Başlama tarihinizi şöyle bırakın.
10.04.25
*
Aylar olmuştu. Bu kampa sızalı aylar olmuştu.
Aylar boyunca düşman kampının her köşesinde bir gölge gibi dolaşmış, her adımımı dikkatle atmıştım. Kimse beni fark etmemişti. Yavaşça, ama emin adımlarla içlerine sızdığımdan derinleşen bir güven oluşmuştu onların nezdinde. Sızdığım yerlerde neredeyse herkes beni tanıyordu ama tanıyanlar aslında hiç de doğru bir şekilde tanımadıklarını bilmiyorlardı. Umurumda da değildi. Hepsinin soyunu teker teker kurutacaktım.
Sessiz sessiz işlerini baltalayarak 3 ay geçirmiştim ama bugün o günlerden sonuncu olacağını bilmiyordum.
O gün güne yine aynı pis kokuyla uyanmıştım. Imkanlar kısıtlı olduğu için duş kaynakları da kısıtlıydı tabi. It sürüsü göçebe gibi yaşadığı için normaldi. O kadar rahatsızdım ki eve geçince domestos ile yıkamaya and içmiştim.
Önemli değildi. Bilgi toplamak, sırları almak, planlarını öğrenmek… bunlar daha önemliydi ve her şey yolundaydı. Düşmanlarımın bana karşı hiçbir şey şüphe etmediklerini düşünmek bazen ruhumu daha da hırsla dolduruyordu. Ama en çok hiçbir şeyin sürekli kalmadığını bilerek yaşamak… o düşünce içimi kemirip duruyordu.
Peşinde oldukları sonuncu eylemi de öğrenmem lazımdı. Onu öğrenip bitirecektim görevi.
Kendi odamdaydım. Elebaşlarından olan Şahin çağırmış beni. O yüzden yattığım oda -oda demeye bin şahit lazımdı- odadan çıkmış yürüyordum. Kırsal mart ayının ortasında olmamıza rağmen çok soğuktu. O yüzden şu iğrenç paçavraları kat kat giymek zorundaydık. Korkunçtu.
Eve dönünce kendimi çamaşır suyu ile yıkayacaktım. Hemde 4 kez.
Yan tarafta birkaç kişi kendi aralarında konuşuyor, biri silahını temizlerken diğeri sigarasını tüttürüyordu. Onlara bakmadan yürüdüm. Burada fazla dikkat çekmek veyahut gereksiz sohbetlere girmek istemiyordum.
Aylarca sessiz kaldım, işimi yaptım, üzerime düşeni yerine getirdim. Onlar da beni kendi pis sürülerinden biri sandı.
Ama bugün her zamankinden daha gergindim.
Bir süredir bir eylem hazırlığındaydılar. Uğraşıyordum ama peşinde oldukları eylemin ne olduğunu hala öğrenememiştim. Konuşmalara kulak misafiri olmuştum. Bazı ipuçlarını yakalamıştım ama henüz tam bir bilgi yoktu. Çözmem gerekiyordu.
Şahin’in çadırına yaklaştıkça, içimdeki gerginlik de arttı. Bir numaralı adamı gibi bir şey olduğumdan onun kim olduğunu, ne kadar acımasız olduğunu biliyordum. Bu adamın karşısına çıkan herkes bir şekilde sınanırdı. En ufak bir yanlış adımın, bir şüpheli bakışın bedeli kanla ödenirdi.
Çadırın girişinde duran iki adam başlarını kaldırıp beni süzdü. “Bekle,” dedi biri. İçeri seslendi, sonra başıyla onay verip girmemi işaret etti.
İçeri adımımı attığımda yoğun tütün kokusu ve sobanın yaydığı sıcak hava yüzüme çarptı. Şahin çadırın ortasında, eski püskü bir halının üzerinde oturuyordu. Önünde katlanmış bir harita ve yan tarafında bir bardak çay. Siyah gözleri beni inceledi kısaca.
“Elif,” dedi sahte bir dostlukla. “Gel otur.”
Benim adım Armağan’dı. İstihbarata çalışan bir saha ajanıydım. Ama onlar beni ülkesine ihanet etmiş bir terörist zannediyordu. Güya nefret ediyormuşum.
Yüzümde kayıtsız bir ifadeyle yaklaşıp yere çömeldim. “Beni çağırmışsın.”
Şahin başını salladı. “Öyle. Seni gözlemliyorum. Geldiğinden beri sessiz, işini bilen birisin. Güvenilir.”
Güvenilir. Güldürme beni. Ben güvenilirdim ama sana değil, vatanıma.
“Yeni bir eylem hazırlığındayız,” dedi usulca. “Ve bu sefer büyük oynayacağız.”
Onu biliyordum zaten. Anlamıştım. Bana detaylar lazımdı.
Şahin elini haritanın üzerine koydu ve sonra parmağını belirli bir noktaya bastırdı. “Burası. Hedefimiz.”
Öne eğildim ve göz ucuyla haritaya baktım. Ama içeriden bir şeyler öğrenmek istiyorsam fazla meraklı görünmemeliydim. “Ne var burada?”
Bunların yanında kala kala türkçem de bozulmuştu. Bakalım onu nasıl düzeltecektim.
Şahin hafifçe gülümsedi. “Onu öğrenmek için bize ne kadar sadık olduğunu kanıtlaman gerekecek.”
Ne saçmalıyordu bu adam?
“Ne yapmamı istiyorsun?”
Şahin geriye yaslandı, bardağından bir yudum aldı. “Güvenimizi tamamen kazanmak için bir testten geçeceksin.”
Omurgamdan aşağı buz gibi bir his aktı. Özel bilgileri bana açmazlardı. Hatta kendisi dışında kimseye açamazdı Şahin. Şimdi bana böyle bir şey söylemesi beni kıllandırmıştı. Benden şüphelenmiş olamazdı değil mi? Ya şüphelerini temize çıkarmak ya da gerçekten güvenmekti amaçları. Göreceğiz.
Şahin gözlerini gözlerime dikti. “Bu gece bizimle geleceksin.”
...
Siyah bir kamyonetin arkasında sarsılarak ilerliyorduk. Silahların metalik sesi motorun gürültüsüne karışıyordu. Onun dışında tek ses ön koltukta sigarasını tüttüren Şahin’in soluk sesleriydi. O soluğu kesmem an meselesiydi ama gözü şüpheyle üzerimde gezinirken yapabileceğim şeyler değildi bunlar.
Az kalmıştı.
Büyük eylemi öğrendikten sonra bitecekti bu saçmalık.
Kampı arkamızda bırakalı yaklaşık kırk dakika olmuştu. Nihayet kamyonet yavaşladı. Şahin arkasını dönüp bize baktı.
"İn," dedi.
Herkes silahlarını kuşanıp hızla araçtan çıktı. Ben de onlara uyum sağlayarak dışarı adım attım. Burası ıssız bir bölgeydi. Yakında bir yerleşim yeri olmalıydı ama buranın tam olarak neresi olduğunu bilmiyordum.
Şahin bana yaklaşarak omzuma dokundu. "Bu gece sadakatini kanıtlayacaksın heval," dedi usulca. Çarpacağım bir tane görecek hevali. "Hedef sivil dolu. Gözünü kırpmadan yapabilecek misin?"
İçimde yükselen mide bulantısını bastırmak için dişlerimi sıktım.
"Senin için ne gerekiyorsa," dedim silahımı kavrayarak.
Ama içimde çalan alarm zillerini bastırmam imkansızdı. Elimdeki keleşi alnının çatısına vuramadığım için içten içe kudururken yürümeye başladık. Karanlık önümüzü görmekte zorlanmamıza neden oluyordu ama biz yalnızca yürüdük. Benim aslanlarım karanlıkla birleşir, birer gölge olurdu.
Gece sessizdi ama içimde kopan fırtınalar o sessizliği paramparça ediyordu. Silah elimde, parmağım tetiğin yakınında duruyordu. Ama onu hiç sıkmayacaktım. Eğer sıkarsam Şahin’i vurmak için olurdu ama o da şimdilik mümkünmüş gibi durmuyordu pek.
Küçük bir yerleşim yerine gelene kadar yürüdük. Endişeliydim ama bunu göstermemek için de elimden geleni yapıyordum.
Şahin en öndeydi. Elini kaldırarak topluluğuna işaret verdi. "Sessiz girin. Kimse uyanmasın," diye fısıldadı.
“Biz niye bu kadar küçük bir saldırı yapıp kendimizi yoruyoruz heval?”
Zaman kazanmaya çalışıyordum.
Şahin omzunun üzerinden bana baktı. Gözlerindeki o soğuk parıltıyı görünce içimdeki tüm tiksinti yüzeye çıkacak gibi oldu.
"Bu sadece bir mesaj," dedi. "Bazen bir köye düşen tek kurşun bir şehri titretebilir."
Maalesef ki doğruydu.
İçimdeki öfke yeniden kabardı ama onu bastırmak zorundaydım. Şimdi düşünme zamanıydı. Bir hata yaparsam buradan sağ çıkamam.
Şahin “köylüyü meydana toplayın.”
Adamları hızla evlere dağıldı. Uykulu, korkmuş, yarı giyinik insanlar sürüklenerek meydana getirildi. Çocuklar annelerinin eteklerine yapışmış, bazı erkekler dişlerini sıkarak olan bitene karşı koymamaya çalışıyordu.
Şahin ellerini arkasında birleştirdi ve ağır adımlarla insanların önüne geçti. Gözlerini kısıp kalabalığı süzdü. "Korkmayın," dedi sırıtarak. "Bugün buraya sadece bir hatırlatma yapmaya geldik. Sadık kalan, başı dik gezer."
Yanımdaki adam omzuma sertçe vurdu. "İlk dersi sen vereceksin," diye fısıldadı hafifçe ileri iterken. Önüme bir adam kondu. Kaçmaya çalışan bir adamdı. Gözleri yalvarırcasına bakarken ağzı da açılıp yardım istedi benden. O an anladım ki işim buraya kadardı. Elimden bir şey gelmiyordu.
"Ne bekliyorsun?" Şahin'in sesi sertleşti. Elimdeki silahı doğrultmaya bile niyetim yoktu.
Bunu yapmayacağımı anladıklarında sonum gelecekti ama bu masumlara da zarar veremezdim.
Ama Şahin’in adamlarına zarar verebilirdim.
Tüfeği kaldırdığım gibi Şahin’in yanındaki 2 adama sıktığımda son hamlem de bu olmuştu. Omzuma sertçe vuruldu. Dizlerimin üzerine düşerken elimdeki tüfek de benden uzağa savrulmuştu.
Şahin üzerime eğildi. “Biliyordum! Bana nasıl ihanet edersin ha!”
Yüzüme inen darbe başımı yana savurdu. Ağzımın içi kan tadıyla dolarken bir kahkaha attım. “Sadakatimi kanıtlamamı istemiştin,” diye tısladım dişlerimin arasından. “Zaten ben ihanet etmem.”
Şahin dişlerini sıktı. Diğerleri üzerime çullanırken gözlerimi kapattım. Ellerim arkama kıvrıldı, bileklerim iplerle sıkıca bağlanırken biri sertçe saçımı çekerek başımı yukarı kaldırdı.
“Alın bunu,” dedi Şahin. “Konuşana kadar onu misafir edeceğiz.”
Yere doğru sürüklendim. Gözlerim kısa süreliğine köylülere takıldı. Korkmuş ama aynı zamanda umut dolu gözlerle bana bakıyorlardı. Onlara zarar gelmemişti. Şimdilik…
*
İlk bölümümüze merhaba diyin.