Herkese Merhaba. Bu kitabı Wattpad'de yazıyordum ama bildiğiniz üzere kapandı. O yüzden buradan devam edeceğim. Kitap henüz final olmamıştı ama yazdığım yere kadar okuyanlar vardı. Ve wattyde 260.000 okunma elde etmiştik birlikte. Umarım tekrar açılır. Açılmazsa muhtemelen herkes buraya veya bu gibi uygulamalara geçiş yapacak. Önceden yerimi alayım istedim. Wattpadde okuyup beğenenler fazlaydı, umarım burada da olur.
Bol bol yorum 🌸
Keyifli Okumalar ✨
- Sevilmeyenlere, güçlü kadınlara, sevgisinden vazgeçmeyenlere, hayatla mücadele edenlere, kalbindeki kız çocuğunu hâlâ yaşatanlara veya yaşatmak isteyenlere, sevenlere, sevgisinin farkında olmayanlara... -
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bu tümsek Anadolu'nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmed'in yattığı yerdir.
Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed'in düşmanı boğduğu sele
Mübarek kanını kattığı yerdir.
Düşün ki, haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.
~ Necmettin Halil Onan.
●
●
●
Dilhun, içi kan ağlayan demekti. Tam anlamıyla beni anlatan bu kelime, acılarımı harlıyordu. Acılarım harlandıkça beni ayakta tutan güç, daha da büyüyordu. Beni her gün, bir öncekinden daha da güçlü yapıyordu.
Kalp, insanı hayatta tutan bir organdı. Benim kalbim ise acılarla dolmaktan işlevini kaybetmiş, atmayı bırakmak için gün sayıyordu. İnsanı hayatta tutan şey ne kadar kalp olsa da insanı yaşatan şey, ruhtu. Ruhun ölü olduktan sonra kalbin atmaya devam etmesi bir şey ifade etmiyordu. Sonuçta insan, yaşadığından zevk almıyordu. Benim ruhum ise yıllar önce ölmüştü ve toprağa gömülmüştü.
Dava, hukuksal olarak bir sonuç elde edilmesi demekti. Her ne kadar davalar, yaşam biçimim olsa da bu sadece hukuksal bir terimdi. Bana göre dava, sadece hukuksal bir sonuç değildi. Sonuçta insanın kendi içinde girdiği kimi zaman galip olduğu kimi zaman mağlup olduğu davaları vardı. Bu davalar, kalp ve beyin arasında olurdu. Sonucu kimin kazandığı hiçbir zaman önemli değildi. Çünkü kararı ruh veriyordu. Ruh ise ne kalbi dinlerdi ne de beyni. Ruh, acıları dinlerdi. Ruh, insanın içinde kopan fırtınaları delil sayardı.
Ölü bir ruh karar verebilir miydi? Her insan gibi benimde içimde girdiğim bir davam vardı ama ölü olan ruhum nasıl bir karar verecekti? Verdiği karar beni iyileştirecek miydi, yoksa öldürecek miydi bilmiyordum.
Yinede bu dava sürecinde güçlü duracaktım. Aslında ben hayatım boyunca hep güçlü durmuştum, hep güçlü olmuştum. Herkesin güçlü kadın denildiğinde gösterdiği kişi olmuştum.
Güçlü, olmayı ben istememiştim. Hayat, beni güçlü olmak zorunda bırakmıştı. Bazı kızlar annelerinin savaşçısı, bazıları ise babalarının prensesi olurken ben ne annemin savaşçısı olmuştum ne de babamın prensesi... Ama ben aldığı her davayı kazanan, zor durumda olan kadınlara, küçük kızlara yardım eden, güçlü ama aynı zamanda ruhu ölü bir kadın olmuştum. Ve bu da benim Dilhun Kalbimin Davasıydı.
____________________________________________
Savcıya vermem gereken dosyalar ve deliller olduğu için adliyeye gitmem gerekiyordu. Çantamı toparlayıp arabama bindim, hemen adliyeye doğru gitmeye başladım.
Arabayı park ettim. Ve işte şu an büyük Ankara Adalet (Adliye) Saray'ının önünde duruyordum. Nefes alıp verdikten sonra binanın içine girdim, koridorda yürürken karşılaşmamak için dua ettiğim o kişiyle karşılaştım.
"Günaydın, Gökçe. Nasılsın?"
Bana selam veren adamın yüzüne hoşnutsuz bir ifadeyle baktım. "Günaydın, nasıl olduğum sizi ilgilendirmiyor. Ayrıca Gökçe değil, Gökçe Hanım diyeceksiniz Oktay Bey." Son kelimeyi bastırarak söylemiştim. Bu adamın laubali davranışları sinirlerimi bozuyordu.
"Aa neden böyle konuşuyorsun canım? Ben seni seviyorum, sende beni seveceksin. Ve evleneceğiz ki, bürolarımız birleşsin. Hem iki başarılı avukatın evlenmesi, bütün baroda yankı uyandırır." deyip göz kırpan adama kaşlarımı çatıp baktım. Sabah sabah sinirlerimi bozmayı başarmıştı.
"Ben sizi hiç sevmeyeceğim ve hiç evlenmeyeceğiz Oktay Bey! Haddinizi aşıyorsunuz, lütfen kendinize gelin." Uyardığım adam geri çekilmek yerine bana daha da yaklaştı. Siyah gözlerindeki öfkeyi görüyordum.
"Bana bak, ben seni seviyorum tamam mı? Seni arzuluyorum ve seninle evleneceğim. Sende beni seveceksin, sevmek zorundasın. Bu evlilik olacak!"
"Siz beni seviyorsunuz diye ben sizi sevmek zorunda değilim! Hiçkimse kendisini seven birine karşılık vermek zorunda değil," Bana öfkeyle bakan adama aynı bakışlarla karşılık verdim. "Hem siz beni sevmiyorsunuz, beni arzulamıyorsunuz. Siz, benim güzelliğimi, başarımı ve benimle evlendiğinizde insanların konuşacağı o muazzam evliliği arzuluyorsunuz. Sizinki sevgi değil, sizinki bir tatmin olma duygusu." İnsanlar duymasın diye sessizce konuşmuştum.
"Hayır, bu doğru değil. Ben seni seviyorum!" Koluma dokunmaya yeltendiğinde elini ters çevirdim.
"Seven bir insan, zorlamaz. Sevdiği kişi kendisini sevmese bile onu kendisini sevmesi için zorlamaz! Gerçek sevgi bu değil, bu takıntı. Ben, ne sizi ne de bir başkasını sevmeyeceğim. Ancak bir kişiyi sevebilseydim, kendisini sevmem için beni zorlamayan ve beni incitmeyen birini severdim!" Adamın gözlerine son kez öfkeyle baktım. "Sizde kendinizi kandırmayı bırakın, beni kendi hayallerinize alet etmeyin ve gerçek sevginin ne olduğunu anlamaya çalışın. Belki gerçekten incitmeden sevebileceğiniz biri çıkar karşınıza. Şimdi çekilin, Savcı Bey'in yanına gideceğim." Hadsiz adamın yanından geçerken ona hafif bir omuz attım ve savcının odasına gittim. Kapıyı tıklattım, içeriden "Gel." sesini duyunca içeri girdim.
"Sayın Savcım?"
"Avukat Hanım, buyrun oturun." dedi eliyle masanın önündeki koltuğu göstererek.
"Teşekkür ederim ama çok uzun kalmayacağım. Dava hakkındaki dosyaları ve delilleri verecektim size,"
Dosyaları ve delilleri masanın üstüne bıraktım. Dosyalardan birini eline alıp inceledi.
"Nevra Taşkın, eşi Salim Taşkından şiddet görüyor ve ölüm tehditleri alıyor."
"Evet, Savcım. Ancak dava ertelenmişti, her ne kadar uzaklaştırma kararı alınsada davalı, müvekkilim Nevra Hanım'ı sürekli arayarak ve tehdit söylemlerinde bulunuyormuş. Bu yüzden Nevra Hanım telefon numarasını değiştireceğini belirtti bana."
"Telefon kayıtlarına ulaşabildiniz mi? Davalının, davacıyı telefonla taciz ettiğini kanıtlamanız lazım Avukat Hanım."
Telefon kayıtlarına ulaştığımı ve bu davayı da kazanacağımı adı gibi biliyordu. Çünkü bugünde kadar kaybettiğim hiçbir dava olmamıştı. Savcı Kuzey, iş dışında bana bir abi şefkatiyle yaklaşırdı. Ve kazandığım her bir dava için benimle gurur duyardı, bu gururu gözlerinde görebiliyordum. Ancak yönetmelik gereği, bana bu soruları sormak zorundaydı. "Elbette Savcım, getirdiğim deliller arasında telefon kayıtları da var. Ancak bu kişisel veri haklarının ihlaline giriyor. Bu yüzden bunu mahkemede Hakim'e sunabilmem için sizden izin çıkması gerekiyor."
"Pekala ben ilgileneceğim." Delillere bakıyordu, başını kaldırıp bana bakmamıştı.
"Müsadenizle çıkabilir miyim Savcım?"
Başını hafifçe kaldırdı. "Tabi ki, çık." diyerek gülümsedi.
Adliyeden çıkıp büroma gittim, başka bir davanın müvekkili ile görüşmem vardı. Bu dava da şerefsiz bir herif tarafından tecavüze uğramış, 21 yaşındaki bir kıza avukatlık yapıyordum. Bu o kadar iğrenç bir şeydi ki. Elimde olsa o herifi öldürürdüm. Ama bu tarz davalara hep baktığım için birazda olsa kendimi tutabiliyordum. İki yıldır bu işi yapıyordum ama kadın hakları davalarında epey uzmanlaşmıştım ve bugüne kadar aldığım her davayı kazanmıştım. Ünlü bir avukat olmamın sebebi de buydu. Yoksa 27 yaşında bu kadar iyi ve ünlü bir avukat olmam uzak ihtimaldi. Görüşmeden sonra tekrar adliyeye gittim. Duruşmam vardı.
Bayağı zor bir davaydı ve gerçekten davalının avukatı işinde uzman bir avukattı. Kendime güvenim tamdı ama yine de karşımdaki kişiyi küçümsemem gerekiyordu. Küçümsemek, insanın her daim kaybetmesine neden olurdu. Kendini üstün gördüğün kişi, senden iyi olmasa bile senin kibrin onu yenmene engel olurdu.
Duruşma bitmişti, davayı biz kazanmıştık. Kazanacağıma emindim, yine de çok mutlu olmuştum. Eşine şiddet uygulayan bir herif 10 yıl ila 12 yıl arası hapisle yargılanmıştı. Tuğba Hanım artık özgürdü. Devlet ona her türlü korumayı ve yardımı da sağlayacaktı.
Telefonuma bildirim geldiğinde hemen elime alıp neden bildirim geldiğine baktım. Gece'den mesaj gelmişti. Gece, benim liseden tek ve en yakın arkadaşımdı. İkimizde eşit ağırlık sınıfındaydık.
Gece'm: Gökçeee
Gece'm: Davayı kazandın mı bebeğim?
Gece'm: Benimki de soru Elbette kazanmışsındır.
Gökçe: Evet KAZANDIM!
Gece'm: İşte benim kızım!
Gece'm: Bunu kutlayalım
Gökçe: Her zaman kazandığım davalardan biri işte. Kutlama da nereden çıktı?
Gece'm: Saat dört buçuğa kadar seansım yok. Kliniğe gelsene işin yoksa.
Gökçe: Aslında davalara çalışacaktım ama gelirim
Gece'm: Yes be!
Gece'm: Gelirken hamburger de alsana. Bir şeyler yiyelim, acıktım.
Gökçe: Hamburger mi?
Gece'm: Evet
Gece'm: Valla kilo almak hiç umrumda değil bacım
Gece'm: Açım aç! Kilo alırsam alayım, spor yaparım sonra
Gökçe: Tamam kızım, bir şey demedim zaten
Gece'm: Doğru :)
Gece'm: Zaten taş gibi hatunum, kilo alsam da bir şey olmaz.
Gökçe: Evet taş gibisin maşallah
Gökçe: Benim güzelliğimsin.
Gece'm: Yerim seniii
Gece'm: Çabuk gel hadi! Özledim ve acıktım!
Gökçe: Tamamdır
Telefonumu kapattım. Adliyeden hemen çıktım, hamburgerci bulup hamburger, kola, patates aldım. Ardından da Gece'nin kliniğine gittim. Aslında bu yanlıştı, klinik yağ ve baharat kokacaktı. Ama Gece o kadar açtı ki bunu umursamıyordu.
Tam odasının kapısını alacaktım ki kapı aniden açıldı.
"Hoş geldin hayatım." diyerek elimden poşetleri aldı Gece.
"Hoş buldum." dedim koltuğa otururken.
Karşımdaki koltuğa oturdu, ortadaki sehpaya hamburgerleri ve kolaları koydu. Yemeğe başladık, gerçekten bende çok acıkmıştım.
"Kaç yıl aldı o şerefsiz?" Ağzı dolu olmasına rağmen sinirle konuşması onun tatlı görünmesini sağlamıştı.
"10 ila 12 yıl." dedim kolayı alırken elime.
"Azmış."
"Hiç yoktan iyidir."
"Haklısın." Sakince söylediği şey üzerine başımı salladım. Tam hamburgerimden bir ısırık alıyordum ki birden heyecanla konuşmaya başladı, ona bakakaldım. Böyle ani çıkışları oluyordu canım arkadaşımın.
"Var ya! Aslında şu şerefsizi psikolojisi bozuk, psikoloğa görünmesi gerek diyerek bana göndereceksiniz. Bende onu döve döve öldüreceğim! Ne kadar güzel olurdu." dedi heyecanla. Psikopatlık desen var.
"Saçmalama Gece! Olur mu öyle şey?"
"Olmaz mı?" Uyarıcı bakışlarla ona baktığımda sustu.
"Ama ne yapayım? Birini dövmem lazım. Yoksa rahatlayamam. Ah ulan! Bir kardeşim olacaktı da onu evire çevire dövecektim! Niye abim var benim? Keşke küçük kardeşim olsaydı!"
Çatlak diyordum ama bu baya psikopat yahu!
"Kızım sen psikopat mısın? Sırf birini dövmek için kardeşim olsaydı diyorsun?"
"Ne var be! Abimi dövemiyorum."
"En azından bir abin var. Keşke benimde bir abim olsaydı. Belki her şey daha farklı olurdu." Dolan gözlerime ellerimle bastırdım.
"Gökçe? Yapma böyle!" Hamburgerini masaya bırakıp gözlerimin içine iyice baktı.
"Peki, iyiyim."
"Senin iyi olman benim için çok önemli. Biliyorsun sen benim sahip olamadığım gerçek kız kardeşimsin." dedi gözlerimin içine bakarken. "Ve ben kardeşimin artık üzülmesini istemiyorum." diye ekledi.
Gülümsedim. Gece benim için bir arkadaş değil, kardeşti. O benim kız kardeşim olmuştu. İnsanın böyle arkadaşının olması çok güzeldi.
Yemeklerimiz bittikten sonra biraz daha sohbet ettik. Daha sonra saat dört buçuğa yaklaştığı için kalkmam gerekti.
Büroma gittim, saat 16.42' ydi. Sekreterim Leyla Hanım gitmeden önce müvekkilim Nevra Hanım'ın yeni numarasını verdi bana. Dava sürecinde olduğu kocası onu sürekli arayarak taciz ettiği için numarasını değiştirmek zorunda kalmıştı. Hızlıca numarasını kaydettim. Üstünde çalışmam gereken davalar vardı.
Umarım beğenmişsinizdir.
Burada yorum kısmı var mı, bilmiyorum. Henüz keşfedemedim burayı. Yorum yaparsanız okurum.
Sizce kitap nasıl ilerleyecek?
Wattpadden okuyanlar bilir, eğer onlardan biriyseniz sakın ha spoiler vermeyiinnn.
Öpüldünüüzzz