İçeriğe geç

DİLRUBA

Bölüm 1 · 2 dk okuma

DİLRUBA

Bölüm 1

İlk Görev: Tanışma

"Muhakkak ki bir gün sen ve ben aynı anda birbirimizi düşüneceğiz."

~Cemal Süreya

İpar, kışın soğuk havasına rağmen kararlı adımlarla kışlaya doğru yürüyordu. Burnunun ucu hafifçe pembeleşmiş, yüz hatlarına bir yumuşaklık katmıştı. Keskin gözleri her türlü tehdite karşı etrafını tarıyordu. Aldığı eğitimlerden kalma alışkanlık. Şu an yanında bir şeyler anlatan abisini dinlemiyordu çünkü aklı komutanıyla tanışacak olmasındaydı.

"Hey, sana bir soru sordum."

Bir an durdum, aslında Oğuz'un sorusunu duymamıştım. Ona baktım, o ise kaşlarını kaldırmış, her zamanki alaycı gülümsemesi ile bana bakıyordu.

"Ne sordun?"

Oğuz ofladı.

"Sen cevap verene kadar sorumu unuttum."

Biraz bekledi, sonra devam etti:

"Aklın yakışıklı komutanda, değil mi?"

Gözlerimi devirdim.

"Açıkçası hiç görmediğim birinin yakışıklı olup olmamasıyla ilgilenmiyorum. Benim derdim ilk görevimin nasıl geçeceği."

"İyi. Zaten sana vereceği eğitimlerden sonra ona bakacak kadar halin olacağını sanmıyorum."

Duraksadım, başımı çevirip ona baktım.

"Sert biri mi?"

Oğuz küçük bir kahkaha attı.

"Sert ne kelime,adam resmen duvar. Şu ana kadar kahkaha attığını duymadım... Tamam, abartmayalım. Duydum. Ama Aktuğ disiplinlidir. Yorgunluktan ölse bile derdi eğitimi."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Beni çok zorlar mı?"

Oğuz'un sinir bozucu gülümsemesi genişledi.

"Amacım da bu zaten."

Kaşlarımı çattım.

"Ben senin kardeşinim, biraz insaflı ol. Pisliksin."

Omuzlarını silkti.

"Bu mesleğin sana göre olmadığını söylemiştim."

"Aynı zamanda kabasın."

"Boş yapma da içeri gir."

Ana binanın kapısını açarken söylendi. Önüme döndüm ve içeri girdim. İçeri girdiğim gibi binanın sıcaklığı etrafımı sardı. Henüz adımımı attığım anda bile buranın dışarıdan göründüğü gibi olmadığını anladım.

"Beni takip et."

Oğuz'un sesiyle birlikte onu takip etmeye başladım. Duvarlarda asker ve bayrak fotoğrafları vardı. Onlarca. Kimisi şehit, kimisi gazi. Aileleri perişan, ağlayan gözler arkalarında. Belki de sadece sessizce bekliyorlardır, kim bilir?

Oğuz bir odanın önünde durdu. Onun durmasıyla beraber ben de durdum. Kapının yanında bir tabela vardı. Tabelanın üzerinde "Komutan Aktuğ BOZKURT" yazıyordu. Soyadı görünce kaşlarımı kaldırdım, bu soyadı kendisinin değiştirdiğine yemin edebilirim ama kanıtlayamam.

Oğuz boğazını temizleyince tekrar ona baktım. Gözleriyle kapıyı tıklatmamı işaret etti. Sanki olacakları önceden biliyormuş gibi bir havası vardı. Kaşlarımı çattım, bu adamın vurdumduymaz tavrı beni deli ediyor. Önüme döndüm. Derin bir nefes aldım ve kapıyı tıklattım. İçeriden onay gelmesini beklemeden kapıyı açtım ve içeri girdim.

Ofis oldukça genişti; iki tane geniş raf yanyana dizilmiş, üzerindeki resmi belgeleri taşıyordu. Odanın büyük penceresinden içeri sızan güneş ışığı odaya farklı bir hava katıyordu. Koyu renk duvarlar ve mobilyalar buranın ne kadar ciddi bir yer olduğunu anlamaya yetiyorda artıyor.

Odanın ortasında durdum ve karşımdaki adamı izlemeye başladım. İri yapılıydı; geniş omuzları neredeyse oturduğu sandalyeden taşıyordu. Keskin yüz hatları askeri üniformasıyla birleşince hayatını bu mesleğe adamış bir asker olduğu belli oluyordu. Başını öne eğmiş, dosyalarla uğraşıyordu. Tok ve gür sesi ofisi doldurdu:

"İçeri girmene izin vermemiştim."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.