İçeriğe geç

DİREN!Ş

Bölüm 1 · 4 dk okuma

DİREN!Ş

Bölüm 1

Sonunda(n) Başlıyoruz

2050

Tarih, geçmişten geleceğe uzanan ve bugün gördüğümüz bir rüyadir. Bütün rüyalar gibi tarih de yorumlanabilir; ama görülürken değil.- Oğuz Atay

Başta çok mutluyduk özgürdük en azından şimdiden daha çok desek abartmış olmayız galiba. Başında demişken cenin hâlinde olduğumuz zamanı diyorum yanlış anlaşılmasın, beşikte de olsak eskiden özgürlüğümüz fazla kısıtlı değildi bu kadar, şimdi ise yaşayıp göreceğiz.

Öncelikle size yaşadığım dönemi anlatarak başlamalıyım. Rüya gördüğünüzü düşünün, insanların asla açlıktan ölmediği, birbirini öldürmediği bir dünya düşünün. Olmuyor değil mi bir yerde hatalı bir şeyler çıkıyor illa ama bu dünyada bunların hiçbiri yok size bir ütopya gibi gelebilir fakat bunun olması imkansız gibi gözükebilir ama mümkün çünkü insanoğlunun isteyip de yapamayacağı hiçbir şey yok ve bunu zor olsa da başardı.

2012

Düzeltme notu: Asıl olayların ana sebebini oluşturacak başlangıcın yaşandığı gün.

Ölüm ile yaşam arasındaki araftaydım ve birkaç haftadır dağ evinde kendime gelmeye çalışıyordum. İnsanlardan uzak doğayla iç içeydim, hiçbir elektronik cihaz yoktu. (vardı aslında ama birkaç gün önce, o haberi duyunca sinirlenip camdan dışarı attığımı saymazsak) Kafam karışıktı fazlasıyla arada kitap okuyordum, onu bile canım istemiyordu ama gerçek hayattan bin kat daha iyiydi. Fakat şöyle kötü bir yanı vardı; kitaptan kafanızı kaldırıp gerçek hayata döndüğünüz zaman bir boşlukta hissediyorsunuz çünkü kitaplardaki karakterler gibi kusursuz değil kimse maalesef, bunun geç de olsa farkına varmış olsam bile.

Dilimin söylemeye bile varmadığı o haberi aldıktan sonra yaşamaya gerek olmadığının tamamen farkına vardım, arafta kalmaktansa bir adım ileri gidip ölüme yaklaşacaktım ve intihar etmeye karar verdim. Sağa sola bakınıp sonunda aradığımı bulmuştum kalın bir ip, dayanıklı ve bir o kadar da yumuşak. Bir tabure alıp üstüne çıktım ve ipi tavandan sarkıtıp sıkıca bağladım. Aklımın içindeki düşünceler kafamı patlama noktasına getirmişti ve kaçış çözümü olarak buraya gelmiştim ama düşünerek çözülecek problemler değildi bunlar.

Daha fazla oyalanmadan tekrar taburenin üstüne çıktım ve ipi boynuma geçirdim fakat bir sorun vardı ayaklarım yere değiyordu. İpin boyunu tekrar ayarladıktan sonra tam tabureye çıkıyordum ki kapı kırılır derecesinde çaldı. Burada olduğumu bilen nadir insan vardı kapıyı açtığımda onlardan birisi olan Kaan'ı gördüm karşımda, çok endişeli bir hâli vardı. "Ne oldu iyi misin" diye korkuyla sordum, "Sakince bir yere otur anlatacağım" cevabını verdi ve içeri geçtik. Tezgaha yönelip birer kahve yaptım, şakayla karışık ama ciddi bir şekilde "Bende tam kahve mi yapsam yoksa kendimi mi assam diye düşünüp ikinciye karar vermiştim ki sen geldin."diyip gülümsedim. Bir an gözlerini ciddi misin der gibi açtı ama sonra saçma bulup gülmeye başladı. Kahveyi verdikten sonra karşısına oturdum ve "Söyle bakalım dinliyorum, ne oldu çatlatma adamı hadi be oğlum." diye merakla sordum. Olayları nasıl anlatacağını kafasında kuruyordu tahminen ve konuşmaya başladı.

"Sakince dinle sakın saçma bir şey yapma" diye başladı cümlesine kafa sallayarak onayladım dediğini. "Şimdi malûm olayları biliyorsun aylardır eylem var", "Evet abi biliyorum sadede gel eee ne olmuş." Telefonuna gelen mesajla dehşete kapılmış bir hâle büründü suratı. Bugün meclisteki birleşimde padişahın ve sadrazamın azledilmeleri kararına varılmıştı. Beklenen türden bir şeydi, olayların bu raddeye geleceğini maalesef öngörmüştüm ve olan olmuştu Recai Mahmut padişah tahtına oturmuştu sonunda istediği olmuştu.

"İyi misin ne gördün telefonda söyler misin", " Önemli bir şey değil kardeşim" Oradan bu yalana inanacağımı mı düşünüyorsun," "Estağfurullah ne alakası var". Hemen telefonu elinden çekip aldım, gördüğüm haberle olduğum yerde yıkıldım resmen. Haberde şöyle yazıyordu, son dakika: Reformcuların gençlik kolları binası önünde yaptığı saldırı sonucunda 5'i ağır 13 yaralı mevcuttur. Ağır yaralılar arasında bugün görevden alınan Sadrazam Damat Fikret Paşa'nın yeğeni Gece'de bulunuyor.

"Kaan kardeşim ne ile geldin buraya"

"Motosikletle neden sordun ki"

"Hadi hastaneye gidelim hemen o zaman"

"Olmaz kardeşim bunu yapamam zaten iyi değilsin daha da yıpratma kendini"

"Gitme ne demek ya kardeşim be o vurulan benim" aşırı sinirlenmiştim bu sözler karşısında ama yine de kaan'ın kötü niyetli olmadığını biliyordum. Eve masadaki motorun anahtarını alıp koşar adımlarla evden çıktım. Kaan'ın arkamdan bagırıştığını duydum fakat umursamadım.

Motora binip hızlıca yola koyuldum, biraz trafik vardı ışık yanmasına rağmen araçlar hareket etmiyorlardı, daha da sinirlendim bu duruma küfürler savurarak araçların aralarından sıyrıldım. Aşırı hızlandım kavşaktan gelen araç beni görmeyip sertçe çarptı ve ilk önce ellerimin direksiyondan ayrıldığını, daha sonra da taklalar atarak yere düştüğümü hissettim yüz üstü bir şekilde.

Son dönemlerde sürekli bir şeylerini kaybeden birisi olarak sonunda kazanmıştı ama ölümü ve belki de bu ona hayatın en büyük ödülüydü.

Not: Oylamayı ve yorum atmayı unutmayınız, ilk kitabım olduğu için bazı hatalar olmuş olabilir şimdiden kusura bakmayın.

Bölüm sonu

4 yorum

  • Kitap güzel ilerliyor. Yeni bölüm ne zaman gelir . Benim kitabımda göz atabilirsiniz.

  • Kitabın çok güzel benim kitabıma da göz atarsan sevinirimm https://cizgi.page.link/CfEm kelimeleri çok iyi kuşlanmışsın bu arada ekle yemeden edemedimm