İçeriğe geç

Derin yaralar ve derine kazınanlar

Bölüm 6 · 10 dk okuma

Derin yaralar ve derine kazınanlar

Bölüm 6

DARBE

Sevgi, zorla olmazdı. Ona "beni sev" diye yalvaramazdım ama dedim ya kalbinin bir yerlerinde beni taşıdığını hissediyordum. Bildiğim bir diğer gerçek ise bizi dünyalar ötesinde imkansız kılıyordu.

Kendini ailesinin ölümünden sorumlu tutan bir çocuk vardı ortada. Bu çocuk Berkin'di. Ben ise bu çocuğun ailesini öldüren o lanetin tohumuydum. Berkin bilmese bile sorumlu olan o değildi.

Zira onun ailesini katleden cani, benim öz babamdı. Benim var olmama sebep olan adamdı ve ben, beni var adamı öldürdüm. Uğruna varlığımdan vazgeçeceğim adam için.

Berkin ve abisi evimize geldiğinde ben daha 5 yaşındaydım. Babam dediğim adam, elindeki kanı bu şekilde temizleyeceğini düşünerek öldürdüğü iki masum insanın çocuklarını evlat edinmişti. Berkin daha 7 abisi ise 12 yaşındaydı. Beran abi, her zaman babamın sağ kolu gibiydi. Onu da kendi gibi pis işlerine alet etmişti.

Berkin ise o zamanlar hiç bir şeyden haberi olmayan oyun arkadaşımdı. Oynadığımız evcilik oyununda bile eşim olurdu. Keşke şuan da evcilik oynasakta bu kadar kolay eşim olsaydı. Acizce isteklerime son vermem gerekiyordu. Ama elimde değildi. Onu her şekilde istiyordum lakin bir o kadar da uzak durmak zorundaydım.

Aradan geçen yıllar tüm gerçekleri su yüzüne çıkarmış, hepimizi dağıtmıştı. Ucuz bir otel odasında kurban ettiğim babamın kanını, ölümüne sebep olduğu annem ve Berkin'in ailesine armağan etmiştim.

O bizden çok şey almıştı. Hepimizin çocukluğunu almıştı. Yıllarımızı, her şeyimizi çalmıştı. Hala aramızda bilinmeyen gerçekler, saklanan doğrular vardı. Ve gün yüzüne çıkması an meselesiydi.

Kimse babamı kimin öldürdüğünü bilmiyordu. Lakin kimse babamın kimleri öldürdüğünüz de bilmiyordu.

Dudakları dudaklarıma değen adamın ailesini, benim babam öldürmüştü. Benim babam. Baba olmayı bile beceremeyen babam.

Gözlerimi kapatmış hayatımda hep yapmak istediğim ama ilk kez cesaret edebildiğim bu anın gerçekliğini yaşıyordum. Belki de ilk olmasına rağmen sondu bu dokunuş.

Ailesini katledenleri öldürmeye ant içmiş bir adam için, katilin kızı olmam ona vurduğum en büyük darbeydi sanırım. Ondan bu yüzden uzak durmalıydım. Ne kadar uzak olursam, darbenin şiddeti o kadar az olurdu. Kalbimde sakladığım adamdan, kalbi için uzak kalmalıydım.

Bu yaptığım başlı başına bir hataydı. Kafamı yana çevirmemle gözlerini açtı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi. Kalbimin bir yerlerinde onu taşıdığımı, benim bildiğimden daha iyi biliyordu.

Üzerimdeki bornozun bağı gevşemiş, bacağımın bir kısmını gözler önüne sermişti. Üzerimden itip gevşemiş olan bağı sıktım.

"Berkin Abi bence gitmelisin." dedim pürüzlü çıkan sesimle. Bunun yanlış olduğunu anlaması adına "abi" demiştim. Önce kaşları havalandı daha sonra çok sevdiğim dudağının kenarı yukarı doğru kalktı. Samimiyetten uzak bu tebessümü beni daha da germişti. Gözlerimi halıya dikmiş sadece çıkmasını bekliyordum.

"Abi, öyle mi? Bana bak Ceyla! " dedi yaklaşıp çenemi yumuşak bir şekilde tutarak. Gözleride ki duyguları saklamıyor, saklamaya bir çaba bile sarf etmiyordu. Sanki, sanki bana aşık gibi bakıyordu. Bir çocuğun annesine baktığı gibi bakıyordu, salt sevgiyle.

Öylesine birine sorsanız gözleri kahverengiydi lakin öyle değildi. İrisleri açık kahve, çevresi yeşilin en koyu tonuydu. İrislerinin sağ taraflarında birer köyü renkli benek vardı. Bana göre Dünya üzerindeki en anlamlı bakan, en güzel gözlere sahipti.

Gözleri tüm yüzümde gezindi. Tekrar gözlerime baktığında konuşmaya başladı. "Bak Ceyla, ben hiç bir zaman senin abin olmadım. Bunu sen, benden çok daha iyi biliyorsun. Biz seninle hiç abi-kardes gibi olmadık. Yıllardır bizi bu kalıplara sokmaya çalışmaktan bıkmadın mı? Ceyla, görmüyor musun? Nasıl baktığımı, nasıl içimin gittiğini görmüyor musun? Her kadında seni tanıdığımı bilmiyor musun?" dedi gözlerimin en içine bakarken. Sesi sonlara doğru titremişti. Bu gözlerimin dolmasına sebep olmuştu.

Hayır ona bunu yapamazdım. Hak etmiyordu. Yavaşça gözlerimden süzülen yaşları sildim. Başımı hafif yukarı kaldırdım ve ben de onun yaptığı gibi gözlerinin en içine baktım.

"Sen, sen her şeyi yanlış yorumlamışsın. Az önce olanlar tamamen bir hataydı." dedim kalbim acıdan burkuluyordu. Hayır hayatımda yaptığım en doğru şey, diyemedim. Yetmezmiş gibi "Benim kalbimde başka biri var." dedim.

Gözlerinden geçen kırgınlık canımı kırıyordu zira bu acımak olamazdı. Acımaktan öte bir histi. Hayır bir tanem, benim kalbim hep sana aitti. Öyle de kalacak, diyemedim.

Bir kadın yok oluyordu. O kadın bendim. Bir adam yok oluyordu. O adam Berkin'di. Tüm bunların dışında, bunlara sebep olan ise benim babamdı. O an bir kez daha o adamın kızı olduğuma lanet ettim.

"Ceyla, ben biliyorum seni. Sen benim Ceyla'msın. Sen benim gecemin ayısın." dedi. Sol gözünden bir yaş aktı. Hayır sevgilim, hayır. Sol gözden akan yaş üzüntüdendir. Üzülme. Aptal bir kadın geçti hayatından sadece, korkak bir kadın. Sana sahip çıkamayacak kadar kirli ama sevgisi tüm dünyaya tezat saf bir kadın.

Sağ eli bir tüy misali yüzüme değdi. Yanağımda dolaşan parmakları bir direnişti. Hayır, diyordu. Belki, bir ihtimal var. Mutlu bir gelecek var bizim için. Olmayan ailelerimizin yerini beraber doldurabiliriz, diye de ekliyordu. Ama bu ses sadece kalbimin bana bir oyunuydu.

"Sen çok yanlış anlamışsın Berkin Abi. Ben seni hep abim olarak gördüm." dedim komik şekilde. Oysaki az önce adamı öpmüştüm. Sesim titremişti. İçimden geçenleri bilse göğsüne alıp saçlarımı okşar mıydı? Ya da hala sever miydi beni? Hayır sevmezdi. Onun savaşı, kini her şeyden büyüktü. O kendine bile yenilmeyen bir adamken bana asla yenilmezdi.

"S-sen beni öptün Ceyla. Ben dudaklarımdan içeri hayatın, umudun sızdığını hissettim. Şimdi karşıma geçmiş hata olduğunu söylüyor, üzerine bir de hala siktiğimin kelimesini kullanıyorsun. Benden de inanmamı bekliyorsun. Şaka yapıyorsan hiç komik değil." dedi yükselen sesiyle. İki adım geriye gitmiş, başını yana eğmişti. Gözleri hala dolu doluydu. Ellerini saçlarına geçirdi. Sustum. Tavana baktı bir süre. Gözlerinden akan yaşlarla yalvarır gibi baktı. "Lütfen şaka yaptığını söyle." dedi fısıltı ile.

Başımı iki yana salladım. Gözlerimden akan yaşların farkında bile değildim. "Lan madem sevmiyorsun, o zaman neden böyle bakıyorsun?" dedi sesinden öfkesini hissedebiliyordum. "Sen yanlış anlamışsın." bozuk plak gibi bunu tekrar ediyordum.

"Şimdi gözlerimin içine bakarak beni sevmediğini, başkasını sevdiğini söyle. Gözlerin, sözlerinin tam aksini söylüyor Ceyla. Bana bunu gözlerinle söyle." dedi acı çeker gibi bir sesle. Canı yanıyordu. Canımın en derininde hissediyordum. Bunu yapamazdım. Bunu ben bile yapamazdım.

Başımı dikleştirdim ve gözlerinin içine baktım. Kendimden emin şekilde "Odadan çıkar mısın abi, üzerimi giymem gerek." dedim. Bir kaç saniye baktı. Son kez gözünden düşen yaşı sildi elinin tersiyle. Arkasını döndü ve tam kapıdan çıkacakken durdu.

"Ben bu günü unutmayacağım Ceyla ama bir gün olur da haklı çıkmış olursam, lütfen yine arkanda enkaz bırakmayacağın şeyler yap. Sevdiğin adamla mutluluklar." dedi duvara doğru yüzünü dönerek. Yine kapıyı kapattı arkasından. Bu sefer daha çok yandı canım. Yanmak denemezdi buna. Bunun adı kırılmak, bin bir parça olmaktı. Canım bin bir parçaydı.

Dizlerimde derman kalmamıştı. Yavaşça ilerleyip yatağa oturdum. Dışardaki kapının da kapanma sesi geldiğinde bu sanki son noktammış gibiydi. Kendimi tutmadan ağlamaya başladım. Canım daha çok yandı. Gözlerinden süzülen her bir damla yaş için babamın mezarına bir kez daha lanet ettim. Bir yerde canım öyle çok yandı ki çığlık attım avazım çıktığı kadar.

Şimdi ne yapacaktım? O demişti 'senden ayrı kalamam' diye. Şimdi ise beni görmeyi geç, belki de adımı bile duymak istemeyecekti. Hiç bir zaman abi-kardeş olmadığımızı söylemişti ama sadece gideceğim zaman bunu belli etmişti. Duygularının yeni mi farkına varmıştı yoksa hep biliyor muydu? Kafamda dönen bin bir soru ile üzerimi giyindim. Yeni hayatımı kurmanın zamanı gelmişti.

Hazırlanıp evin önünde duran arabama binip şehrin en uzak yerine doğru sürdüm. Park ettiğim yere yakında bir emlakçı vardı. Kapının yanındaki bir kaç ilana bakıp içeri girdim. Masada oturan 50'li yaşlarda bir adam buranın sahibi olmalıydı. Sahte bir tebessümle selam verip yanına doğru yürüdüm. Oturup istediğim evin kriterlerini anlattım. Yakınlarda bir tane olduğunu söyleyip beni eve götürdü. 2+1 bir evdi. Fazla büyük değildi ama çok hoş bir havası vardı. Havadar ve aydınlıktı da aynı zamanda. İçimden bir ses 'bu ev' diyordu. O sese kulak verip evi tuttum. Adamla el sıkıştıktan sonra ev için mobilya alabileceğim bir yere geçtim.

Biraz açık biraz koyu tonlarda bir düzen yapıp tüm eşyaları seçmiştim. Hava karardığında anca mağazadan çıkabilmiştim. Yarın öğlen gibi tüm eşyalarım evde olacaktı. Telefonumu çıkarıp Ezgi'yi aradım. Bir yanım yeni hayatı için heyecan taşırken bir yanım bu gün olanlardan sonra fazla buruktu. Heyecanlı olan tarafıma kızdım. Ondan ayrı olacaktım. Bu benin isteğimdi. Ama onsuz bir hayat nasıl olurdu bilmek de istemiyordum.

Ezgi bir kafede oturduğunu söyleyip beni de yanına çağırmıştı. Arabama atlayıp çokta uzakta olmayan kafeye doğru yol aldım. Yaklaşık 20 dakika sonra geldiğimde saat akşam 8'i geçiyordu. İçeri girip biraz etrafa bakındıktan sonra Ezgi'yi yanında oturan arkadaşını gördüm. Yanına ilerleyip selam verdim ve Ezgi'nin yanındaki koltuğa hızlıca oturdum.

Tüm olanları anlatırken Ezgi dehşet içinde beni dinliyordu. Yanındaki arkadaşı Sena ise pek bir şey bilmese de o da ağzı açık şekilde bana bakıyordu. Duygu geçişleri meşhur olan Ezgi, ev kısmını anlattığımda fazla mutlu olarak bir sürü fikir sunmuştu. Şundan da al evine, bak şu olmazsa olmazdır gibi.

Sonunda kahvelerimiz bittiğinde kafeden kalkıp Ezgi'nin evine gittik. Ezgi aç olduğunu söyleyince beraber bir şeyler hazırlamak için direkt mutfağa girdik. Ben makarna ve tavuk yaparken Ezgi de bir yandan salata yapıyordu.

"Ceyla, sence doğru mu yapıyorsun?" dedi Ezgi düşünceli bir sesle. Süzdüğüm makarnayı bırakıp kalçamı tezgaha dayadım ve yüzümü ona döndüm.

"Bilmiyorum Ezgi. Bilmiyorum. Eğer kalbimi seçersem sanki o ve ben bir savaşta kalırız gibi geliyordu. Aynı safta olmadığımız bir savaşta. Anlıyor musun,onun ailesini benim babam öldürdü?" dedim. Nefesimi sesli şekilde dışarı verdiğimde karşı camdan dışarıya bakıyordum. Bir kaç ev ilerde, ordaydı.

"Ceyla beni yanlış anlama ama sen Berkin için kendi babanı öldürmüş birisin. Siz onunla karşı değil, aynı saftasınız. O adam senin de anneni aldı, bir kızdan çocukluğunu çaldı. İlk aşkını, kahramanını çaldı. O adam senden senin de aileni çaldı." Ezgi konuştuğunda bir kez daha canım yanmıştı. Haklıydı belki. Aynı saftaydık. Ama önemli olan benim bizi aynı safta görmem değil Berkin'in bizi aynı yerde görmesiydi.

"Haklı olabilirsin ama Berkin akıl almaz bir adam. Ben onun vereceği tepkileri kestiremiyorum. Belki de böylesi daha iyi. Daha az acı verici, daha az sancılı bir dönem olur onun için." Düşündüğüm oydu. Sadece o.

"Peki ya sen Ceyla?" Elimdeki bıçağı bırakmış arkasına yaşlanmıştı. Sahi peki ya ben ne olacaktım? Bir insanın böyle çaresiz olması imkan dahilinde miydi? Bir yürek bu kadar severken uzak kalmak kader miydi? Bir kadın yok olurken sessiz kalıp çığlık çığlığa olması normal miydi? O an sustum ama gerçekten peki ya bendi. Berkin'e söylediğim yalanlar kalbime işler miydi? Berkin inansa o inanır mıydı?

Sessizce bıraktığım süzgeci geri aldım ve makarnayı yaptım. Benim çığlığım yoktu ama süzülen her yaşımın kendince bir direnişi, bir çığlığı vardı. Daha fazla oyalanmadan sofrayı hazırladım ve üzerini değiştirmeye giden Ezgi'yi bekledim. Bir kaç dakika sonra elinde telefonla biriyle görüntülü konuşurken içeri girdi.

"Evet teyzecim, ben seni çok seviyorum." dedi Ezgi. Telefondakinin Mahperi olduğunu anlamam çok uzun sürmedi.

"Teyze ama sen beni görmeye gelmiyorsun artık. Ben seni çok özledim. Hem Ceyla da gitti. Gelmedi hala. Ben onu da çok özledim. Amcam geri gelmeyeceğini söyledi. Çok üzüldüm biliyor musun?" dedi ağlamaklı çıkan sesiyle. İçim gidiyordu. Boğazım düğüm düğüm olmuştu. Olan ise yine miniğime olmuştu. Her seferinde terk edildiğini düşünüyordu.

Daha küçükken babasını kaybetmiş, annesi ise babasını kaybedince bunu kaldıramamış ve onu bırakıp gitmişti. Yıllardır benim yanımdaydı. Ona ben ve Berkin bakmıştık. Şimdi ise belki ailesi yerine koyduğu beni, ondan silmek zorunda kalabilirdim. Hayatında en uzak köşeye koymasını sağlamak benim için ölüm, onun için en iyisiydi.

Ezgi öylece susup kalmıştı. Yutkunmuş ve yemek yiyeceğini söyleyip kapatmıştı. Yarın kendi evime yerleşmeden Mahperi'ye en azından veda etmeliydim. Buna zorundaydım.

Zorla bir kaç parça bir şeyler yemiştim. Sofrada çıt çıkmazken yemeğimizi bitirip sessizce mutfağı topladık. Ezgi tekrar masaya oturup bir sigara yaktığında ben iyi geceler dileyip yatağa geçtim.

Yarın çok zor bir gün olacağından çok fazla düşünmemeye özen göstererek gözlerimi kapatıp uykuya teslim oldum.

Bir süre sonra yanında bir hareketlilik hissettiğim de hızlıca gözlerimi açtım. Gördüğüm şey beni bozguna uğratmıştı. Berkin tam karşımdaydı. Gözleri kapalı, nefesi düzenliydi. Bir eli saçımın bir tutamındaydı. Yüzünü inceledim. Kaşları, kirpikleri, burnu, dudakları, hafif sakallı çenesi...

Burada ne aradığını merak etmiyordum. Ama burda olması bana lütuftu biliyordum. Diğer eli aramızda duruyordu. Elimi elinin üzerine koydum yavaşça ve yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Dudaklarına değen havayı içime çektim ve nefesimde yeşeren çiçekler ciğerlerime yol çizdi bir yılan misali.

Kokusu dağılmışken odada, tüm dünya bir kelimeden ibaretti nazarımda. Zira o benim için her şeydi, kalan her şey ise hiç bir şey.

Gözlerimi kapattım ve onunla aynı anda belki aynı hayale, aynı rüyaya yolculuk yaptım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.