Ben Kumsal Soykan, 16 yaşındayım. Ve 4 yaşımdan beridir biniciyim, sayısız madalya kazandım. İstanbul’un en iyi binicilik kulübünde eğitim alıyor, stajyer olarakta veriyorum. Eh 12 yıldır burada olunca artık öğrencilerim olmaya başladı tabii. Her neyse, yine sıradan bir gündü, sabah kalktım ve spor çantamı hazırlayıp kulübe gittim, okullar yaz tatiline girdiği için rahattım. Maneje gittiğimde (atlara bindiğimiz yer) atlama antremanı yapıldığını gördüm, Derya Hoca yanıma gelip yeni bir at geldiğini, onu eğitmemi söyledi. Öğrenci eğitmekten korkmam ama at eğitmek gerçekten sorumluluk gerektiren bir görev. Her neyse, boş olan tek manej dışarıdaydı. Yandaki manejde yarışma vardı, çok umursamadan atı hazırlayıp maneje geçtim. Biraz vakit geçirdikten sonra, kahve içmek için kafeye gitmeye karar verdim. Kahvemi alıp oturmamla birinin bana seslenmesi bir olmuştu, aklım çıkmıştı. Seslenen kişi Ecrin’di, Ecrin Ataman. En yakın arkadaşım olur kendisi. Sarışın, kahve gözlü benim yaşıtım bir kız. Onunla ikinci sınıfta tanışmış, birbirimizin hayatı olmuştuk. “Efendim?” Demiştim, o haberi duymak için efendim demek en büyük hatamdı sanırım. “Bora kulübe geri dönüyormuş!” O kadar yorgunluktan sonra şaka gibi gelmişti. “Kamera nerede bari?” Bora Gürsoy, eski sevgilim. Yaklaşık 9 aydır biniciliği bırakmış ve geri dönmeyeceğini söylemişti. Oysaki çokta başarılı bir biniciydi, biz ayrıldıktan sonra büyük bir olimpiyat için yurtdışına gitmiş ve geri döndüğünde bırakacağını söylemişti. Ha neden ayrıldığımızı sorarsanız, ilişkimiz çok toksikleşmişti, baskıcı birine dönüşmüştü. Aşk hayatım yaklaşık 5 ay kadar durgundu, ama sonra Ege Yankı ile tanıştım. 3 aydır konuşuyorduk ve açıkçası ona karşı boş değildim. Şimdi geri dönmesi hiç işten değildi! O anki şokum karşısında kahkahalara boğulan Ecrin, her şeyi anlatmıştı. Birkaç saat sonra, eğittiğim atı Derya Hocaya teslim edip kendi atlarımın yanına gittim. Evet, 2 tane atım var. Biri siyah, biri beyaz. Siyah olanın adı Aventurin (kısaca Ave) beyaz olanın ise Ametist (kısaca Ame). “Ave, Ame! Nasılsınız evlatlarım? Bugün sizinle pek vakit geçiremedik, çok üzgünüm.” Evet onlarla sohbet ediyorum. Her neyse onları besleyip eve gitmiştim. Oradan da Ecrin’e geçmiştim, evlerimizin arası 5 dakika falandı. Geri döndüğümde hava kararmıştı, bilgisayarımı açıp blog yazacaktım ki mail kutumda yeni bir bildirim gördüm. Bu oydu, aylardır kulübe gelip giden yetenek avcısı Elif Şan’dı. Gecelerce beni farketmesi için dualar ettiğim Elif Şan! Beni değerlendiren uzunca bir yazı yazmış, seçmelere katılmam gerektiğini söylemişti. Ne seçmesi olduğunu soracak olursanız, sayılı genç biniciler bir program ile 5 ay boyunca 6 farklı ülkeye giderek yarışacaklar, bu program 5 ülkede aynı anda yapılıyor ve sona kalan 2 binici arasında zorlu bir mücadele başlıyor. Ayrıca tüm masrafları onlar karşılıyor. E tabi sadece yetenek avcılarının seçmesiyle olmuyor, bir seçmeye girmen gerekiyor. Sonunda her ülkeden 20 kişi programa katılabiliyor. Hiç durmadan seçmelere girip başvurumu yaptım, bütün binicilik geçmişimi yazdım. Ayrıca Elif Şen’in beni teşvik ettiğini de not düştüm. Artık geriye sadece hazırlanmak kalmıştı, yani ben öyle sanıyordum.
Bölüm 1
Yetenek Avcıları
