7. BÖLÜM: YENİ BİR YÜZ, ESKİ BİR OYUN
Profesörün odasından o görkemli çıkıştan sonra, hastanede hava tamamen değişmişti. Profesör, kendi makamında, masasının başında bir ölü gibi oturuyor; titreyen elleriyle holdingin genel merkezini aramaya çalışıyordu. İtibarının ve lüks hayatının pamuk ipliğine bağlı olduğunu artık biliyordu.
Elif ve avukatımız ise hastane çıkışında bir anlığına duraksadılar. Avukat, Elif’in yüzündeki o ilk gerçek gülümsemeyi gördüğünde, ifadesi yumuşadı.
— "Bunu başardık," dedi Elif, gökyüzüne bakarak. "Ama daha bitmediğini de biliyorum."
Avukat, paltosunun yakasını düzeltti ve gözlerini kıstı. "Bitmeyecek. Onlar hata yaptıkça biz üzerine gideceğiz. Şimdi hastaneye geri dönüp eşyalarını almalısın. Güvenliğin için ben dışarıda, otoparkta bekliyor olacağım."
Elif hastaneye geri döndüğünde, koridorlarda ona bakan gözlerin değiştiğini fark etti. Dünkü "kovulan asistan" imajı yerini, profesöre kafa tutan "gizemli ve korkusuz doktor" imajına bırakmıştı.
Eşyalarını toplamak için kütüphane ve arşiv kısmına yöneldiğinde, rafların arasında bir gürültü duydu. Yığınla dosya bir anda yere saçıldı.
— "Ah, kahretsin! Yine yaptım!"
Elif sesin geldiği yere döndü. Genç, dağınık saçlı, gözlüklü ve üzerinde hastanenin teknisyen önlüğü olan biri, yerdeki dosyaları telaşla toplamaya çalışıyordu. Elif gülümseyerek yardıma eğildi.
— "Yardım edeyim mi?"
Çocuk kafasını kaldırdı. Gözleri parlıyordu. "Siz... Siz Doktor Elif Hanım'sınız, değil mi? Ay, yani, evet, kesinlikle sizsiniz. Ben Kerem. Yeni işe başladım, aslında bilgi işlemdeyim ama her yere bir şeyler taşımak zorundayım. Sizin profesörle olan o harika çıkışınızı duydum! Herkes sizi konuşuyor. Gerçekten, tebrik ederim!"
Kerem o kadar saf, o kadar heyecanlı konuşuyordu ki Elif’in istemsizce yüzü güldü. "Teşekkür ederim Kerem. Ama o kadar da abartılacak bir şey değil."
— "Olur mu hiç! Resmen o devin karşısında kale gibi durdunuz. Bakın, size bir kahve ısmarlayayım mı? Gerçi kantin biraz karışık ama... Biliyorum, profesörün sistemine girmek için neler yaptığınızı duydum, inanılmazsınız!"
Tam o sırada, kapının eşiğinde soğuk bir rüzgar esti. Avukat, Elif’i uzun süre göremeyince merak edip içeri girmişti. Kerem’in Elif’e doğru eğilip heyecanla bir şeyler anlattığını görünce duraksadı. Gözleri, Kerem’in üzerindeki hastane önlüğünden Elif’in gülümseyen yüzüne kaydı.
Avukat yavaş adımlarla yanlarına geldi. "Bir sorun mu var?" sesi, odanın havasını bir anda dondurdu.
Kerem hemen doğruldu, hafifçe ürkmüş gibi yaptı. "Ah! Hayır, hiçbir sorun yok efendim! Sadece Elif Hanım'a yeni görevinde başarılar diliyordum. Ben sadece... küçük bir hayranıyım diyelim."
Avukat, Kerem’i süzdü. Bakışları o kadar keskin ve sorgulayıcıydı ki, Kerem’in gözlüğü hafifçe aşağı kaydı. Avukat, Elif’e döndü. Elif’in hala o sempatik gülücüğü taşıdığını görünce, çenesi hafifçe kasıldı.
— "Eşyalarını topladıysan gidelim Doktor Hanım," dedi avukat. "Burada vakit kaybetmenin bir anlamı yok."
— "Tamam, geliyorum," dedi Elif ve Kerem’e döndü. "Tanıştığımıza memnun oldum Kerem."
Avukat, Elif'in kolunu hafifçe tutup onu yönlendirdiğinde, Kerem arkalarından bakakaldı. Avukat çıkmadan hemen önce Kerem’e öyle bir bakış attı ki, sanki "Onunla fazla samimi olma" mesajı veriyordu.
Otoparka indiklerinde Elif gülerek sordu: "O çocuk çok tatlıydı, değil mi? Hastanede böyle neşeli birinin olması harika."
Avukat arabasının kapısını açarken cevap vermedi. Sadece arabaya bindiğinde direksiyonu biraz fazla sıkı tuttuğu gözden kaçmadı. "Fazla saf," dedi sadece. "Bu hastanede kimse göründüğü kadar masum değildir."
Elif, avukatın bu tavrına hafifçe şaşırsa da, içten içe onun bu "kıskançlık kırıntısı" diyebileceği sahiplenici tavrı hoşuna gitti
Araba hastanenin bahçesinden çıkarken, hastanenin penceresinden bir gölge onları izliyordu. Kerem, elindeki dosyaları sıkıca tutmuş, az önceki "şapşal" çocuk ifadesiyle hala gülümsüyordu. Elifin dosyaları toplamasında ona yardım ettiği an gözlerinin önüne geldi bunu düşürken istemsizce kendi kendine gülümsedi