Bir yıldız kayar, bir dilek kabul olur.

Rüyasından çığlık atarak uyandı genç.
Gözlerinden yaşlar birbiri ardınca akıyordu.
Terden kıyafetleri sırılsıklam olmuştu.
Dizlerini kedine çekip kollarını sıkıca sardı.
Olduğu yerde ileri geri sallanmaya başladı. Her yeri kaşınıyordu, kirliydi. Vücudu kirliydi.
'Artık beni rahat bırak.' Diye fısıldadı genç hıçkırıklarının arasından.
'Bana dokunma' diyerek tekrarlamaya devam etti.
Tükenmişti artık. Günden güne bitiyordu sanki. Yok oluşu o kadar barizdi ki tüm papatyalar bile haberdardı onun yok oluşundan. Rüyalarında bile peşini bırakmıyordu korkuları gencin.
Pencereden sızan ayın ışığı zayıfça süzülüp beyaz tenini aydınlattı. Parlıyordu, çok güzel parlıyordu güzeldi genç, ruhu bile bu güzelliğini kapatmaya yetmiyordu.
Gözlerini ay’a çevirerek birbiri ardınca göz yaşlarını akıttı.
'Benim bir suçum yok değil mi anne?'
Cümleleri yine güçsüz bir fısıltı olarak çıkıyordu. Gözleri yine uykuya yenik düşüyordu.
Yine aynı rüyaları görecekti. Gözlerini kapatmadan önce son parlak damlada, ayın yansıdığı beyaz teninden aşağı süzüldü...
Kurtulmayı istedi bu eziyetten, kurtarılmayı diledi. Kurtulmak için ışığının sönmesini ölmeyi bile kabul etti. Gerçi onun ışı uzun zaman önce sönmüştü zaten yaşamıyordu genç. Bunları geçirirken zihninden o sırada karanlık gökyüzünden parlak bir yıldız kaydı. Dileği kabul mü olmuştu?.
