İçeriğe geç

Dilsiz Çığlık

Bölüm 26 · 2 dk okuma

Dilsiz Çığlık

Bölüm 26

BUZ TUTMUŞ NEFES

Levyenin soğuk demire her çarpışında çıkan o tiz metal sesi bahçedeki herkesin göğsünü delip geçiyordu. İki polis memuru bütün ağırlıklarıyla asıldı; paslı kilit bir kez daha çatırdadı ve en sonunda büyük bir gürültüyle kırılarak yere fırladı.

Sürgü geriye çekildi. Kalın, paslı demir kapı acı bir gıcırtıyla ardına kadar açıldı.

İçeriden yüzlere çarpan ilk şey, saatlerdir hapsolmuş küf kokusu, rutubet ve dondurucu bir ayaz oldu. Dışarıdaki gün ışığı, deponun zifiri karanlığını bıçak gibi yardığında içerideki manzara herkesin kanını dondurdu.

Seren, tozlu betonun üzerinde, etrafa saçılmış binlerce cam kırığının hemen yanında cenin pozisyonunda kıvrılmış yatıyordu.

Tek bir kıpırtı yoktu. İnce okul hırkası toz içindeydi, çatlamış dudakları hafifçe aralıktı ve yüzü bir mermer parçası kadar solgundu. Parmak uçları soğuktan morarmış, kirpikleri kaskatı kesilmişti.

"SEREN!"

Meryem Hanım’ın feryadı gökyüzünü yırttı, kadın olduğu yere yığılırken Selim Bey eşini tutmaya çalışarak içeri doğru atıldı. Masal kendini içeri fırlatıp yere, cam kırıklarını umursamadan Seren’in yanına diz çöktü.

"Seren... Yalvarırım aç gözlerini, buradayım ortak! Geldik, aç gözlerini!" Masal’ın elleri Seren’in buz kesmiş yanaklarına yapıştı, titreyen parmaklarıyla kızın nabzını aradı ama eli öyle delice titriyordu ki hiçbir şey hissedemiyordu. Gözyaşları Seren’in tozlu yüzüne damla damla dökülüyordu.

O sırada içeri bir fırtına gibi Arda daldı.

Gözleri sadece yerde hareketsiz yatan o bedeni görüyordu. İki yıl önceki o yaz günü, bilincini kaybetmeden hemen önce hissettiği o tuzlu suyun, o ölümün soğukluğu Seren’in bedeninde somutlaşmıştı. Kardeşinin üzerine kapandı.

İki eliyle Seren’in omuzlarından tutup onu göğsüne doğru çekti, başını kendi omzuna yasladı.

"Seren... Seren bak ben geldim," dedi Arda. Sesi ilk defa bir çocuk gibi, kırık, çaresiz ve tamamen yok olmuş çıkıyordu. Kardeşinin buz gibi teni Arda’nın boynuna değdiğinde bedeni sarsıldı. "Seren n'olur bak bana... Ne olur aç gözlerini... Özür dilerim, yemin ederim özür dilerim... Seren nefes al!"

Kaan kapının eşiğinde, yumruklarını sıkarak dizlerinin bağı çözülmüş halde içeri bakıyordu. Yerdeki cam parçalarına, Seren’in son nefesiyle fırlattığı o şişenin izlerine baktı; boğazı düğüm düğüm oldu.

Sivil polis memuru hızla içeri girip Arda’nın omzuna dokundu: "Çekilin, geri çekilin! Nabzı zayıf, hipotermi geçiriyor! Ambulans nerede kaldı, çabuk sedyeyi getirin!"

Dışarıda siren sesleri bir kez daha inletti bahçeyi; sağlık ekipleri sarı acil çantaları ve sedyeyle depoya doğru koşarken Arda kardeşini kollarından bırakamıyordu. Seren’in başı geriye doğru düştü, göz kapakları kıpırdamadı bile.

Tüm okulun önünde, kendi sessizliğinde boğulan bir kızın bedeni, iki yıldır onu görmezden gelen abisinin kollarında can çekişiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.