Bu hikayeyi ilk başta wattpad’de yayınlamıştım sonradan burada yazdım ama yinede teşekkürler umarım burada bir başarı yakalar.Destek olursanız çok sevinirim 🫶

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.