Yıl 2065,Temmuz ayının onbeşinci günü,yer dünyanın yörüngesinde bulunan Destiny uzay aracı.
Günlük giriş;
Neden bir uzay aracındayım ve neden günlük tutuyorum,bunların hepsini size anlatacağım ama önce gemimizden ve mürettebatımızdan bahsedeceğim.
Destiny,dünyanın yörüngesinde bulunan Mars uzay istasyonunda yapıldı.Büyük ve tonlarca ağırlığa sahip olduğu için dünyada yapmak mümkün değildi,dahası dünya şu an bunun için pek müsait değildi.
Destiny,ana köprüsü bulunmak üzere beş bölmeden oluşuyor.En büyük bölme kıç tarafında bulunan kısım,bizler için hayati önem taşıyan ve görevimizin ana meteryallerinin yer aldığı yer orası.
Ben Rose,şu an okuduklarınızı yazan kişiyim ve bir zamanlar basit bir devlet lisesinde öğretmendim.Hemen yanımda oturan bir ressam var,onun yanında ise bir arkeolog oturuyor.Mürettebat içinde emekli bir albay,bir doktor,bir müzisyen,bir çiftci,bir pilot,bir genetik bilimci,bir mühendis ve üç asker var.
Görevimiz zorlu ve uzun olacak,beşinci güverteye yerleştirilmiş uyku kapsüllerinin nedeni bu.Görev süresince genç ve sağlıklı kalmamız gerekiyor,çünkü bizler çok kısa bir zaman içinde dünyadan geriye kalmış son insanlar olacağız.
İşler nasıl buraya geldi merak ediyorsunuzdur,bazen bende geldiğimiz noktadan geçmişe bakıyor ve yaşadıklarımızın gerçekliğini sorguluyorum.
Her şey yirmi yıl önce başladı,takvimler 2045 yılını gösteriyordu.İki küçük ülke arasında başlayan savaş,üçüncü dünya savaşının tellalı gibiydi.Önceleri herkes savaşa karşı vurdumduymaz davranmıştı.Sonuçta bu dünyada başlayan ilk savaş değildi ama işin içerisine büyük ülkeler girince savaşın rengi değişti.
Amerika ve Rusya arasında başlayan gerginlik,nükleer silahların da işe karışması ile oldukça kanlı sonlandı.Tabiki tüm bunlar iki ülke arasında sınırlı kalmamıştı,Rusya ve Abd'nin müttefikleride cephenin en ön sıralarındaydı.
Vatandaşı olduğum ülke,yani Türkiye Cumhuriyeti,savaşta Rusya Federasyonunun yanında yer almayı tercih etmişti.ABD'nin ilk hedeflerinden biri olmamızın nedeni de tam olarak bu olmuştu.
Sonrası ise büyük bir kaos.Nükleer kış ve sığınaklarda geçen onlarca gün,yitirilen milyonlarca can.
Böyle durumlarda sanırsınız ki insanlar birlik olur,birbirlerinin ardını kollar falan filan,kitaplar ve filmlerde hep böyledir.Ama gerçekler öyle değil işte.Savaş ve ardından gelen felaketler bir kez daha şunu göstermişti,insan eğitilemez ve bencil bir hayvandır.Felaket sonrası artan yağmalama,cinayet,tecavüz ve daha nice suçlar bunu bir kez daha göstermişti.
Bir yerde evet demiştim insanların bu halini görünce,hak ettiğimizi düşünmüştüm.İnsanoğlu yok olmayı hak ediyordu,varlığımız tam burada sona ermeliydi.
Ama öyle olmadı,nükleer kış ve diğer tüm felaketler devletlerin aklının başına gelmesini sağladı.Halk hala birbirini yok etmeye çalışıyorken,hükümetler tüm bu kaosun içinde çalışmaya ve birlik olmaya başladı.İnsanlığı kurtarabilmek için yapılan ilk araştırmaların temelleri işte böyle atıldı.
Hükümetlerin bu araştırmalarından bir haber olan bizler,elbette dünyanın yaklaşan sonunun bilincindeydik.Hala hayatta olan bilim adamları,çok yakında dünyada ki yaşamın sona ereceğinde hemfikirlerdi.Nükleer kış yıllarca sürecekti,bu süre içinde sığınaklarda kalmayı başarsak bile kaynak sıkıntısı çekmeye başlayacaktık.Tüm bunlar için önlem almaya çalışsak dahi,başarısız olacağımız açıktı.Her şeyi geçtim daha birlik olmayı başaramamıştık.
Dinlerin geleceğini söylediği kıyamet kapıdaydı,ama bunun sorumlusu bizlerdik.Yani el birliği ile kendi kıyametimizi kendimiz hazırlamıştık.
Bir sabah,sabah diyorum ama sığınakta geçen on yılın sonunda sabahlar ve akşamlar birbirinin aynısıydı.Gece ve gündüz algımızı yitirmiş sadece bir gün daha fazla yaşayabilmek uğruna mücadele veriyorduk,bazılarımız ise mücadeleyi çoktan bırakmıştı.
Neyse işte o sabah,sığınakta ki odamın-oda dediğime bakmayın,barakadan hallice ve bir insanın zar zor sığdığı bir alan-kapısı hükümet yetkililerince çalındı.Benim için garip bir andı, çünkü elinde üzerinde çok gizli damgası taşıyan bir zarf vardı.
Hükümet yetkililerinin yer aldığı sığınağa gelmem bekleniyordu.Zorlu bir yoldu,dışarıda maskeler ve özel giysiler olmadan nefes almak zordu hatta imkansızdı.Ama buna rağmen emir buydu ve bu beni şaşırmaktan başka işe yaramamıştı.
O sabaha kadar,görev yaptığım şehrin milli eğitim müdürü hariç bir devlet yetkilisiyle karşılaşmamıştım.Sıradan bir edebiyat öğretmeniydim,elbette devletin en üst makamından gelen emir beni şaşırtacaktı.
Hükümet yetkililerinin sığınağına giden yolda tahmin ettiğim kadar zorlanmamıştım.Beni almaya gelen adam tecrübeli bir askerdi,elli yıllık yaşamının yarısı cephelerde geçmişti.Benim tüm tecrübesizliğime rağmen bir hafta içinde sığınağa ulaşmayı başarmıştık.
Bizi genelkurmay başkanı karşılamıştı.Görür görmez tanımıştım bu ihtiyarı,savaşın ilk günlerinde tv de en büyük biziz tiradları atar dururdu.Şimdi ise fareler gibi toprağın altına saklanmıştı,eğer biraz cesur birisi olsaydım ona bunu hatırlatırdım.Ama aramızda kalsın ben biraz fazla korkağım,hani şu gölgesinden korkar denilenler var ya,hah işte tam olarak o benim işte.
Genelkurmay başkanı,bana ve beraberimde ki askere şu an ki liderin odasına kadar eşlik etti.Odanın önüne geldiğimizde her ikiside kapının önünde durmuş ve içeriye tek başıma girmem gerektiğini söylemişlerdi.
Buradan sonra yanlızdım yani,eğer korkumdan daha büyük olan merak duygum olmasaydı kapının önünde saatlerce bekleyebilirdim.Ama buraya neden çağrıldığımı deli gibi merak ediyordum,bana eşlik eden asker yol boyunca ısrarlarıma rağmen tek kelime etmemişti.
Kapıyı hafifçe tıklattığımda,içeriden genç bir erkek sesi,"Girin,"diye söylendiğinde usulca kapıyı ittim ve girdim.
Kapıyı kapatıp önüme döndüğümde,masasında oturan adamı görmüştüm.Henüz otuzlu yaşlarda olan bu adam eski başkanın oğluydu,babası nükleer kışın ortalarına doğru ölünce yerine oğlu geçmişti.Eh,seçim yapma şansımız pek yoktu,bu yüzden kimse bu konuda birşeyler söylememişti.
"Oturun lütfen,"dedi oldukça kibar sayılabilecek bir sesle.Üzerinde siyah bir takımın olması neredeyse gülmeme neden olacaktı.Dünya yok olmak üzereydi,insanlık sona eriyordu,yer altında bir sığınaktaydı ve adam takım elbise ile kasıntı bir şekilde oturuyordu.Karadeniz fıkrası gibi olaydı.
"Buraya neden çağrıldığınızı merak ediyor olmalısınız." Koltuğunda arkaya doğru yaslanmıştı,benimse o an düşündüğüm şey deri koltuğun burada ne aradığıydı.Biz,sığınakta yemek bulamıyor,tarihi geçmiş konserveler ile günü geçirmeye çalışıyorduk.Soğuk havalarda ısınmak için ihtiyacımız olan şeyleri bulmamız zordu.Her yeni gün,donarak ölmüş tanıdıklarımızın cesetlerini görerek başlıyordu.Şimdi ise karşılaştığım bu lüx ve şaşa beni şaşırtmış,aynı derecede ise kızdırmıştı.
Tabi ki yine tüm hissettiklerimi kendime sakladım ve,"Elbette merak ediyorum,"diye cevap vermekle yetindim.
"Size dünyanın ne kadar zor durumda olduğunu,ya da ırkımızın son günlerini yaşadığını söylemeyeceğim,"dedi.Ellerini masanın üzerinde birleştirmişti,parmağında ki alyans ben burdayım diyordu."Çünkü bunların farkında olduğunuza eminim,sanırım yaşayan her insan bunun bilincinde."
Söylediği gibi,gerçekten bunları biliyordum.Dünyanın yok oluşun eşiğine geldiğini,çok yakında sonumuzun geleceğini herkes gibi bende biliyordum.Ama şimdi üst yetkili birinden bunu duyunca anlamıştım,herşeye rağmen hala içimde umut taşıyormuşum meğerse.
Gerçekler yeniden yüzüme çarpınca yüzüm düşmüş olacak ki,"Ama bilirsiniz ne derler,herşeye rağmen her zaman bir umut vardır,"dedi.
"Beni buraya neden çağırdınız?"
Bu sorumun üstüne gülümsemişti,o zaman gerginlikten farketmediğim şeylerden biri liderin gülümsemeye çalışan suratıydı.O gün ne kadar rahat ve kendinden emin diye düşünmüştüm ama değildi,bunu şimdi olanları yeniden düşününce farkediyorum.
"On yıl önce,dünyada geriye kalan hükümetler bir araya geldi,"diye başlamıştı anlatmaya.Ben şimdi söylediklerini uzun uzun anlatıp zamanınızı almayayım.
Kısaca özetlemek gerekirse,dünyanın sonunu getirenler akıllanmıştı.Tabi akıllanmaları için milyarlarca insanın yok olması gerekmişti.Savaştan önce Abd ve Çin'in ortak çalışması olarak yapılan Mars istasyonu,insanlığın tüm umutlarını taşıyacak gemiye ev sahipliği yapması için seçilmişti.
En iyi beyinler bir araya toplanmış,dünyadan geriye kalan kaynaklar bu iş için harcanmıştı ve on yılın sonunda Destiny insanlığı yeni evine götürmeye hazırdı.
Zamanla yarışınca,kaynakta az olunca elbette tüm insanlığı kurtarma gibi bir durum söz konusu değildi.Zaten insanlığı taşıyacak büyüklükte bir araç inşa etmek için yıllar,çok fazla yıllar gerekiyordu.
Destiny uzay gemisi bir avuç insanı taşıyacak ve onların ihtiyaçlarını giderecek şekilde inşa edilmişti.
Şu an bizim yeni Adem'ler ve Havva'lar olduğumuzu düşünüyorsunuz değil mi?
Üzgünüm ama sizi hayal kırıklığına uğratacağım.Yaşımı göz önünde bulundurursak,yeni Havva olmaya pek de elverişli olmadığımı söylemem gerek.
Bizim görevimiz,insanoğlunu yeni evine taşımak ve onlara insanlığın kültürünü yeniden öğretmek.Duraklama dönemleri olmadan,bir an önce gelişmelerini ve uzay çağına erişmelerini sağlamak.
İyi de insanlık yok olmayacak mıydı?
Dediğinizi duyar gibiyim,cevabı size laboratuar bölümümüzde ki embriyoların vereceğini umut ediyorum.Evet,doğru duydunuz.Destiny sadece bizleri değil,farklı milletlerden tam on bin insan embriyosuna ev sahipliği yapıyor.
İşte bizim görevimiz bu,embriyoları savaştan önce keşfedilmiş ama savaşmaktan vakit bulamayıp araştıramadığımız Kepler 19 gezenine ulaştırmak.Kepler 19 gezegeni eğer bir sorun çıkmazsa insanlığın yeni evi olacak.Doktorumuz ve bizler embriyoların sağlıkla dünyaya gelmesini sağlayacağız,sonra ise onları eğiteceğiz.Yani kısaca bizler insanlığın bebek bakıcılarıyız.
Bu göreve neden seçildiğimi en başında anlamamıştım,sonuçta basit bir öğretmendim.Öyle büyük başarılara imza atmışlığım yoktu,zaten seçilmemin nedenide başarılı olmam falan değil.
Destiny'nin yapımı aşamasında işbirliği yaptığı için Türkiye'den embriyolar yerleştirilmişti gemiye.Bu türk embriyoların kültürlerine uygun yetiştirilmesine karar vermişti şuan ki hükümet.Eh,geriye kalan bir avuç türkün içinde de en iyisi ben kalmıştım.Durumun vehametini varın siz düşünün.
Sizin gibi bende neden başkan gitmedi diye sordum.Beni şaşırtan bir durum oldu,sonuna kadar burada kalacağım dedi,halkımın yanında.Garipti,ne de olsa insanlık bencilliği ilke edinmişti uzun zamandır.Birinin çıkıpta bu fedakarlığı yapması beni şaşırtıyor.İtiraf edeyim,ben asla fedakarlık yapmazdım.Haklısınız,bencil piçin tekiyim.