"Bana meydan okuma, kabul etme ihtimalim var..."
Gözlerim Hilal in telaşlı sesiyle açıldı. “Ahu kalk geç kaldık saat 8.47 dersin başlamasına onu üç dakika var.”
Gözlerimi telaşla açtım. “Neden saat çalmadı.” Bunu söylerken banyoya girmiştim.
“Alarmı kurmadığın için olabilir mi acaba.”
“Sen kurdun sanıyordum.”
Anlaşıldı ikimizde alarmı duymamıştık hızlıca tuvaletten çıkıp üstümü giymeye başladım.
Uzun yeşil bir eteğin üstüne beyaz bir bluz giyinmiştim saçımı toplayıp ayağıma bilekli kahverengi bir ayakkabı giyindim.
Kapıdan çıkmamız on dakikamızı almıştı. Koşarak sınıfa gidiyorduk. Hilal üstüne siyah bir pantolon ve lacivert kolsuz boğazlı bir bluz giyinmişti sınıfa ulaştığımızda ders başlamıştı.
Merak etme Ahu içeri girip hocadan özür dileyip yerine oturacaksın. Kapıyı açtığımda Hilal arkamdan koşarak gelmişti. Bağcıklarını bağlamak için yolda biraz durmuştu. Tam hocadan özür dilediğim esnada Hilal hızını almadı ve arkadan sert bir şekilde bana çarptı.
Yaşasın ilk günden rezil oldum.
Artık ikimizde yerdeydik. İnsanların gülüşlerini duyduğumda hemen yerimden kalktım ve Hilallide oturduğu yerden kaldırıp cam kenarındaki boş bir sıraya geçtik.
“Komik bir düşüştü Sarmaşık. Her yere böyle mi girersin?” arkamdaki sesi duyduğumda düşüşün şaşkınlığıyla kimin önüne oturduğumu fark ettim. Arkasından bir ses daha geldi.
“O kadar komik düştünüz ki az kalsın altıma işiyecektim.” Evet arkamızdakiler Mutlu ve İshak’tı.
Gerçekten otura otura bunların önüne mi oturmuştuk.
İçimden ufak çaplı bir küfür savurdum. Ve duymazdan gelip defterime odaklanmaya çalıştım. Arkamdan biri sırtımı kalemle dürtmeye başlamıştı. Bu çocuk kaç yaşındaydı beş mi?
“Hadi ama Sarmaşık bana cevap ver.”
Sinirlerime hakkim olmaya çalıştım ve parmaklarımla oynamaya başlayıp arkamı döndüm. Omuzlarımı dikleştirdim ve sakince konuşmaya başladım.
“Eğer bana bir daha Sarmaşık dersen sarmaşıklarımı götüne sokarım İshak.” Hafifçe gülümsedim ve önüme döndüm.
Arkadan kıkırtı seslerini duyabiliyordum. Tekrardan sesini duyunca sabır çekerek arkamı döndüm. Dudağının yanında gayet belli bir kıvrılma vardı.
“Demek ismimi öğrendin. Söylesene benim hakkımda başka neler biliyorsun. Başka neyin dedikodusunu yaptınız. Kaç saat beni konuştunuz?” tam bir şey diyecekken Mutlu araya girdi.
“Bir saat. İki ya da üç belki rüyasında bile seni görmüştür.”
Hilal derin bir nefes alarak arkasını döndü.
“Söylesene İshak kaç saat boyunca Ahuyu düşündün. Kaç saat boyunca bu konuşmanın haylini kurdun?” tek kaşını kaldırıp hesap sorar gibi bir şekilde İshak’la konuştu. İshak yutkundu ve defterine kafasını gömdü. Onun bu halini görünce yanaklarımdaki sıcaklığı hissetmeye başladım. Bende önüme dönünde Mutlu ve Hilal kahkaha atmaya başladılar.
Kafamı kaldırdığımda hoca tam karşımızda duruyordu. Dirseğimle Hilali dürtmeye başladım.
“Ne var Ahu!” kızgın bir şekilde bana bakınca göz ucumla hemen dibimizdeki hocayı gözlerimle işaret ettim.
“Ben varım Hilal Işık başka bir şeye ihtiyacını var mı?” Hilal korkuyla başını salladı. Hoca memnun olmuşçasına gülümsedi.
“Geçen seneki kuralları tekrar hatırlatsam iyi olur. İlk sözlü uyarı ikinci sınıftan atılma üçüncü ise Çukur. Ve ay elementinin ışığının orada işe yarayacağını düşünmüyorum. Şimdi sorun yoksa devam edelim.” Çukurda neyin nesiydi.
Hilal ‘e yaklaşıp fısıldamaya başladım.
“Çukurda ne? Kulağa ürkütücü geliyor.”
“Eğer biraz daha konuşmaya devam edersen öğreneceksin o yüzden sus bence artık çünkü araya gitmek istemezsin.” Hilalin bu cevabıyla yutkundum ve sessizce defterime geri döndü.
Dersler saat beş buçuk gibi bitmiş ve akşam yemekleri yenmişti. Herkes odalarına dağılmıştı. Koridorlar bomboştu. Hilal bana bahçeyi gösterecekti ama önce odaya çıkıp çantasını bırakmak istedi. Benim de çantamı bırakıp tuvalette girmem gerekiyordu ama o kadar katı çıkmaya çok üşendiğim için kendi çantamı da Hilale kitlemiş koridordaki tuvalette girmiştim.
İşimi bitirdikten sonra lavabonun önünde durup kendime baktım. Topuzumdaki yeşil tutamlar hafif dışarı fışkırmıştı. Lavaboya eğilip yüzümü yıkadım. Aynaya geri baktığımda artık kendimi göremiyordum. Elektrikler gitmişti ama bunu pekte tuhaf bulmadım ormanın içindeki bir okulda elektriklerin kesilmesi normal olmalıydı. Değil mi?
Arkamdan bir fısıltı duydum.
“Ne kadarda büyümüşsün.”
Aceleyle arkamı dönüp hançerimi saçımdan çıkardım ama arkamda sadece karanlık vardı. Hançerimiz topuzumdan çıkmasıyla açılan saçlarım bellime kadar uzamıştı.
Saçlarımı geri toplayacakken koridorun başından bir çığlık geldi. Aceleyle çığlığa doğru ilerlemeye başladım. Hançerlerimi yanıma almadığım için saçımı geri toplamak yenine elimdeki küçük hançere daha sıkı tutundum. Gördüğüm şeyle kalp krizi geçireceğimi düşündüm.
Yerde bir ceset vardı ama normal bir ceset değildi.
Teni tamamen griye dönmüştü gözleri açıktı ve simsiyahlardı. Siyahlıklarının altında kanlar vardı. Sanki kan ağlıyordu. Vücudunda siyah yarıklar vardı ve bu yarıklar kalbinin üstündeki karanlıkta toplanıyordu. Siyahlık o kadar koyuydu ki kıyafetinin altından çok net belli oluyordu.
Tam gördüğüm şeyle çığlık atacakken sırtımda bir beden ve ağzımda bir el hissetim. El burnumu ve ağzımı kapatıp çığlık atmamı engelledi. Burnumu ve ağzımı kapatıp çığlık atmamı engelliyordu. Elimdeki hançeri arkayı arkaya doğru savurup arkamı döndüm. Hançeri savurduğum kişi İshak’tı.
Bu çocuk neden her bokun içinde.
Savurduğum hançerden son anda kurtulmuştu. Açık saçlarımı görünce boğazındaki yutkunmayı gördüm. “Ne kadar güzelsin.” İstemsizde ağzından çıkan kelimeleri duyunca ensesini kaşıdı yani saçların ne kadar da güzel.”
Dediklerini umursamamaya çalıştım.
“Onu sen mi öldürdün?” dediğimde arkamdaki cesede baktı hemen ardından da bana baktı.
“Sence onu o hale getirecek birine mi benziyorum. Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin?”
Haklıydı bunu onun öldürme imkânı yoktu.
Toprak onu böyle bir karanlığa gömemezdi.
İshak’ın arkasından gelen bağırma sesleri duydum. Bu Ateşin sesiydi.
“İshak neredesin?” bizi görüp yanımız gelirken hançerimi saçıma geri taktım. Yanımıza geldiğinde ve yerdeki cesedi gördüğünde gözleri açıldı.
“SUHAT!” diye bağırdı. İshak onu anında susturdu.
“Biraz daha bağırırsan herkesi başımıza toplayacaksın.”
“Ona n’olmuş böyle.” Diyerek yutkundu. Arkasından diğerleri de geldi. Ve hepsi şok olmuş bir şekilde Suhat’a bakıyordu.
Yosun öne çıkıp Suhatın nabzına bakmaya başladı. Bu sırada Hilal de bize katılmaya karar verdi.
Yutkunmasının sesini duyabiliyordum.
“İki dakika seni yalnız bıraktım ve bir ceset mi buldun Ahu?” diye sordu şaşkın bir şekilde.
Yosun araya girdi. “Bir ceset değil nabzı hayla var.” Hilal derin bir nefes verdi.
“Oh, ne kadar da rahatladım. Anlatamam” dedi sinir bozukluğuyla gülerken.
“Peki şimdi napıcaz?” diye sordu Mutlu.
Ateş yanıtladı “Onu bir yere saklayıp Hocalara haber verelim. Öğrenciler görürse karışıklık çıkar ve okullu kapatırlar.”
Sinirle güldüm “Okulu kapatmaları mantıklı değil mi sence sonuç ortada bir cinayet var ve sen okulu kapatmamaları için bunu söylememiz gerektiğini mi söylüyorsun?”
“Öğretmenlere söylemez öğretmenler böyle bir şeyi müfettişlere söylemez.”
“Bunu müfettişlere söylemek zorundayız.”
Sinirle bana baktı “Sence bunun böyle olmasını ister miyim sanıyorsun. Senin dışarıda bir ailen olabilir prenses. Ama burada ki insanların çoğunun dışarıda bir ailesi ve ya kalacak bir yeri yok. Suat gibi.”
Benim de bir ailem yoktu. Annem ben 5 yaşındayken ölmüştü ve ondan bana kalan tek şey bir hançerdi. Babam beni annemin ölümünden sonra terk etmişti. Tek amcam vardı ama o da annem için bana bakıyordu. Zoraki olarak bana bir yemin için bakıyordu. bunların hepsini söylemek istedim ama kelimeler boğazımda takılı kaldı.
Bunları söylerken fark etmeden üzerime doğru yürüyordu.
Yutkundum. O da yutkundu. Asil araya girdi.
“Tamam şu cesedi elektrikler gelmeden bir an önce saklayalım sonra öğretmenler haber verelim.
Asil ve İshak çocuğun bileklerinden tutup onu depo gibi bir yere götürmeye başladı. Diğerleri onlara ışık tutuyordu.
Biz arkada kalmayı seçmiştik.
Ne kadar güzel bir ilk gün böyle.