İçeriğe geç

dernière danse ★ luwoo

Bölüm 7 · 7 dk okuma

dernière danse ★ luwoo

Bölüm 7

episode 7, final

Yukhei telefona gelen mesajı keyifle okuyarak kapattı. Son birkaç günü güzel geçiyordu. Tabi aklına durmaksızın gelen Jungwoo ile biraz zor olsa da atlatıyordu. Ve bu baloda Jungwoo'yu görmek ona büyük bir keyif verecekti.

"Xuxi ben baloya gelmeyi düşünmüyorum. Kendimi pek iyi hissetmiyorum."

Kapı sesiyle kafasını kaldırdı. Kız kardeşinin hali yeni yeni Yukhei'de endişe yaratmaya başlamıştı.

"Doktora mı gitsek, yüzün de sararmış? Kaç günden beri odandan da çıkmadın, varlığını unuttum. Nasıl geldin sahi?"

"Komiksin abi, şimdi yatmaya gidiyorum sonra da birkaç gün arkadaşımda kalacağım. Malum evden bir anda çıkıp gidiyorsun ve ben de bunu demek için zaman kaybedemem akşam."

"Üstüne gitmiyorum, gidebilirsin."

Odadan çıkan kardeşi ile derin nefes alıp telefonunu yatağına fırlattı. Çekilmez hayatını örtmek için uğraştığı şeylerden birini denemek istiyordu. Jungwoo için bir bileklik hazırlayacaktı. Heyecanla masasının başına oturup hiç kalkmadan istediği taşlardan birini seçti ve dizdi. Artık hazırdı. Güzelce kenara koyduktan sonra yerleştirmek için kutu almayı aklına kazıdı, bir sonraki gün saçını kestirip zarif kadife bir kutu aldı. Onu o gün gördüğü elbisedeki renkti.

Günler mi uzamıştı yoksa sadece sabırsız biri mi oluvermişti? Bilmiyordu, bir gün daha zincirden koptuğunda huzurla bahçesinde saatlerin geçip gitmesini bekliyordu gökyüzüne bakarak. O böyle yaparken bahçenin dışından içeri atlayan arkadaşı ile her şeyi kenara bıraktı.

"Sen tam bir eşeksin!"

Yukhei ayağa kalkarak yere düşen arkadaşına el uzattı. "Neden bunu yaptın Sicheng? Arasaydın ya." Sicheng ise elinden tutup ayağa kalktı.

"Siktir oradan, telefonum bozuldu insan meraklanır evime gelir. Hiç mi düşünmedin beni?"

Sallanan koltuğa geçip oturdu ikisi de.

"Yukhei, sence ne değişiklik var bende?"

Gülümseyip elini arkadaşının saçına attı. "Saçlarının rengini değiştirmişsin." Sicheng arkadaşının bu kadar aptal olmasına karşın öfledi.

"Hayır, eşofmanla buraya gelip şu iğrenç ufak çitlerden düştüm normal kapıdan gelmek yerine! Sen sormadan ben söyleyeyim, Yuta benden hoşlanıyormuş. Ama aptal beni rahatsız etmeyeceğini ve gözüme gözükmeyeceğini dedi. Kesinlikle çıldırmadım zaten belli değil mi? İki gerizekalı ile uğraşıyorum, bu gerizekalılardan biri ile saçma sapan hayaller kuruyorum ve hayallerim gerçekleşiyor, saçma hayallerimden daha saçma gerçekleşti. Ben de onunla konuşmaya çalıştım fakat çok aptal olduğundan panik yaptı ve ben de onu öpüp 'Siktir git.' dedim sonra da koşarak evimden kaçtım. Şu an evde annemle nereye gittiğim hakkında konuşuyor kesin. Eve gidince annem dövecek beni kapıyı sert çarpıp onları uyandırdığım için."

Hayır, dalga geçmiyordu. Yukhei yeni idrak ederek bağırdı.

"Soğuk su ister misin?!"

Gerçekten anlatılacak son kişiydi. Biraz heyecanlanmıştı. Ya da çok, Sicheng'dan çok.

"Tamam, bağırmıyorum. Bakma bana öyle, sadece heyecanlandırdı. Biliyorsun."

Sicheng elini Yukhei'nin elinin üstüne koydu.

"Öyle bakmıyorum, üzülme. Ben de heyecanlıyım. Bak şu an kalbimin sesini bile duyabilirsin..." Üç saniye sessizlikte kaldıktan sonra devam etti. "...Bu gece sende kalsam?"

Yukhei ise eski haline dönüp başını salladı. "Bu gece ikimiz de uyuyabilirsek neden olmasın? Sen de anlatacaklarımı dinle, ben Jongwoo'dan hoşlanmıyorum."

Sicheng'ın dudakları şaşkınlıkla aralandı.

"Ne diyorsun sen? Aptal, bana bunu düşündüm deme sakın. Ve gidip ben dışı ona söylediysen... sen sadece bir aptalsın. Tanrı boy verirken aklını aldığına yemin edebilirim ama kanıtlayamam."

Sarı saçlarıyla yüzünü kapatmaya çalıştı. Hayır, bunu yapamazdı. Çok tecrübesizdi ama bu gerçekten fazlasıyla aptalcaydı. Derin bir nefes verdikten sonra arkadaşına baktı. Fazlası ile masum bakıyordu. Bu çocuk nasıl büyüyüp aşık olmuştu?

"Ya kızma bana, bilmiyorum işte. Sizin kadar duygularımı iyi tanıyamıyorum. İlk defa karşılaştım. Şimdi devam edeceğim konuya, bir balo daha olacak."

"Sen küçük, yumuşak kalpli ama dev bir herifsin. Bu arada ne balosu? Herkes bir kez katılabilir ve senede bir kez oluyor?"

Yukhei dudaklarını büzdü.

"Dinlesene bir! Evlenme teklifi edecekmiş balodaki bir kişi oradan tanıştığı kişiye. Tekrar düzenleniyor, oradaki herkes toplanacak."

"Acaba o teklifi alacak kişiye ne uydurup dediler?"

"Ne bileyim ben? Neyse ben de orada Jungwoo'ya bir hediye vereceğim. Kırgın ve üzgünüm ama gerçekten bu bileklikle aramızın olacağını düşünüyorum."

Sicheng ise gözlerini devirdi.

"Resmen süründürüyor lan utanmadan. Bir dakika bunu içimden demem gerekiyordu, takma."

"Senden nefret ediyorum bazen."

"Ben de senden."

"Saçlarını beğendim."

Yukhei omzunu gülerek sarstı ve yarını unutarak saatlerce sohbet ettiler. Oldukça mutlulardı. İçeride Sicheng'ın yerini ayarlayıp odasına geçtiğinde yarını tekrar hatırlayınca vücudunu gereksiz bir heyecan sardı tekrar. Yatakta binlerce kez dönüşünün ardından gözleri kapandı ve tatlı rüyalara daldı.

★★★

Esmer tenine ne giyse yakışıyor, her şeyi kaldırıyordu. Giydiği spor takımın cebine kutuyu yerleştirip maskeyle beraber çıktı kapıdan. Pek zaman kaybetmeden ikinci defa balonun gerçekleşeceği yere vardı.

İçeriye saçlarını düzelterek girdi. Güzel parıltılar saçıyordu bir oraya bir şuraya büyük gözlerini değdirirken. Yukarıda piyanist arkadaşı Ten ona el sallarken Yukhei yavaş adımlarla etrafı süzerek yanına yaklaşmaya çalıştı.

"Kaç günden beri haber alamıyorum, nerelerdesin?"

"Herkes de bir haber alamamış benden şaşırdım doğrusu."

"Telefonumu açtığın ya da evinde olduğun mu var? Akşam geliyorum kız kardeşin tek evde nasıl korkuyor zavallım. Shu olmasa kız kardeşin orada tek ne olur bilmiyorum."

"Teşekkür ederim kardeşine ve kardeşim bana bunu dememişti. Bir daha onu yalnız bırakmayacağım. Aramalarını açmak istemedim desem beni affedebilir misin peki?"

"Neden? Sana bir zararım mı dokundu?"

"Şahsi algılama. Sicheng ile de görüşmedim, dün bahçeme atladı da konuşabildik."

Ten gözlerini devirip sandalyeye oturdu.

"Sicheng'ın telefonu bozuktu zaten. Neyse buradaki balkondan bak şu kıza, daha iyi görebilirsin."

"Ben seninle..."

"Balkondan sizin öpüşmenizi görmüş olabilirim. Buraya gelen biri dikkattimi çekti, bana bir şeyleri hatırlattı. Giderken arkasından izleyecek iken ağacın altında öpüşen çifti yani sizi gördüm. Uzatma da bul kızı, birazdan başlayacağım hareketli parçalara. Bu arada o çocuğu görürsem kesinlikle şu aptal piyanoyu bırakıp gecemi onunla geçireceğim teklif edildikten sonra, fırsat yüz kez ayağıma gelmez."

Yukhei kafasını sallayarak aşağı baktı. Kumral saçlı ve boyu uzun biri vardı ileride. Yanında Mark'ın bedenine benzer bir beden ve o gün gördüğü esmer tenli çocuk konuşuyordu. Kumralın yanında da ufak biri bulunuyordu.

Ten'e veda etmeden hızla yanından ayrıldı. O sırada Ten, gülümseyerek arkadaşının adımlarına uygun hareketli parçalar çalmaya başladı. Yavaş yavaş dans etmek için dolmaya başlayan salonun ortasındaki insanlar masaya gitmekte zorluyordu Yukhei'yi. Çoktan masalar boşalmıştı. Yukhei derin bir nefes verdi. Çaplı bir şekilde etrafa göz attı. Kumral saçlı kız tekrar gözüne çarptığında büyük bir hızla ilerlerken biri elini tuttu.

Piyanist durmuştu, sesi duyuldu koca salonda.

"Ah? Geçen seferki yarışmanın galiplerini bu sefer yenmek istiyorsunuz deli gibi, biliyoruz. Bu ikinci sezon balomuzda size şans veriyoruz. Her ne kadar herkes gelmese bile... İyi şanslar!"

Parmaklar tuşa değdiğinde kimisi masalara geçiş yapmıştı. Yukhei elini tutan kişiye döndü. Turuncuya çalan kızıl saçları dağınık, üstünde beyaz gömleği ve altına giymiş olduğu pantolonla dimdik duruyordu karşısındaki genç adam. Gözleri gözleriyle buluşurken dans edenler etraflarında daire oluşturuyordu. Genç elini uzatınca Yukhei algılamakta zorluk çekerek tuttu elini.

Hızlanan melodiye inat ağırlıkla birbirlerinden gözlerini çevirmeden dans ediyordular.

Yukhei karşısında duran Jongwoo'nun, Jungwoo olduğunu birkaç dakika önce anlamış, tuttuğu gözyaşlarını rahat bırakarak devam ediyordu. Bilekliği onu ele vermişti.

Jungwoo sesi titreyerek konuştu.

"Özür dilerim."

Yukhei gözlerini Jungwoo'dan çekip iç çekti ve tekrar buluşturdu gözlerini.

"Seni kendimden uzaklaştırmaya çalıştım. Başarılı olamadım."

Gözlerindeki hayal kırıklığını görüyordu. Ama ne hissettiğini çözemiyordu Yukhei'nin. Yukhei ise tek kelime etmeden belini hafifçe tuttarak yaptığı işi, dansı sürdürdü.

"Korktum. Kalbini kırmayacaktım, kırdım."

"Sessiz ol Jungwoo."

Yukhei bedenini Jungwoo'nun bedenine yapıştırdı. Artık ağlamıyordu.

"Bir kelime daha edersen canını öperek sıfırlayabilirim. Biraz aptaldım ya da çok."

Jungwoo hıçkırarak ağlamaya başladığında Yukhei daha fazla dayanamadan durdu ve elinden tutarak çiftlerin içinden canı yanmasın diye çarpmadan yavaşça sıyrıldı. Kapının önüne geldiklerinde Jungwoo'nun maskesini yavaşça çıkardı.

"Benim için hiçbir şey önemli değildi. Anlayamadım. Ben seni affettim ama sen beni affedebilecek misin?"

Jungwoo gözlerini Yukhei dışı her yere çevirirken kafasını salladı. Ağlamasını dizginleyip konuştu.

"Beni bırakacağını düşündüm."

Yukhei, Jungwoo'ya bir kez daha sarıldı. İncinecek kadar sımsıkı. Kafasını Jungwoo'ya sürtüp saçlarına öpücükler kondurdu.

"Biz daha başlamadık."

Jungwoo geri çekilip gülümsedi.

"Gün geçtikçe, her gün yeniden aşık oluyorum."

Yukhei kendini zirvede hissediyordu. Elini cebine götürüp kutuyu aldı. Açıp gösterdi.

"Ben aynı kişiye aşık oldum. Bunu da aynı kişi, senin için yaptım. Konuşma bile hazırlayamadım, bu çok ucuz bir hediye!"

Jungwoo kıkırdayarak elini Yukhei'nin maskesine götürdü. Açtığında kıkırdaması kahkahaya dönüştü.

"Tavus kuşu ile konuştuğumu sandım."

Yukhei diğer eliyle maskesini alırken Jungwoo ona yıldızı andıran gözleriyle bakmaya devam ediyordu. Yukhei'nin beklemediği anda Jungwoo canını sıfırladı ve farklı dünyaya geçiş yaptı. Yukhei'nin eli titriyordu.

Birbirlerine ufak öpücükler bahşederlerken Jungwoo dudaklarını çekip alnını alnına dayadı.

"Sana dair hiçbir şey ucuz değil."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.