KLOINA
CLARA İMPARATORLUĞU, BAŞKENT
1550
14 sene önce
Kasvetli havanın altındaki toprak parçasından gelen haykırışları umursamadı ve pencereden ayrılıp ahşap masada oturan altı kişiye doğru döndü. Yüzyıllardır hükmünü sürdüren büyük Rekta İmparatorluğu'nun ileri gelenleri bir odada toplanmış Kloina'nın güney tarafının birden fazla güç tarafından alt edilmesini izliyorlardı. Görkemli bir görüntüye sahip olan adam, harabe olan güney tarafın içinden gelen toz ve kan kokusunu arada cam olmasına rağmen alabiliyordu. Yüzüne sinsi bir gülümseme yerleştirdi ve "Sonunda." dedi büyük bir şevkle. "Artık Rektalılar olarak başından beri hakkımız olan yere sahibiz."
"Ve yönetecek." diye başladı konuşmasına masanın diğer ucunda oturan gölge kraliçesi. Baştan aşağı siyah giyinmişti. Elini oniksten yapılmış yüzüğünün etrafında gezdirirken kıpkırmızı gözleriyle masadaki herkese tek tek baktı ve yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. "Bu topraklar bizler gibi güçlü otoriteye sahip kişiler tarafından yönetilmeyi hak ediyor." Mauron ırkının acı içeren çığlıkları kulaklarını tırmalıyordu.
"Bu kadar pervasız olma Lilith." dedi buz kraliçesi. İncilerle bezeli krem renkli elbisesi mavi tüllerle kaplıydı. Ortasına opatit taşı yerleştirilmiş gümüş tacı beyaz saçlarının üzerinde parlıyor, buz mavisi gözleri gölge kraliçesini işaret ediyordu. Bundan rahatsız olan Lilith masanın başında duran adama doğru döndü.
"Haklı değil miyim, sevgili ağabeyim?" dedi iğneleyici bir tavırla.
Adam bal rengi gözlerini hızla gölge kraliçesinden kaçırıp buz kraliçesine doğru çevirdi. "İyi niyetini takdir ediyorum, Guinevere. Fakat hayatta kalmak için hükmetmeliyiz." dedi sakince. Tekrar cama döndü ve altın rengi alevlerin yoğun olduğu yere baktı. Ateş ejderhaları tozla kaplanmış gökyüzünde süzülürken oradan oraya kaçan zavallı insanları izledi acıyarak. "Bu harabeye dönmüş güneyi yeniden inşa edecek ve kuzey ile aramıza kalın bir duvar öreceğiz." dedi heyecanla. Artık Clara İmparatorluğu'nda yaşayan mauron ırkının hiçbir önemi kalmamıştı.
"Ve hepimiz birer toprak alacağız." dedi Guinevere'nin solunda oturan yaşlı adam. Yüzüne belirsiz bir gülümseme yerleşmişti. Beyazlaşmış sakalları ve tel tel ağarmış saçları omuz hizasında birbirine karışıyordu. Göz altları çökmüş ve koyu renkteki derisinin bazı kısımları yer yer buruşmuştu. Üstündeki mor cübbesinin içinde kayboluyordu vücudu adeta. Mapenti ırkının en büyük bilgelerinden biriydi ve atalarının yüzyıllar önce yaşadığı topraklara geri dönebildiği için çok sevinçliydi. "Acheron Nehri sonunda bana ait." dedi güney tarafın haritasına uzun bir süre baktıktan sonra.
Nerous Proteus sözünü bitirir bitirmez odanın kapısı büyük bir şiddetle sallandı ve içeriye orta yaşlı, koyu tenli bir elf girdi. Elindeki gümüş kılıcı ve üzerindeki metal zırhıyla savaştan yeni çıktığı belli oluyordu. Kirli miğferini kılıcıyla beraber sol elinde tutarken yüzü çamur, toz ve kan ile kaplıydı. "Kral ve kraliçeyi getirdik, efendim. Ayrıca küçük kızlarını da onlarla birlikte bulduk." dedi nefes nefese.
"İçeriye al, Solucan."
Adam bunu dedikten sonra Solucan kapının önünden çekildi ve kral, kraliçe ile kızları muhafızlar eşliğinde zorla odaya itildiler. Kralın griye çalan kumral saçları tamamen dağılmıştı ve alnından akan kırmızı kanı çenesine doğru uzanıyordu. "Uzun yoldan gelmiş olmalısın, Brofi." dedi nefret içeren mor gözleriyle beyaz saçlarını düzelten adama bakarken. Vücudu her ne kadar acı içinde sızlasa da maruz kaldığı kılıç darbelerini umursamamaya çalışıyordu.
"Evet. Uzun yoldan geldim, Rhegar. Benim olanı almak için. Ve şimdi ona sahibim."
"Hayır, değilsin." dedi açık sarı saçlara sahip elf kadın. Topuzu dağılmış, yüzü tozla kaplanmıştı. Mavi gözleriyle Brofi'ye bakıyor, diğer yandan da yaralı kollarıyla küçük kızını sarmalıyordu. Kızın kafasını göğsüne yaslamıştı bir şey görmeyeceğinden emin olarak. "Ancak güney tarafı ele geçirebilirsin. Kuzeyliler güneyi istila ettiğini anlayınca buraya gelecektir."
Brofi alaycı bir tavırla başını salladı ve masada oturan eşine baktı. Kadın bal rengi perçemlerinden bir tutam alarak kulağının arkasına sıkıştırdı ve ayağa kalkıp kraliçeye doğru yürüdü. "Kuzeylilerle anlaşma yapacağız, Freya." dedi sakince.
"Frigga..." duyduğu üzüntü ve hayal kırıklığı hafifçe titreyen sesinden dışarı yansıyordu. "...annem senden utanırdı."
"Hayır.'' Frigga'nın kardeşi Freya, elflere sırtını dönüp Rekta'dan kaçtığından beri tamı tamına dokuz sene geçmişti. ''Annem senin kendi halkını bir mauron için bıraktığını öğrense utanırdı." Rhegar'a bakıyordu.
Freya, Frigga'nın olduğu yöne doğru tükürdü var gücüyle.
Kadın "Yine de seni seviyorum, kardeşim." diyerek tekrar yerine geçtiğinde birkaç saniye durdu ve ardından "Ne yapmamızı önerirsin Rhodas?" diye sordu Lilith'in yanında oturan uzun boylu adama.
Rhodas, Brofi'nin en yakın arkadaşı ve bir karar almadan önce danışacağı ilk -belki de tek- kişiydi. Rhodas'ın gözleri daha koyu bir mora döndü ve ciddi tavrını bozmadan "Öldürelim." dedi. Küçük kız annesinin ellerinden kurtulmak için çırpınmaya başladığında artık her şey için çok geçti. Ağlıyor ve sesinin çıktığı kadar bağırıyordu.
''Fakat...'' yaşlı bilgenin yanındaki elf ellerini birbirine çarparak tüm dikkati üzerine toplamaya çalıştı. ''Çocuğu öldürmeyelim. Mauron ırkının hayatta kalan çocuklarıyla beraber onu da işlerimizde kullanırız. Böylece, büyük büyük dedesinin bize yaşattığı acıları hissedip ne kadar zavallı bir soydan geldiği hakkında utanç duyar ölene dek.''
Freya'nın kucağındaki küçük kız Alek'in sözlerinden dolayı daha da bağırmaya başlarken kadın duyduklarını umursamayıp korkuyla Rhegar'a baktı. Küçük çocuk onlar olmadan bu cani yerde yaşayamazdı.
"Tamam." dedi Brofi. "Freya ve Rhegar'ı öldürün."
Solucan küçük kızı tüm gücüyle tutarak annesinden ayırdı ve Brofi'nin arkasındaki muhafızın yanına getirip Rhegar ile Freya'ya diz çöktürdü. Muhafız kızın küçük bedenini tutmakta güçlük çekiyordu. Odayı kaplayan tüm haykırışların arasında "Onları çocuğun önünde öldüremezsin!" diye bağırıyordu Guinevere. "Onların topraklarına gelen biziz Brofi. Sen de kendi çocuklarının önünde öldürülmeyi istemezdin."
"Benim çocuklarım, benim ölümümü izleyebilecek kadar güçlü." dedi Brofi. Hiç bu kadar ciddi olmamıştı.
Guinevere'yi dinlemiyorlardı. Frigga kafasını önüne eğmiş, elleriyle kulaklarını kapatmaya çalışırken Lilith mutlu bir şekilde gözünü kırpmadan muhafızların hamlesini bekliyordu. Nerous da karşı çıkmamıştı yapılacak şeye. Çünkü bunun küçük kızı daha güçlü yapacağına ve ona annesinin nasıl bir hain olduğunu göstereceğine inanıyordu. Solucanın emriyle muhafızlardan ikisi kral ve kraliçenin arkasına geçtiler, gümüşten yapılmış kılıçlarını boğazlarına dayadılar.
Korku içinde birbirlerinin elini sıkarken kızlarına bakıyorlardı. "Wes serk*" dedi adam gülümsemeye çalışarak. Fakat her ne kadar korkmuyormuş gibi gözükmeye çalışsa da dudakları her saniye titriyordu. "We yu key via**"
Brofi kafasını yavaşça salladığı an muhafızlar kılıçların gövdesini sıkıca kavrayıp ikisinin de boğazlarını kestiler. Artık odada olan tek ses küçük kızın acı dolu çığlıklarıydı. Dışarıdan gelen kaosun sesini bile bastıran haykırışları durmak bilmiyordu. Kan hızlıca ait olduğu bedenleri bırakıp yere akarken Freya'nın gözünden bir damla yaş geldi.
Küçük kız sesi gitgide kısılırken bedenini daha fazla ayakta tutamayacak gibi hissetmişti. Sahip olduğu tüm gücü harcamıştı az önce ailesini kurtarabilmek için fakat hiçbir şey yapamamıştı. Onu tutan muhafızın ellerinden kurtulabilmek için fazlasıyla zayıftı.
Frigga kafasını kaldırıp gözyaşlarını sildi. Ayağa kalktığında kan ile kaplanmış zeminle göz göze geldi ve düşmemek için masadan destek aldı. Her ne kadar Freya ile düşman olsalar bile sonuçta onun kardeşiydi. Hala bile içinde ona karşı üzüntü duymak sinirlerini bozuyordu.
Brofi soğukkanlılığını koruyordu. Muhafızlar cesetleri yakmak için dışarıya sürüklerken sağ taraf kırmızı, sol taraf ise simsiyah kan ile kaplanmıştı tamamen. Solucan yerdeki kanı temizlemesi için hizmetçileri çağırırken, Brofi arkasında duran küçük kıza doğru döndü ve aynı hizada olabilmek için dizlerinin üzerine çöktü. "Adın ne?" diye sordu elinden geldiği kadar yumuşak olmaya çalışarak. Fakat kız ona bakmıyordu bile. Menekşe rengi gözleri kanla kaplı zemine kenetlenmişti.
Brofi bu sefer aynı soruyu yüksek bir ses tonuyla sorduğunda kız olduğu yerde sıçrayarak "S...Syfe...nia." dedi. Sesi bağırmaktan o kadar kısılmıştı ki Brofi onun ne dediğini zar zor anlamıştı. Yüzü tamamen kızarmışken bakışlarını ölene dek unutmayacağı o adama çevirdi. O sırada menekşe rengi gözlerinin içindeki parıltı usulca sönerek yerini simsiyah bir renge bıraktı.
"Güçlü bir çocuk olduğunu kanıtladın, Syfeinia. Ama ne kadar güçlü olursan ol şunu bil ki, sevgi her daim zayıflıktır."
Brofi ayağa kalkarken "Onu da öldürelim." diye bağırdı Lilith. Kadının sesindeki ciddilik Guinevere'nin içini ürpertmişti.
Brofi ayağa kalkıp hala kızı tutan muhafıza, kızı diğer esir alınan çocukların yanına götürmesini emretmişti. Muhafız, Syfenia'yı çekiştirerek odadan çıkarırken "Kız hata yapmadığı sürece yaşayacak." diyen Brofi'nin sesi uzun koridorda yankılandı.
Muhafız, kızın hafif bedenini sürükleyerek koridorun sonundaki bir odaya getirdi ve hiç çekinmeden yere doğru itti. Odada bir sürü yaralı çocuk vardı. Tüm bakışlar üzerindeyken adam hızla kapıyı kapattı. Syfenia güçlükle doğruldu ve yavaş adımlarla kenara geçip yere uzandı. Yüzüne gelen kirli saçlarını eliyle itip kulağının arkasına sıkıştırdı, acıyan gözlerini kapattı ve babasının ona dediği son sözleri sayıklamaya başladı. "Wes serk, wes serk, wes serk, wes serk..." Bunları sayıklamaktan başka hiçbir şey yapamazdı şu an. Uslu bir çocuk olacak, öldürülmemek için elinden geldiği kadar çabalayacaktı. Gün geldiğinde annesini, babasını ve halkını canice katleden bu imparatorluğu yıkıp geçmeli, onları destekleyen kim varsa hepsinin öldüğünden emin olana kadar durmamalıydı.
*wes serk | Güçlü kal.
**We yu key via | Seni çok seviyoruz.
