24.08.2010
Sevgili Günlük
Bugün nasılsın? Ben çok kötüyüm. Bugün benim doğum günüm olmasına rağmen kimse hatırlamadı. Onlara söylemek istedim '22 yaşıma giricem bugün' demek istedim fakat nasıl söyleyebilirdim ki. Kahvaltıda herkesin yüzüne baktım fakat kimse benim yüzümü bakmadı. Beni yok saydılar. Evet buna alışıktım zaten ne bekliyorumki sonuçta üveyim.
Halk beni sevmiyor ve izin verseler beni taşlıcaklar. Sırf konuşamıyorum diye. Biliyorum beni sevmiyolar fakat susturuluyorlar. Babam haberlerde kim benim konuşamadığım hakkında tek bir kelime ederse o kişi astırılıcaktır diye haber çıkartınca bazı kişiler hariç kimse konuşmuyodu. O kişiler ise bugün sabah susturuldular. Babamın yöntemiyle.
Peki bu doğrumu? Hayır. Bu doğru değil. Benim hakkımdaki düşüncelerini söylesinler,susmasınlar çünkü benim en çok nefret ettiğim şey sessizlik fakat asıl sessizliğin kendiside benim. Sırf bu yüzden kendimden nefret ediyorum.
Ben hep sesimi duymak istedim. Kendi sesimi bile bilmiyorum. Ağladığımda sesimi duymak istiyorum fakat sesim yok. Duymuyorum. Ben Halka hak veriyorum çünkü bende kendimden nefret ediyorum.
Bugün sesimi çıkartıp bari bugün doğum günümü hatırlasaydınız demek istedim fakat yine sesim çıkmadı. Her yıl olduğu gibi bu yılda dediğim gibi doğum günümü unutmuşlardı.
Sabah canım sıkıldığı için saraydan çıkınca biraz ilerideki duvarda bir yazı gördüm.
Unutma ki! En büyük güç,sessizliktir. Ben sessizliğe güçsüzlüğümden sığınmadım. Ben sessizliğe adalet için sığındım.
DL
Bu yazıyı görünce benimle alakalı olduğunu anlamıştım. Hemen yanındaki duvarda da bir yazı yazıyodu.
Sessizlikten nefret ediyordum fakat asıl sessizlik kendim olduğum için kendimden nefret ettim.
SH
DL bu çetenin adıydı. Ve o duvardaki cümle benim iç sesime sürekli söylediğim cümle. Sessizliğimi dile getiriyolardı. Fakat ben hergeçen gün sessizliğe daha çok gömülüyorum.
Yanlız olan Sandra
Son kez gözlerimdeki yaşı silip günlüğümü kapattım ve yatağımın yanında duran küçük dolaba doğru günlüğümü alıp ilerledim ve kilitli çekmeceyi boynumdaki ipte takılı olan küçük anahtarla açtım. Ardından günlüğümu içind koyduktan sonra kapattım ve yine kilitledim.
"Hanımım sizi akşam yemeğine çağırıyorlar." Diye hizmetçi hesrun abla kapımı tıklaptıp bana hatırlatma yaptı. Ağladığım için omuzlarım düşmüştü. Fakat ben hemen omuzlarımı ve çenemi dikleştirip odadan çıktım. Yüzüme sahte bir tebessüm kondurdum ve merdivenlerden hızlıca inip büyük salonun yanındaki büyük masayı gördüm. Abim,ablam ve babam oradaydı. Tabi hepsi üvey.
Hemen büyük masadaki babamın karşısındaki sandalyenin boş olduğunu gördüm ve oraya gidip oturdum. Masada büyük bir sessizlik vardı. Bu sessizliği bozan abimin sesiydi.
"Baba bugün o adam yeniden size iftira atmaya kalkıştı." Dedi abim. Babamın kaşları çatılıp yüzü öfkeli bir hal aldı.
"Onu öldürmeliydiniz!" Diye babam sinirle bağırdı.
"Baba eğer onu öldürseydik halk bizi kötü birisi olarak algılıcaktı." Dedi abimde babama. Babam ve abim oldukça gergindi. Ablam rahatça önündeki tabaktan bir kaşık yemek alıp onları dikkatlice dinliyordu.
"O adamın elinde bizim sonumuzu getiricek kanıtlar var! Onu öldürmezsek yakın bir zamanda halka onları sunucak!" Dedi babam son kez sinirle ve masada derin bir sessizlik oldu. Yine sevmediğim şey başıma geliyodu. Bu yüzden masada sessizlik bozulsun diye ellerimi birbirine çarpıp dikkatleri üstüme çektim. Ellerimi oynatarak birşeyler söylemeye başladım.
"Baba galiba si-" daha cümlemi kuramadan babam konuştu. Onlara bugün doğum günüm olduğunu söylicektim.
"Sus Sandra! Burada senin saçma sapan konuşmalarını dinleyemeyiz. O yüzden sus!" Diye bu seferde bana bağırdı. Gözlerim doldu. Hayır o bana bağırdı diye değil. Konuşamayan birine sus dediği için. Canım yandı. Bu kelimeler çok ağırdı. Taşınamayacak kadar.
Hızlı bir şekilde başımı sallayıp onu onayladım ve sertçe sandalyemden kalkıp sarayın kapısına doğru koşar adımlarla yürüdüm. Onlar böyle birşey yapıcağımı düşünmüyolardı. Onlar beni daha çok korkak,güçsüz diye biliyorlardı.
"Eğer o kapıdan çıkarsan bir daha buraya adımını dahi atamazsın!" Diye bağırdı arkamdan üvey babam. Bir anlık sadece bir anlık durup omzumun üstünden ona baktım. Evet ağlıyodum fakat sesim çıkmıyodu. Fakat hızlıca o kapıya doğru koşturdum ve bir an bile düşünmeden o kapıdan çıktım. Sarayın dış kapısına gelince görevliye başımı oynatınca o da dış kapıyı açtı ve ben koşar adımlarla dışarıya çıktım.
Nereye gidiceğimi hiç bilmiyodum. Sadece boş boş koştum. Bir ara elbisemin ucuna takılıp düştüm fakat hemen ayağa kalkıp elbisemi tutarak koşmaya başladım. Bu seferde topuklular yüzünden bacağımı burkup düştüm. Canım acıdı fakat bağıramadım.
Topuklu ayakkabılarımı çıkarttım ve sertçe başka bir yöne fırlattım. İnsanların bana deliymişim gibi bakışlarına maruz kalıyodum fakat yine sesimi çıkartamıyodum. Gözlerimden yaşlar peşpeşe süzülüyodu. Ayağa kalktım ve bu sefer koşamadım. Ayağımın üstünde dururken bile canım yanıyodu fakat dayanıcaktım. Ben annemin cesediyle 3 gün aynı odada kalmış kızım bunamı dayanamıcam.
Topallıyarak gidebildiğim kadar uzağa gitmeye gayret gösterdim. Bir anda havayı kara bulutlar kapladı,şimşek çaktı va yağmur yağmaya başladı. Öyle çok yağıyoduki etraftaki insanlar bir bir evlerine kaçmaya başladı.
Yağmuru çok seviyodum. Ve bugün o benim gözyaşlarımı saklamak için gelmişti. Öyle bir yağıyoduki sanki omuzlarımdaki bütün yükü alıp gitmişti. Yüzümde hafif bir tebessüm belirdi. İleride boş bir arazi gördüm ve oraya gitme kararı aldım. Soğuk bir rüzgar esmesiyle ürperdim.
Zar zor olsada o boş araziye sonunda gelebilmiştim. Toprakla yağmur karışıp iç içe girmişti. Çamur kokusu burnuma gelirken çıplak ayaklarım çamurun içine batıyodu. Bir kaç adım daha zorlanarak attım. Gözlerim dizlerime ve ellerime kaydı. Titriyodum. Zıngır zıngır titriyodum. Dik duran omuzlarım artık dik duramadığı için kendini bıraktı. Ben ise dizlerimi üstüne çöktüm. Bu sefer içimden geldiği kadar ağlamaya başladım. Ağzımı açtım bağırdım fakat yine sesim çıkmadı. Nefret ediyorum kendimden nefret!
Gözlerimin kenarı biraz kararmaya başladı fakat aldırış etmedim. Sadece bir kez anlaşılmak istedim.
Gözüm karşımdaki boş duvarda gezindi. Bir yazı yazıyodu. DL'ye aitti.
Korkma! Sen güçsüz değilsin. O gözyaşlarını sil ve direnmeye başla. Yenilme. İntikamını al.
DL
O yazıyı okudum ve bunun yine bana bir mesaj olduğunu anladım. İntikam al diyodu yani anneni zalimce öldürenlerden intikam al diyodu.
Asıl hayatın zalimce yanı neydi biliyo musunuz? Benim annemi şimdiki üvey babamın küçükken onun bir emri yüzünden annemin canını almışlardı.
Gözlerim tamamen karardı ve bedenim bir toz gibi uçtu. Çamur kokusu daha yakından geliyodu fakat bu sefer tek çamur kokusu değil çilekli süt kokusuda gelmeye başladı. Başımı bir el kaldırdı fakat ben gözlerimi açamadım.
Bacaklarımın altında bir el ve omuzlarımda bir el vardı. En son duyduğum şey onun sesiydi.
"Sadece biraz zaman,intikamını alıcaz küçük kız." Diyodu çilekli süt kokusuna sahip olan adam. Adam olduğunu sesinden anlamıştım. Zaten bundan sonra birşey desebile anlayamazdım çünkü bilincim kapanmıştı. Onun çilekli süt kokusuna mahkum olmuştum.