(1 hafta sonra)
Șana
Rüyalarıma girip, yakamı bir türlü bırakmayan o adamla tanışmamın üzerinden tam 1 hafta geçti. Ben Artena ile normal bir hayat sürüyordum. Ona kavuștuğum için tarifsiz bir mutluluk yaşıyordum ve artık kabuslar görmüyordum.
Öte yandan da, hayatımı daha en başında cehenneme çeviren o kadının dırdırı ile uğraşıyordum. Artık karşısında o aciz küçük kız yoktu. O günler çok eskide kalmıştı. Telefonlarına bile çıkmıyordum ve adım gibi eminim bu yüzden evinde hırsından çıldırıyordu.
Sahneyi gözümde canlandırınca güldüm. Bütün bunlar olurken, izinli olduğum için evdeydim ve kızımla vakit geçiriyordum. Azad'ın bana bıraktığına adım kadar emin olduğum o küçük hediyeye gelecek olursak, o beyaz lotus çiçeği kolyeyi takmaya başlamıştım ama nedenini ben bile bilmiyordum. Hoşuma gitmişti, üstelik notta yazanlar da bana moral vermişti. İnkar edecek değildim bütün bunları.
Acaba onu yine görecek miyim? Peki... Ya o benim hakkımda ne düşünüyor, ne hissediyordur? Sıkıntı ile ofladım ve bu soruları askıya aldım. Bütün günümü kızımla vakit geçirmeye ayırmıştım.
Artena'nın isteği üzerine ona mozaik pasta yapmak için mutfağa gittim. Küçük şefim hemen peşimden gelmiş, "Nereden başlıyoruz, anne?" diye sormuştu. Bana yardımcı olmak konusunda pek istekliydi. Ona bakıp gülümsedim ve birlikte pastayı yapmaya başladık.
Artena her şeyi çok çabuk öğreniyordu. Birlikte mutfakta oldukça keyifli dakikalar geçirdikten sonra, hazırladığımız pastadan iki dilim kesip, tabaklara koydum ve kızımla birlikte pastalarımızı yiyip, çizgi film izledik.
Geç vakitlere kadar televizyon izledikten sonra yorulmuștuk. Artena'm çoktan kollarımda uyumuștu. Gülümseyerek onu kucağıma alıp, odasına götürdüm.
Kızım odasında mışıl mışıl uyurken, ben de odama geçip laptobumdan maillerime baktım. Tayin talebimin kabul edildiğini öğrenmiştim. Tayinimin nereye çıktığını okuduğumda ise șoka girdim.
Urfa'da üstelik Mevsim ile aynı hastanede çalışmaya başlayacaktım! Tesadüf mü demeliyim, yoksa kaderin bir oyunu mu bilmiyorum. Aslında mutlu olmam gerekir, burada baskı altında kalıp hayatımı mahvetmektense, yeni bir sayfa açmayı tercih ederdim. Yanlış anlamayın, memleketimi seviyorum ama annem olacak o kadın beni behuzur ediyordu.
O yüzden bu habere çok sevinmiștim. Öte yandan da Azad ile yeniden karşılaşma ihtimalim vardı ve ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi bilmiyordum. Gördüğüm rüyalar yetmezmiș gibi, kader onu karşıma çıkarmıştı.
Acaba beni Urfa'da görünce ne tepki verecek? Peki ya ailesi? Gerçeği öğrendiklerinde Avșin'in dediği gibi anlayışla karşılar mı? Gerçekten bilmiyorum. Kafam allak bullak bir biçimde bilgisayarı kapatıp odama gittim ve uyumaya hazırlandım. Ne kadar uyuyabilirsem artık.
Sabah günün ilk ıșıklarıyla kalkıp, elimi yüzümü yıkadım ve kahvaltı hazırlamak için mutfağa gittim. Tam da Artena'yı uyandırmaya giderken kapı çaldı. Kapıyı açtığımda gördüğüm kişiye gözlerimi devirerek baktım.
-Șana! Telefonlarıma neden bakmıyorsun?
-Bilmem, belki de saçmalıklarından ve beni o cehenneme geri dönmeye zorlamandan bıkmışımdır. Olamaz mı?
-Șana! Beni delirtme! Dediklerimi yapacaksın, yoksa...
-Yoksa perşembe pazarında ara, Hatice hanım! Ben hayatımı mahveden o alçak herife dönmüyorum!
Kapıyı suratına kapattım. Onunla uğraşmak istemiyordum. Söylene söylene uzaklaştığını duyduğumda rahat bir nefes aldım ve Artena'nın odasına gittim.
-Kızım? Uyan hadi, kahvaltı yapalım.
-Kalktım bile, anneciğim.
Yanıma gelip bana sıkıca sarıldı. Saçlarına öpücük kondurup, onunla birlikte kahvaltı yaptım. Kahvaltının ardından, şu tayin işini Artena ile konuşmak için onu karşıma aldım.
-Annecim, Urfa'ya geri dönmek ister misin?
-Evet, ama sen de geleceksin değil mi?
-Elbette geleceğim, güzel kızım. Seni oralarda yalnız bırakır mıyım hiç?
Sevinçle bana sarıldı. Günün geri kalanında bana Urfa'da bana göstermek istediği yerlerden, tanışmamı istediği insanlardan bahsedip durdu. Onu keyifle dinlerken, bir yandan da Urfa'ya gidiş için diğer hazırlıkları yapıyordum.
Hazırlıklarım bittiğinde, rahat bir şekilde koltuğa oturdum ve Artena ile ilgilenmeye devam ettim. Üstelik Nila ve Artena birbirine baya alışmış görünüyordu. Gülümseyerek ikisinin oynamasını izledim.
Nihayet senelerdir çektiğim acı son bulmuştu ve şu an kızımın kahkahalarını duyabiliyor, mutluluğuna şahit oluyordum. Ertesi gün ise çok sevdiğim ama yine de bana acıdan başka bir şey vermeyen bu şehirden uzaklașıp, yeni bir sayfa açacaktım kendime.
Bu düşüncelerle ve huzur içinde uykuya daldım. Günün ilk ıșıklarıyla kalkıp, kahvaltımızı hazırladım ve Artena'yı uyandırdım.
-Günaydın, anneciğim. Bugün gidiyoruz, değil mi?
-Evet, güzel kızım. Her şeyimiz hazır. Nila da bizimle gelecek. Hadi çıkalım, canım.
Evden çıktık ve öncelikle Trabzon havaalanına, oradan da uçakla Urfa'ya yola çıktık. Artena uçuş boyunca oldukça heyecanlı bir şekilde etrafa bakıyor ve bana durmadan bir şeyler anlatıyordu. Uzun süren yolculuktan sonra nihayet Urfa'ya gelmiștik. Bir taksi çevirip, otele gideceğimiz sırada, hemen önümde duran siyah lüks bir araç durdu. Aracın camı açıldığında gördüğüm yüz ile istemsizce gülümsedim. Avșin'i görmek beni sevindirmiști.
-Șana! Geldiğini haber verseydin keşke. Neyse ki rastladığımız iyi oldu, Ervan abi hadi yardım et de valizleri bagaja koyalım.
-Avșin buna gerek yoktu. Otele gidecektik zaten biz.
Abi kardeş, bu itirazımı reddetmiști. İkisi de çoktan valizleri bagaja koymuș olduğundan, biz de onların bu ısrarlarına dayanamamıștık.
Yücel ailesinin konağına vardığımızda, bizi uzun mor ve işlemeli elbisesi, aynı renk baş örtüsü ile, yaşına rağmen oldukça güzel ve asil bir kadın karşıladı.
-Hoșgeldiniz, çocuklar. Dilzar'ım, sonunda annene kavuştun demek.
Artena, koşarak kadına sarıldı. Kadının bakışları ise bana kilitlendi ve gülümseyerek elini uzattı.
-Hoșgeldin, kızım. Ben Rozerin Yücel.
-Șana Aksu. Memnun oldum, Rozerin hanım.
Rozerin hanım bizi içeri buyur etti. Ervan ise valizleri odaya çıkarmak için yanımızdan ayrıldı.
-Teșekkür ederim, Rozerin hanım. Bize evinizi açtınız.
-Teșekkür edilecek ne yaptık, kızım? Senin emeğin daha büyük, kızımıza günlerce evinde baktın, onu iyi ettin.
Gülümsedim, eşyaları yerleștirdikten sonra ailenin diğer üyeleri ile de tanıştım ve biraz sohbet ettik. Rozerin hanım her ne kadar sıcak bir şekilde karşılamış olsa da bir tık mesafeli gibi gelmişti bana. Yücel kardeșlerin bana karşı yaklaşımı oldukça samimiydi, yine de temkinli olmaya çalıştım. Vakit iyice geç olduğu için müsaade isteyip odalarımıza çekildik.
Azad
Geç saatlere kadar çalıştığım için konağa sessizce girdim ve kendimi çabucak yatağa attım. Ertesi gün kalkıp, hazırlanırken, Avşin kapının arkasından Mevsim ve Baran'ın geldiğini haber etti. Haki yeşil gömleğimi ve aynı renk pantolonu giyip, salona indim.
Mevsim ve Baran, salonda Şana ile konuşuyordu. Gülümseyerek yanlarına gittim.
-Günaydın, Baran. Hayırdır, karı koca rüyanızda mı gördünüz?
-Duydum ki canım baldızım gelmiş, bir ziyaret edeyim dedim.
-Baldız derken? Şana ile tanışıyor musunuz?
-Avşin bahsetmedi mi? Şana ile Mevsim eski dostlar.
-Bahsetmedi, unutmuş olmalı. Neyse, aç mısınız? Sofra hazırlanmıştır şimdi.
-Yok, Azad. Biz sadece Şana'yı görmeye geldik. Rozerin sultana zahmet olmasın şimdi.
-Hiç de zahmet olmaz.
-İnatçı herifin tekisin, kardeşim.
-Sevgi sözcüklerini yemekten sonraya sakla, Baran.
Baran gülerek sofraya oturdu, eşi Mevsim ise Şana ile yan yana oturdu.
-Ee, Şana. Gözün aydın. Yılların hasretini dindirdin. Evladına kavuştun.
-Çok şükür.
-Geriye o şerefsizleri bulup cezalandırmak kalıyor.
Şana, Baran'a dönüp ters ters baktı. Sinirleneceğimi anlamış olmalı ki eliyle "sus" işareti yaptı. Öfkemi çok daha sonraya, o alçak ile yüzleşeceğim zamana saklıyordum. Benim ailem aşiret olmasına rağmen töreden falan anlamazdı, bizde tek bir kural vardı, kimin canı yanmışsa, bunun bedeli ağır olurdu.
Özellikle de bir anneyi çocuğundan ayırmak, yıllarca acı çekmesine sebep olmak, affedilmezdi. Mevsim konuyu Şana ile olan anılarına getirdi. Onları dinlerken, kapı çaldı. Sabah sabah konak yolgeçen hanına döndü diyecektim ki, gelenin Alçin olduğunu gördüm. Ervan abimin nişanlısıydı Alçin, onun da hikayesi bir hayli can sıkıcıydı.
-Hoşgeldin, yenge hanım.
-Geç dalganı, Azad Ağa. Seni de gördük.
Kaş göz yaparak Şana'yı işaret etti. Onu susturmaya çalıştım, çünkü daha ona olan duygularımı itiraf etmek için çok erkendi. Alçin, bu çabama gülerek tepki verdi ve herkesi selamladıktan sonra sofradaki yerini aldı.
Şana ve Alçin çabuk kaynaşmıştı. Keyifli bir sohbete daldılar, ben de o sırada Baran ile konuşuyordum.
-Baran, sen Mevsim ile hastanede tanıştım demiştin değil mi?
-Evet, Şana hastanede yatıyordu. Mevsim ise onun başında duruyordu. Neden sordun?
-Şana'nın başına gelenlerin ne kadarını biliyorsun?
-O şerefsizin kıza yaptıklarına dair darp raporunu görecek kadar. Mevsim bakıyordu, benim de gözüm kaymıştı.
-Ha bir de ortada darp raporu var? Ve bu herif öylece dolaşıyor dışarıda.
-Arkası sağlammış, öyle politik bağlantıları yok ama, anladın sen onu.
-Sence onun bağlantıları benim umurumda mı, Baran?
-Doğru, ne de olsa biz onun ipini çekerken, bağlantıları onu kurtarmayacak.
-Aynen öyle. Peki, Şana'nın durumu ne kadar kötüydü?
-Bunu duymak istediğine emin misin? Kaldırabileceğini pek sanmıyorum, Azad. Ben bile okurken kaldıramadım.
-Baran, anlat hadi. Çok mu ağırdı durumu?