Başka bir platformda yazmaya başlayıp eksik bıraktığım bu romana burada devam etmek istedim. Umarım beğenirsiniz. Tabi o zaman 19 yaşındaydım. Şu an 24'e merdiven dayadık :). Umarım keyifle okursunuz.
***
Sen' dedi nefes nefese çakan şimşeğin ardından.
'Sen benim arafta kalan yanımsın. Söylesene beni
mahkûm ettiğin sonsuz bir ceza mi bu?' Sorduğu
soruyu kafamın içine değil içimde yanan o harlanmış
aleve attım. Kül olmaksızın yandı. Çünkü her bir
kıvılcım milyonlarca bilinmezlik barındırıyordu en
derininde. Koca bir ormanı bile yakıp kül edecek o
kıvılcım, asıl beni arafta bırakıyordu.
+
'Bu soruyu her sorduğumda gözlerin neden hep uzun
uzun dalıp gidiyor? Bana cevap ver artık! Ya öldür ya
da yaşat beni Lilya. Ben bu şekilde nefes
alamıyorum.' Sonlara doğru titreyen sesiyle
gözlerimi görmeden de sevdiğim o güzel yüzüne
çevirdim. Konuşamıyordum. Ona ne cevap
verebilirdim ki.
'Ben buyum işte. Kötüyüm. Belki de kötünün de
kötüsüyüm. Ama herkese kötüyken sana tüm
benliğimle geldim hep.' Bu dediğinin doğruluğunu
sorgulamak bile suçtu.
'Ne gidebiliyorum, ne de kalabiliyorum. Yardım et
bana. Ağzından çıkacak iki kelime bile beni yaşatır.
Derin bir nefes alıp yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
'Yaşamama izin ver. Her kelimesinde can bulduğum o
adam şimdi gelmiş beni zerre zerre öldürüyordu.
'Beni arafta bırakırsan eğer bir daha gelmem Lilya.
Gelemem. Bu şekilde de yaşayamam. Yalnızca son
nefesime kadar nefes alarak devam ederim.'
Suskunluğumun sebebi hakikatin verdiği acı mıydı?
Zira öyle ise saç tellerime kadar hissedebiliyordum o
acıyı.
'Zehir yutsam, şifam sende olsa bile artık soluduğun
havayı soluyacak kadar bile yaklaşmam sana.' Dediği
şeyin ağırlığının altında kalbimin ezildiğini hissettim
bir an. Gözlerimin dolduğunu anladığım an yüzümü
öfkeli gökyüzüne diktim. Ardı ardına gürleyen gök
sanki bana tüm nefretini kusuyor gibiydi. Ya da kendimi herşeyin sorumlusu hissettiğim için miydi
bu garip düşüncelerim. Ardından derin bir nefes alıp
gökyüzünde dolanan tüm öfkeyi içime çektim ve
gözlerimi o çaresiz gözlerle birleştirdim.
'O yangında ben cayır cayır yanarken attığın odunlar
kazık gibi girdi kalbime. Sana gelirken çıplak
ayaklarımla yürüdüm ben o dikenli yolları. Peki sen
ne yaptın? Sen o dikenlerin arasına cam kırıkları
serptin kendi ellerinle. Canım yanarken yaktın sen
beni. Küle dönüşmedim ama sönmedim de gördüğün
gibi. Arafta kaldığını söylüyordun ya kimin arafta
olduğuna bir bak. Ve sakın beni bir daha kendinle
tehdit etmeye kalkma. Hiçbir yere gidemezsin.
Çünkü senin yüzünden yanarak nefes aldığım bu
iğrenç hayatın bedelini, sen küle dönerek
ödeyeceksin...
Kalbi küle dönmüş okuyucularıma gelsin...