Bu vatanın toprağı; yüzyıllardır süren amansız bir mücadelenin, siperde bekleyen askerin ve o toprağa düşen binlerce fidanın al kanıyla sulanmıştır. "Terörsüz Türkiye" veya "terörün bitirilmesi" süslü vaatlerle, masa başı pazarlıklarıyla ve siyasi retoriklerle gündeme getirilirken; bu sürecin arkasında unutturulmaya çalışılan en ağır hakikat, bu ülke uğruna canını veren şehitlerimizin ve organlarını vatan toprağında bırakan gazilerimizin ödenemez hakkıdır.
1. Çiğnenen Şehit Hakkı ve Yanımızda Gezen Failler
Bir ülkede terörün bitmesi, adalet ve hukuk zemininde sağlandığı sürece anlamlıdır. Ancak dökülen kanların, feda edilen gencecik ömürlerin hesabı sorulmadan, eli kanlı yapılarla veya onların uzantılarıyla meşruiyet zemininde buluşmak; şehitlerimizin aziz ruhlarına yapılmış en büyük haksızlıktır.
Gencecik yaşta toprağa giren askerimizin, polisimizin katilleriyle aynı havayı soluma fikri dahi vicdanları sızlatmaktadır. Yarın sokakta yürürken, bir otobüste otururken veya bir kamu binasında karşı karşıya geldiğimiz bir insanın; geçmişte bayrağımıza kurşun sıkan, askerimizi şehit eden veya ona yataklık eden biri olma ihtimali, bu vatanın evlatları için kabul edilemez bir vicdani yüktür. Suçun üzerinin konjonktürel siyasetle örtülmesi, adalete olan inancı kökünden sarsmaktadır.
2. Gazilerin Bitmeyen Çilesi ve Yıkılan Yuvalar
Terörün acısı sadece toprağa verilenlerle sınırlı kalmaz; geride kalan gazilerimiz ve şehit ailelerimiz de o acıyı her gün yeniden yaşar:
- Gazilerin Sessiz Çığlığı: Bedeninden bir parçayı, gözünü, bacağını veya zihnini vatan toprağında bırakan gazilerimiz; protezleriyle, dinmeyen fiziksel ağrılarıyla ve ağır travmalarıyla baş başa bir ömür sürmektedir. Onların yaşadığı zorluk sadece fiziksel değil; hak ettikleri saygıyı göremediklerinde hissettikleri derin yalnızlıktır.
- Yarım Kalan Aşklar ve Maziye Gömülen Hayaller: Şehit düşen gencecik fidanların arkasında bıraktığı nişanlılar, eşler ve yetim kalmış evlatlar vardır. Birkaç yıllık evliliklerin, henüz kurulmuş hayallerin ve maziye kazınan fotoğrafların acısı, hiçbir siyasi söylemle veya tazminatla kapatılamaz.
- Anaların ve Babaların Dinmeyen Gözyaşı: "Vatan sağ olsun" diyerek evladını al bayrağa sarılı tabutla uğurlayan anaların ve babaların yüreğindeki kor sönmez. Evladının odasına giremeyen, ceketini koklayarak teselli arayan ebeveynler için adalet; katillerin hak ettiği cezayı çekmesidir.
3. MHP'nin Söylemleri, Şehit Aileleri ve Büyüyen Tepki
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve genel başkanı Devlet Bahçeli'nin terörün bitirilmesi adı altında terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'a yönelik yaptığı çağrılar ve Meclis söylemleri, kamuoyunda ve özellikle şehit aileleri ile gaziler arasında ağır bir infial yaratmıştır.
Yıllarca "terörle tavizsiz mücadele" ve "şehitlerin intikamı" söylemi üzerinden siyaset yürüten bir yapının, terör örgütü elebaşını muhatap alan bir çizgiye kayması; şehit yakınları tarafından büyük bir hayal kırıklığı olarak değerlendirilmiştir.
Bu süreçte alınan kararlara tepki gösteren, dernekler aracılığıyla sesini duyurmaya çalışan şehit aileleri ve gazi yakınları; zaman zaman siyasi söylemlerle hedef gösterilmiş, "süreci sabote etmekle" veya "provokasyon yapmakla" suçlanarak baskılanmak istenmiştir. Evladını toprağa vermiş bir anneyi veya babayı siyasi ikbal uğruna eleştirmek, sesini kısmaya çalışmak veya tehditkâr bir dille bastırmak toplumsal vicdanda derin yaralar açmıştır.
Gerçek bir "Terörsüz Türkiye", şehitlerin kanı üzerinden pazarlık yapılarak değil; terörün ve uzantılarının hukuk önünde tam anlamıyla hesap vermesiyle mümkündür. Şehitlerin hakkının gözetilmediği, gazilerin incitildiği ve anaların gözyaşının siyasi hesaplara kurban edildiği hiçbir süreç bu millete huzur getiremez.