Tarih: 16/09/1571 -Sultan Süleyman’ın ölümünden 5 yıl 9 gün sonra-
Ben ölünce bir elimi tabutumun dışına atın. İnsanlar görsünler ki padişah olan Süleyman bu dünyadan eli boş gitmiştir.
İnsanlar görmezler ki bu dünyadaki bir gün elinden kayacağını, insanlar bilmezler ki yaptıkları her şeyin bir karşılığı olacağı, insanlar anlamaz ki padişah olan Süleyman bu dünyadan eli boş gitmiştir. Koskoca Sultan Süleyman’ın vefatının ardından 5 yıl geçmişti. Osmanlı tahtına Sultan Süleyman’ın pek bilinmeyen cariyesi Fülâne Hatun’un -şimdiki adıyla Valide Fülâne Sultan- bebekken yaşamaz denilen oğlu Şehzade Alparslan geçmişti. Sultan Alparslan’ın tahta çıkmasıyla yaptığı işlerden biri Osmanlı Devleti’nin ilk kadın korsanını seçmek oldu. Yenilikçi bir padişah olan Sultan Alparslan, seçtiği Kaptan-ı Derya olan Kılıç Ali Paşa’nın tavsiyesi üzerine eski Kaptan-ı Derya olan Barbaros Hayreddin Paşa’nın oğlu Hasan Paşa’nın eğittiği ve Trablusgarp fatihi olarak bilinen Turgut Reis’in de eğitiminde yardımcı olduğu Arsena’nın denizlere açılıp korsanlık yapmasına izin verdi.
Bu işte Kaptan-ı Derya olmanın adımlarından biriydi. Korsanlık Osmanlı Devleti’nin donanması için önemliydi. Kaptan-ı Derya olmak için ilk adım iyi bir korsan olmaktan geçiyordu. Tabii korsanlar eğer Padişaha karşı çıkar veya ondan gizli bir iş çevirirse cezası belliydi, ölüm yaptığı şeyin ardından gelecekti. Sultan Alparslan’ın verdiği karara Paşalar ve Şeyhülislâm Efendi karşı çıksa da Padişah kararından dönmedi. Böylelikle denizlerin ilk Osmanlı kadın korsanı Kaptan Arsena oldu.
“Kaptan Arsena! Allah rızası için yapma! Ben ettim sen etme yalvarırım!”
Yüzüne düşen kıvırcık saç tutamını başörtüsünün altına sıkıştırıp yavaş adımlar atarak diz çökerek kendisinden merhamet dileyen kölenin önüne geldi. Başını sola yatırıp gözlerini kısarak korkudan titreyen köleye baktı. Dudaklarını birbirine bastırıp düşünüyormuş gibi yaptıktan sonra kaşlarını çatıp öfkeyle dalgalanan denizi andıran gözlerini onun üzerinde dikti. “Bu gemi kime ait?”
“Size Kaptan!”
“Yanlış!”, gür sesiyle bağırıp diklendi ve etrafında toplanan mürettebatına teker teker baktı. “Bu gemi, içindekiler, bizler, üzerinde olduğumuz bu deniz her şey ama her şey Sultan Alparslan Han’a aittir!”, tekrardan sesini alçaltıp suç işleyen köleye baktı. “Ve sen az önce Sultan Alparslan Han’ın denize izinsiz giren Fransız gemisine ceza olarak aldığımız altınlardan çalmaya kalkıştın. Sen koskoca Sultan Alparslan Han’ın hazinesini çalmaya çalıştın!”
“Affedin Kaptan! Ne olursunuz bir daha yapmayacağ-”, Kaptan daha fazla dinlemek istemediği için elini kaldırarak onu susturdu. “Hırsızlığının cezası bellidir. Derhal aşağıya atın bu pisliği!”
İki görevli hırsız kölenin kollarından tutup kaldırdılar. Adam kıvranarak bağırmaya, yalvarmaya devam ediyordu ancak yalvarmaları hiçbir işe yaramıyordu. Yaptığı büyük bir suçtu. Bu dünyanın zenginlikleri için koskoca Padişahını karşısına almıştı, bu affedilemez bir suçtu ve cezası da belliydi. Denizin dibi.
Kaptan Arsena onun gemiden aşağıya atılmasını izledikten sonra hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönüp kamarasına ilerledi. Kaptan yardımcısı olan Cengiz Bey ise peşinden giderek Kaptan odasına girmeden onu durdurdu. “Kaptan aylardır denizdeyiz daha fazla dayanacağımızı sanmıyordum.”
“İşte bu yüzden İstanbul’a geri dönüyoruz. Sen hazırlıkları yap ben hemen geliyorum.”
“Emredersiniz Kaptan.”, Cengiz Bey, kaptanının önünde eğilip geri çekildi. Kaptan Arsena ise o gidince odasına girip çalışma masasına yöneldi. Sandalyesine oturduktan sonra masasının üzerindeki eski kahverengi defteri açıp en son yazdığı sayfaya bir göz attıktan sonra yeni sayfaya geçti. Bu defteri ona rahmetli Turgut Reis vermişti bu yüzden bu defter onun için önemliydi. Bu defter için birini öldürmeye bile hazırdı. Derin bir nefes alıp kalemini eline aldı ve yavaşça sayfayı doldurmaya başladı.
Tarih: 16/09/1571
Bugün denizdeki 5.ayımız. Cezayir kıyılarından Akdeniz tarafına geldik. Amacımız Osmanlı denizlerine izinsiz girmeye kalkanları korkutmak. Görevimizi başarıyla yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Bugün Girit’e yakın yere izinsiz gelen bir Fransız gemisini yağmaladık. İsterdim ki o gemiyi batırayım ancak Paşalar zaten beni zar zor kabul etmişken başıma daha fazla bela almak istemiyorum.
Az önce Sultan Alparslan Han’ın hazinesinden çalmaya çalışan bir köleyi gemiden aşağıya attık. Sanırım bir köle ancak bu kadar aptal olabilirdi ancak bunun bana karşı bir oyun olduğunu düşünüyorum çünkü bu benim gemimde yapılan üçüncü hadsizlik. Desinler ki Kaptan Arsena mürettebatını kontrol edemiyor. Hedefleri bu. Bazı Paşalar benim başarılı olmama katlanamıyorlar. Kaptan-ı Derya olan Kılıç Ali Paşa bile benim durumuma razıyken onlar kendilerine bir kadının gücünü yediremiyorlardı. Vakti zamanında Hürrem Sultan’ın gücüne de katlanamamışlardı şimdi benim gücüm onlara batıyordu ancak kendime bir söz verdim ve bir gün bu sözümü tutacağım. Bir gün öyle bir güce kavuşacağım ki kimse beni yok sayamayacak. O zaman kadar bana yapılan oyunlardan iyi bir şekilde kurtulmalıyım.
Birkaç güne İstanbul’da olmayı hedefliyorum. Muhtemelen Sultan Alparslan Han beni görmek isteyecek. Gemimde çıkan hainler hakkında konuşacak ancak ben onun karşısında dimdik duracağım çünkü bi Allah bi ben bilirim ki asla Sultan Alparslan Han’a ihanet etmem, baş kaldırmam ya da ondan gizli iş çevirmem. Mürettebatımı acilen tekrardan kontrol altına almazsam bana verilen bu yetki benden alınacak.
Mürettebatımdan birinin hain olduğunu biliyorum ve bunu ortaya çıkarmak için ne yapmam gerektiğini de biliyorum. Allah yardımcımız olsun.
Yazacakları bittikten sonra defterini kapatıp masasının çekmecesine koyup çekmecesini kilitleyip anahtarını boynuna astı. Şimdi yapması gereken işleri halletme zamanıydı. Öncellikle içlerindeki haini ortaya çıkarıp onun cezasını kesmek vardı. Günlerdir bunu nasıl yapacağını düşünüyordu neyse ki sonunda ne yapacağını bulmuştu. Karaya varmadan önce bu işi halletmeliydi.
Odasından çıkıp yavaş adımlarla güverteye çıkıp arı gibi çalışan mürettebatını izledi. Cengiz’i güvertenin diğer ucunda görünce bunu fırsat bilip aklındaki planı uygulamaya başladı. “Cengiz buraya gel önemli bir şey söyleyeceğim.”, tüm mürettebat merakla bir kaptanlarına bir Cengiz Bey’e baktı.
“Hemen geliyorum efendim.”, Cengiz hızlı adımlarla Kaptan Arsena’nın yanına gitti. Arsena onun takip etmesi için başını sallayıp Kaptan Arsena’ya doğru ilerledi. Yanına gittiğinde Kaptan ona takip etmesi için işaret verirken odasına girdiler ve Arsena bilerek kapıyı hafif açık bıraktı. Masasına doğru ilerleyip vardığında ikinci kilitli çekmecesinden bir altın kemer çıkardı.
“İstanbul’a varmamıza birkaç gün var bu yüzden bu altının güvenliği için sana söylemek istedim. Aramızda kalsın bu altının direkt Sultan Alparslan Han’a ulaştırılması lazım. Üzerindeki simgeyi görüyor musun?”, altının üzerindeki Osmanlı Hanedan simgesi olan lalenin üzerinde Osmanlı Devlet simgesi vardı. Simgelerin tam altında Osmanlıca ‘Sultan Alparslan Han’ yazıyordu. “Bunu Cezayir’de İzzet Paşa, Hünkarımıza vermem için bana vermişti. Güvenliğinden emin olalım anlaşıldı mı?”
“Emredersiniz Kaptan.”
Arsena, Cengiz’in gözlerinin önünde altını ikinci çekmeceye koyup kilitledi ve anahtarı kilitli olmayan çekmeceye koyup ona baktı. “Şimdi dümene geçelim. Hedefimiz yarın sabah İstanbul’a varmak olsun.”
“Tabi efendim.”
Beraber odadan çıkıp dümen yerine gittiler. Dümende olan Selim Bey, Kaptanı gördüğü gibi başıyla selam verip önüne döndü. Arsena onun yanına yaklaşıp bir anlığına karşıya baktıktan sonra orada bulunan masaya ilerledi. Orada bulunan pusula ve haritaya baktıktan sonra Selim’e döndü. “İstanbul’a gidiyoruz Selim Bey kuzeye doğru gidelim.”
“Emredersin Kaptan.”
Arsena yardımcısına dönüp başıyla yelkenleri işaret etti. “Rüzgar var yelkenleri tamamen açalım. Eğer bu hızda gidersek Allah’ın izniyle akşama İstanbul’da oluruz.”
“Hayırlısıyla varalım da ne zaman vardığımız önemli değil.”, birkaç saniyeliğine üzerinde Kaptan’ın bakışlarını hissettikten sonra hızla oradan ayrılıp mürettebata yelkenleri indirmeleri için emir verdi. Arsena ve Selim yalnız kalınca Kaptan ona döndü.
“Selim Bey sana güvenebilirim değil mi?”
Selim hiç tereddüt etmeden başını aşağı yukarı salladı. “Elbette Kaptan. Sizin güveninizi kazanmak için ölürüm de öldürürüm de.”
“Güzel inşallah bu sözlerin lafta kalmaz.”, diye mırıldanıp ileriye baktı. Güvenebileceği birilerinin olmasına sevinmişti ancak hala içini kemiren bir şeyler vardı. Aklı bu konuda fazlasıyla karışıktı ve bundan dolayı sinirliydi. Kendi mürettebatı resmen aklını karıştırıyordu ve bir kaptan olarak bu durum hiç iyi değildi. Cebinden köstekli saatini çıkarıp saate baktı. Dudaklarını birbirine bastırıp biraz daha beklemeye karar verdi.
Aradan beş dakika geçince köstekli saatini cebine geri koyup odasına ilerledi. Odasının kapısını açık görünce sırıtarak içeriye girdi. İçeride beklediği kişi değil bir başkasını görünce kaşlarını çattı. Kapıyı sertçe açıp adamın dikkatini çekti. Adam korkuyla Kaptan’a bakınca elindeki altın kemeri yavaşça masaya koydu. Kaptan Arsena yavaşça ona doğru ilerledi. “Ne yazık oysa daha sabah bir fareden kurtulmuştum hem de hepinizin gözü önünde.”
Adam ellerini kaldırıp yutkundu. “Kaptan merhamet et.”
“Şşşşt! Merhameti benden değil Allah’tan iste öbür tarafta sana lazım olacak!”, sözü biter bitmez kınındaki kılıcı çıkarıp hızla karşısındaki adamın başını kesti. Adamın başı bir tarafa bedeni diğer tarafı düşerken Kaptan yerdeki başı saçlarından tutarak aldı ve odadan dışarıya oradan güverteye çıktı ve elindeki kafayı güvertenin tam ortasına atıp tüm mürettebatın dikkatini çekti.
“Bu gemide bir daha bir hain daha yakalarsam bundan daha fenasını ederim!”
Bütün mürettebat ses çıkarmadan başlarını eğip yerdeki bedensiz başa baktılar. Bir gemide hatta her yerde olmazsa olmazlar vardır ve en büyüğü de güvendir. Güven olmadığı takdirde hiç iyi olmayacak şeyler ortaya çıkar. Bunlardan biri de cezadır. Özellikle de gemilerde cezalar sıklıkla yapılır. En hafifi güverte temizliğiyken en ağırı ölümdür. En çok görülen ölüm şekli ise gemiden aşağıya atılmaktır. Eğer Hükümdara karşı bir suç işlersen ya da geminin düzenini bozacak bir şey yaparsan cezasını Kaptan belirler. Kaptan Arsena cezalarını ağır tutar çünkü insanlara asla güvenmez.
~•~•~•~•~•~•~•~•~
“Kara göründü!”
Sonunda diye iç geçirdi Arsena. Sonunda İstanbul’a gelmişlerdi. Yarım saat içerisinde iskeleye geldiklerinde onları görevliler karşıladı. Kaptan Arsena öne çıkıp yanına gelen askere başıyla selam verdi. “Bunlar Osmanlı sularına izinsiz giren üç gemiden aldıklarımız.”, asker anladığına dair başını sallayınca Arsena devam etti. “Beni de saraya götürebilir misiniz?”
“Tabi Kaptan. Buyurun.”, asker ona nezaketen elini uzatınca Arsena kaşlarını çatıp elini tutmadan yanından geçti ve gemiden indi. Sırtına yüklediği çantasıyla askerin gösterdiği ata bindi. Hazırlıklar bitince mürettebatına döndü. “Gidin ailenizle hasret giderin.”
Herkes mutlulukla oradan ayrılırken Selim ve Cengiz, kaptanlarıyla kaldılar. Kaptan Arsena ve ikisi askerlerle beraber gecenin karanlığının altında ilerlemeye başladılar. Askerler her zamanki gibi tetikteyken Arsena’da etrafına dikkatlice bakmayı ihmal etmiyordu. Hızlı bir şekilde saraya giderlerken olabilecek her ihtimale karşı hazırlıktaydılar. Ne de olsa üzerlerinde yüklü miktarda hazine vardı. Birkaç saat içinde saray-ı hümayuna varmışlardı.
İçeriye girdiklerinde Kaptan Arsena’nın yanına bir kadın geldi ve başıyla ona selam verdi. “Kaptan Arsena, ben Gülizar Kalfa sizinle ben ilgileneceğim.”
“Teşekkür ederim.”, tam gideceği sırada Kalfa onu durdurdu. “Hünkarımız sizi görmek ister ancak önce bi sizin için hamamı hazırlatalım bir yıkanın.”
Arsena gülümsedi. “Hiç gerek yok. Hünkarımızı bekletmeyelim onu göreyim ondan sonra yıkanır yatarım.”
“Peki beni takip edin.”, Gülizar Kalfa önden giderken Arsena onu takip etti. Kalfa içten içe bu kızın tuhaf olduğunu düşünüyordu, giyim tarzı olsun yaptığı iş olsun gerçekten farklı bir kızdı üstelik söylenenlere göre Sultan Alparslan Han’ı reddeden bir kadındı. Gerçi bu ne kadar doğruydu bilmiyordu ama Sultan Alparslan ondan hoşlanmışsa şaşırmazdı. Arsena gerçekten çok güzel bir kızdı.
Çok geçmeden has odaya vardıklarında Gülizar Kalfa öne geçti ve kapı kulu askerlerine gelen kişiyi söyleyince askerlerden biri içeriye girip Sultan Alparslan’a haber verdi. Bir dakika bile olmadan dışarıya çıkıp onlara kapıyı açınca Kaptan Arsena tek başına içeriye girdi. Sultan Alparslan çalışma masasına oturmuş onun gelişini izlerken gülümseyerek arkasına yaslandı. Arsena önünde eğilip doğruldu sonra çantasından çıkardığı altın kemeri çıkarıp Sultan’ın masasının üzerine koydu. “Hünkarım bunu kendim getirmek istedim. Malum oldukça değerli, size yapılmış özel bir kemer.”
“Anlıyorum, gel benle.”, deyip yerinden kalktı ve balkonuna doğru ilerledi. Arsena’da onun peşinden çıkıp dışarıyı izledi. Buradan tüm İstanbul görünüyordu hatta Arsena kendi gemisini bile görmüştü. Alparslan balkondaki koltuğa oturup Arsena’nın oturmasını işaret etti. Genç kız, Sultan’ın isteğini ikiletmeden koltuğa oturdu.
“Remzi Paşa’dan duyduğuma göre mürettebatınla aranda bazı sorunlar çıkmış doğru mu?”
Arsena derin bir nefes alıp başını salladı. “Doğrudur Hünkarım ancak merak etmeyin cezalarını verdim ve bu işi kökünden halledeceğime size söz veriyorum.”
“Halledebileceğine inanıyorum ancak dikkatli olmanda fayda var. Bir hata olmasını istemiyorum. Biliyorsun ki kardeşim Selim’i hayatta bıraktım ve bu fazlasıyla tehlikeli. Hele Nurbanu gibi bir hatun onunla birlikteyken.”
“Anlıyorum Hünkarım siz merak etmeyin.”
“Keşke benimde güzel, güçlü bir hatunum olsa. Senin gibi.”, Sultan Alparslan gülümseyerek karşısındaki genç kıza bakınca genç kız yutkunarak ellerini kucağında birleştirdi.
“Tüm harem kızlarla dolu eminim ki sizinle birlikte olmak isteyen genç, güzel bir hanımefendi bulursunuz. Neyse ben artık sizi rahatsız etmeyeyim.”, yerinden kalkınca adının seslenilmesiyle durdu.
“Arsena.”, Sultan Alparslan kaşlarını hafifçe yukarıya kaldırarak üzgün bir şekilde onun gözlerinin içine baktı. “Beni hiç mi sevmiyorsun?”
İşte buna ne cevap vereceğini bilemedi. Aşk konuları onu fazlasıyla geriyordu. Ellerinin titrediğini hissedince direkt onlarla oynamaya başladı. Sertçe yutkunup boğazını temizledi. “Sevmemek değil ancak ben özgür bir kuşken siz kafesin sahibi bir aslansınız. Birlikte olmamız mümkün değil. Şimdi lütfen izninizle.”, cevap bile beklemeden hızla önünde eğilip koşar adımlarla has odadan çıktı. Çıkar çıkmaz elini kalbine götürüp derin nefesler almaya başladı. Cidden Sultan Alparslan her bu konuyu açtığında kalbi yerinden fırlayacakmış gibi hissediyordu.