Berkan her sabah okula giderken Ayla’yı görmek için yarım saat erkenden çıkıyordu.Onu ortaokuldan beri seviyordu.Aynı okulu kazanmak için elinden geleni yapmıştı ama tanışmak için henüz bir şey yapmamıştı.
Her sabah olduğu gibi Berkan Ayla’yı bekliyordu.Çok fena yağmur yağıyordu.Berkan bunu fırsat bilip şemsiyesini almıştı.Sevdiği kıza baktığında evden çıkmıştı ama şemsiye almamıştı,koşarak kızın yanına yaklaştı ve kendini tanıttı.
-“Merhaba,Berkan ben aynı okuldayız.Şemsiyemi paylaşabilirim”dedi.
Kız gülümseyerek teşekkür etmişti.
Beraber okula yetiştiler.Şemsiyeyi kıza hediye etti ve sınıflıklara ayrıldılar.
Berkan sınıfta herkesin sevmediği tabiri caizse inek öğrenciydi.Edebiyatı çok sever sürekli elinde kalem ile şiir,roman ve hikaye yazardı.Ayla ise okulun popüler,herkesin tanımak istediği bir kızdı.Şarkı söylemeyi çok severdi.Sosyal medyada da şarkı söylerken kendini paylaşır izlenme rekoru kırardı.
O yağmurlu günden sonra Berkan sürekli mektup yazar oldu ama gönderecek cesareti olmadığı için atardı.İçindeki büyük yangını babasına anlatmıştı.Babası her zaman onun rol modeli olmuştu.
“Her şey insanın elindedir,insan bu korkaklık yüzünden ne fırsatlar kaçırıyor”.demişti babası.
Teklif etseydi kabul eder miydi acaba Ayla?Hiçbir zaman bilemeyecekti cevabı.Sırf reddedilmekten korktuğu için cesaretini de yitirmişti.Neden öyle korkaklık etmişti?Neden “seviyorum” diyememişti?Ve şu hayatta doğru sözleri doğru zamanda söyleyememenin bedeli neden bu kadar yüksekti?diye düşündü kara kara.
Karar vermişti.Bugünden itibaren korkaklık yapamazdı.Babasının konuşması ona iyi gelmişti.Yarından itibaren ona kısa mektuplar yazacaktı.Ayla’nın kendisini bulmasını istiyordu.Evet dediği gibi yapacaktı.
-On dakika otuz sekiz saniye (Elif Şafak)
Kitabından alıntı yapılmıştır.