BÖLÜM 13
Yarım Kalan Akşam
Ertuğ restorandan çıktığında sandalyesi hâlâ geriye doğru hafifçe açıktı. Masanın üzerinde yarım kalan çayı buharını kaybetmeye başlamıştı. Bade, kapıdan çıkıp gözden kaybolan siluetini birkaç saniye boyunca izledi. O kadar hızlı gitmişti ki arkasından “İyi misin?” diye seslenmeye bile fırsat olmamıştı.
Masaya çöken sessizliği ilk bozan Berkan oldu.
“Bir anda gitti.”
Semih omuz silkti.
“Demek önemli bir şey.”
Türkan çatalını tabağına bıraktı.
“Yüzü değişti.”
Ümran ise konuşmuyordu. Bade’ye bakıyordu.
Çok yakından tanıdığı bir arkadaşını inceler gibi.
Bade bunu fark edince gülümsemeye çalıştı.
“İyiyim.”
Ümran tek kaşını kaldırdı.
“Ben daha bir şey sormadım.”
“…”
“Onun için endişelendin.”
Bade cevap vermedi.
Çünkü yalan söylemek istemiyordu.
Evet.
Endişelenmişti.
Ama bu his onu korkutuyordu.
İnsan, hayatında neler yaşadığını bile bilmediği biri için bu kadar endişelenebilir miydi?
“Tamam.” dedi Ümran usulca. “Sormuyorum.”
Konuyu değiştirmek ister gibi Alphan söze girdi.
“Bu arada…”
Herkes ona döndü.
“Sizin şu barista var ya…”
Bade’nin kalbi istemsizce hızlandı.
“…iyi çocuk.”
Berkan güldü.
“On dakikada nasıl karar verdin?”
“İnsan anlaşılır.”
Türkan başını salladı.
“Katılıyorum.”
Semih de aynı fikirdeydi.
“Samimi geldi bana.”
Bade, arkadaşlarının bunları söylemesine fark ettirmeden sevindi.
Çünkü insan bazen hoşlandığı kişinin sadece kendi gözünde değil, başkalarının gözünde de iyi biri olduğunu duymak istiyordu.
Yemek bittiğinde saat ona yaklaşmıştı.
Restoran yavaş yavaş boşalıyordu.
Garson hesap fişini masaya bıraktığında her zamanki tartışma başladı.
“Ben ödeyeceğim.”
“Olmaz.”
“Geçen sefer siz ödediniz.”
“Kes.”
Beş dakika boyunca kimsenin hesabı ödetmemek için gösterdiği çaba, dışarıdan izleyen biri için oldukça komik görünüyordu.
En sonunda Berkan gizlice kasaya gidip ödemeyi yapmıştı.
Masaya döndüğünde yüzünde muzaffer bir ifadeyle:
“Geçmiş olsun.”
dedi.
Türkan peçeteyi fırlattı.
“Senden nefret ediyorum.”
“Yalan.”
“Biraz.”
Herkes yeniden gülmeye başladı.
Restorandan çıktıklarında yaz akşamının serinliği yüzlerine çarptı.
Kafenin ışıkları hâlâ yanıyordu.
Ama içerisi boşalmıştı.
Bade istemsizce camdan içeri baktı.
Ertuğ dönmemişti.
Ümran bunu fark etti.
Koluna hafifçe girdi.
“Hadi.”
“Nereye?”
“Yürüyoruz.”
Grup yavaş yavaş sahile doğru yürümeye başladı.
Semih önden gidiyor, Berkan ona takılıyor, Türkan her zamanki gibi ikisini susturmaya çalışıyordu.
Alphan ise Bade’yle Ümran’ın temposuna uyum sağlamıştı.
“Yazın ne yapacaksın?” diye sordu Alphan.
“Biraz dinlenirim.”
“Yalan.”
“Neden?”
“Sen üç gün sonra sıkılırsın.”
Ümran kahkaha attı.
“Üç gün bile fazla söyledin.”
Bade gülümsedi.
“Haklı olabilirsiniz.”
Gerçekten de öyleydi.
Boş kalmayı hiç beceremiyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra grup dağıldı.
Türkan ve Berkan metroya doğru yürüdü.
Semih otobüse binecekti.
Alphan’ın arabası diğer taraftaydı.
Geriye sadece Bade ile Ümran kalmıştı.
İkisi ağır ağır aynı sokağa doğru yürümeye başladılar.
Bir süre hiç konuşmadılar.
Sonunda Ümran sessizliği bozdu.
“Hoşuna gidiyor.”
Bade iç çekti.
“Evet.”
“Sadece hoşuna mı gidiyor?”
“…”
“Yoksa daha fazlası mı?”
Bade uzun süre cevap vermedi.
Sonunda gökyüzüne baktı.
Ay yine ince bir hilaldi.
İlk dilek tuttuğu gece kadar ince değildi belki ama aynı huzuru taşıyordu.
“Galiba…”
Sesi neredeyse fısıltıydı.
“…onu tanımak istiyorum.”
Ümran gülümsedi.
“Bu daha tehlikeli.”
“Neden?”
“Çünkü dış görünüşünden hoşlanırsın, geçer.”
“Davranışından hoşlanırsın, alışkanlık olur.”
“Karakterini merak etmeye başlarsan…”
Durdu.
“İşte o zaman dönüşü zor.”
Bade istemsizce sustu.
Çünkü Ümran yine haklıydı.
Ertesi sabah Bade normalden erken uyandı.
Telefonunda yeni bir bildirim vardı.
Kalbi istemsizce hızlandı.
Ama mesaj Ertuğ’dan değildi.
Türkan.
“Bugün öğlen kampüse uğrayacak var mı?”
Semih hemen cevap verdi.
“Ben varım.”
Berkan:
“Bedava yemek varsa gelirim.”
Alphan:
“Bir saatliğine gelebilirim.”
Ümran:
“Bade zaten gelir.”
Bade şaşırdı.
“Ben neden geliyorum?”
Ümran’ın cevabı saniyesinde geldi.
“Çünkü kampüsün yanındaki kafeyi çok özlemişsindir.”
Bade telefonun ekranına bakıp başını iki yana salladı.
“Sen çekilmiyorsun.”
“Doğru.”
Öğleye doğru kampüs yine kalabalıklaşmıştı.
Yaz okulu kayıtları başlamış, öğrenciler koridorlarda koşuşturuyordu.
Arkadaş grubu kantinde otururken Alphan ayağa kalktı.
“Ben kahve almaya gidiyorum.”
“Ben de geleyim.” dedi Bade.
Ümran ikisine anlamlı anlamlı baktı.
“Ben gelmeyeyim.”
“Niye?”
“Siz gidin.”
Bade kaşlarını çattı ama bir şey demedi.
Kampüsün çıkışından yürüyüp kafenin bulunduğu sokağa geldiler.
Bade’nin adımları farkında olmadan yavaşladı.
Camdan içeri baktı.
Bar boştu.
Kasada başka bir çalışan vardı.
Ertuğ yine ortalıkta görünmüyordu.
İçinde tuhaf bir hayal kırıklığı oluştu.
Tam içeri gireceklerdi ki kafenin arka kapısı açıldı.
Ertuğ çıktı.
Üzerinde önlüğü vardı ama saçları dağınıktı.
Sanki uzun zamandır uyumamış gibiydi.
İlk önce Bade’yi gördü.
Sonra yanında yürüyen Alphan’ı.
İkisini birlikte görünce bir an durdu.
Yüzündeki gülümseme yine geldi.
Ama bu kez gözlerinde yorgunluk da vardı.
“Merhaba.”
“Merhaba.” dedi Bade.
“Nasılsın?”
“Ehh…”
Küçük bir gülümsemeyle omuz silkti.
“Yaşıyorum.”
“İyi misin?”
“Evet.”
Cevabı çok hızlı vermişti.
O kadar hızlı ki…
Bade bunun doğru olmadığını hissetti.
Tam bir şey söyleyecekti ki Alphan elini uzattı.
“Tekrar merhaba.”
Ertuğ tokalaştı.
“Basketbolcu.”
Alphan güldü.
“Üçlüğü hâlâ unutmadım.”
“Ben de faulünü.”
İkisi gülüşürken Bade onları izliyordu.
İlk kez Ertuğ’un kendisi dışında biriyle bu kadar rahat sohbet ettiğini görüyordu.
Ama tam o sırada Ertuğ’un telefonu yine cebinde titredi.
Bu kez cebinden bile çıkarmadı.
Sadece gözlerini bir anlığına kapattı.
Sanki içinden ona kadar sayıyordu.
Sonra telefon sustu.
Ve Ertuğ ilk kez Bade’ye bakıp yavaşça şöyle dedi:
“Bugün biraz dalgın olursam kusura bakma.”
Bade farkında olmadan bir adım ona yaklaştı.
“Bir şeye ihtiyacın olursa…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Çünkü ne teklif edeceğini kendisi de bilmiyordu.
Ertuğ ise o yarım kalan cümleyi tamamlamasını beklemedi.
Sadece gülümsedi.
“Teşekkür ederim.”
O gülümsemenin içinde yorgunluk, minnettarlık ve söylenmemiş onlarca cümle vardı.
Ve Bade ilk kez şunu hissetti.
Belki de bazı insanlar, “İyiyim.” derken en çok yardım bekleyen insanlardı.