İçeriğe geç

DERİN SULAR

Bölüm 1 · 5 dk okuma

DERİN SULAR

Bölüm 1

DERİN SULAR

Derindeydim. Vücuduma ben hükmediyordum. Nefesimi kontrol ediyor, gideceğim yönü belirliyordum. Ölmek istesem tam şu anda ölebilirdim, yaşamak istesem tam şu anda bu derinlikten en yukarı çıkabilirdim ama ben derindeydim. Ben derindeyken bile güçlüydüm. Ben en dipteyken bile yönetirdim, vücudumu yönetir gibi.

Kollarım sızlıyordu, yorgunluktan değil, daha fazla güç istediğinden. Durulması gereken yeri biliyordum. Zekiydim ama bunu herkese gösterecek kadar aptal değildim. Savaşa hazırdım, ölüme hazırdım, kana hazırdım, intikama hazırdım.

Zihnimde bir savaş çıkmıştı. Bu intikam denilen şey hem acı veriyor hem güçlendiriyordu. Belki de tek yönetemediğim savaş zihnimdeydi. Ben okyanustum, zihnim ise bir yanardağ. Bu belirsizlik beni yakıp kavuruyordu, hem de okyanusun dibindeyken.

Zihnimde beş yıldır devam eden bu savaşı kazanacaktım, az kalmıştı. Bir nefes kadar az kalmıştı ama şunu unutuyordum; okyanus şaşırtıcı ve hileliydi. Ben o nefesi derinlerdeyken alamazdım. Yakında görünen kıyı belki de bir aldatmacadan ibaretti.

Ciğerlerim yanmaya başladığında daha fazla dayanamayacağımı anladım ve yüzeye doğru yüzdüm. Fazla derinlere inmiştim. Yüzeye yaklaştıkça sisli gökyüzü okyanusa iyice yansıdı. Gökyüzünden denize düşen ışık bir ateş gibiydi.

Suyun yüzüne tek hamlede çıktığımda önümdeki evime baktım.

Siyah ve koyu kahvenin yoğun olduğu o gemiye baktım. Büyük ve korkutucu bu korsan gemisi Medusa, benim evimdi. Herkes ona böyle derdi çünkü güzelliği ve büyüklüğü sayesinde herkesin başına iş açmıştı. En çok da benim.

Yıkılmak ve yakılmak istenen bir gemiydi.

Herkes bunu bilirdi. Bir güç senin elinde değilse onu yok etmen gerekir. Yok edilmek istendi, hem de defalarca kez ama ben buna hiçbir zaman izin vermedim.

Evimi kimse yakamadı.

Geminin baş kısmındaki Medusa heykeline baktım. Bunu yapan mürettebattan biriydi. Ahşabı yontarak yapmıştı ve aylarını almıştı. Gücümüzü temsil ediyordu. Beni ve mürettebatımı temsil ediyordu.

Ailemizi temsil ediyordu.

Gemiye doğru yüzdüm. Benim için halatlı merdiven sarkıtmışlardı. Hızlı bir şekilde oraya vardım. Çıktığım halat, ağırlığımla bir sağa bir sola sallanıyordu. Serin bir rüzgâr ıslak bedenimi sarmaya başlamıştı. Yanan kaslarım zorlandığımı belirtiyordu ama asla pes etmeyen bir yapım vardı.

"Darci, rekor kırdın!"

Bas heyecanla gemiden aşağı bakıp konuşuyordu. Ona doğru hızlıca tırmanmaya devam ettim. Ben yaklaştıkça övgüler artıyordu. Sabahın altısı olmasına rağmen mürettebatın çoğu uyanmıştı.

Bas elini bana uzatır uzatmaz tuttum.

"Kızım, sen mükemmelsin!"

Kafamı olumsuz anlamda sallayarak onu umursamadım. Bas ise elindeki kıyafetleri uzattı. Kıyafetleri alıp odama doğru ilerledim. Bas her zamanki gibi arkamdan geliyordu.

Gün yeni doğsa da fırtına bulutları görünürlerdeydi.

"Bas, hazırlık yapılsın. İki saate fırtına gelecek."

Ahşap kapıyı açtığımda Bas beni onaylayan sesler çıkartıyordu. En sonunda onun istediği soruyu sordum. Cevabını bildiğim hâlde.

"Kaç dakika?"

Bas gözlerini hevesle açtı.

"Üç dakika."

Kuş gibi şakıyarak söylemişti.

Kafamı olumsuz anlamda salladım.

"Üç dakika on beş saniye."

Omuz silkti. Bana alışmıştı artık bu ihtiyar. Dört yıldır onunlaydım.

Bas'ı iyice süzdüm. Yaşlanmıştı. Beyaz uzun saçlarını örmüş ve bana da takmaya çalıştığı boncukları saçına takmıştı. Mürettebattaki herkese takmaya çalışıyordu. Şeytan kovduğuna inanıyordu.

Su yeşili bir gömlek giymişti. Kırmızı şeritli gözlükleri gözündeydi. Gömleğin yakasını açık bırakmış, sadece iki düğmesini iliklemişti. Onları da yanlış yere iliklemişti.

İster istemez güldüm.

Boynunda her zaman taktığı haç kolyesi vardı.

Kaşlarımı refleks olarak çattım.

"Bas, kolyeyi çıkar."

Bas gözlerini devirerek karşılık verdi.

"Hadi ama..."

Sözünü keserek,

"Arkanı dön."

dedim.

Arkasını dönüp konuşmaya devam etti.

"Hadi ama Darci, gemimizde düşman yok ki. Kim zaafımı öğrenebilir?"

Üstümdeki ıslak gömleği çıkardım ve Bas'ın verdiği krem rengi, biraz yırtık olan gömleği giydim.

"Bu kadar emin konuşma Bas. En azından görünmeyen bir yerde taşı."

Ardından Bas'ın verdiği bordo diz altı eteği giydim. Biraz yamaları vardı ve uzunlukları eşit değildi.

"Ve bir dahakine etek bulma. Sevmiyorum."

Bas güldü.

"Sen de bir dahakine uyandığın gibi koşarak okyanusa atlama."

Onun dediğine ben de güldüm.

"Anneni gördün değil mi?"

Olumlu bir ses çıkardım.

"Yeni haberler aldım."

Bu kez sesi ciddiydi.

Tahtaları çürümüş masamın yanındaki geniş iskemleye oturdum. Gıcırdama sesiyle Bas bana döndü.

"Neymiş bu haberler? Mektup mu geldi?"

dedim olduğum yerde yayılarak, ayak bileğimi dizimin üstüne koydum. Kaslarım gerilmişti.

Bas ise arkasındaki kapıya baktı, ardından yuvarlak ve biri kırık olan camlara göz gezdirdi.

Kaşlarımı çattım.

Ciddiyetle söyleyeceklerine kulak kesildim.

Bozuk bir Fransızcayla konuşmaya başladı.

"Hindistan'da en büyük kaptanlar toplanacak. Baban ve amcan da orada olacak."

Tüylerim diken diken olurken içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım.

Profesyonel olmalıydım.

Bas biraz bekledi. Tepki vermediğimi görünce konuşmaya devam etti.

"Kameri'yi de istiyorlar."

Nefesimi tuttum.

"Amaçları ne?"

dedim soğukkanlılıkla.

"Devlet kurmak."

Güçlü bir kahkaha attım.

Delirmiş olmalıydılar.

"Sağlam ve yaşanacak bir kara parçası bile yok..."

Ardından aklıma gelen şeyle duruldum.

"Je t’emmerde."

dedim bağırarak.

"Düşündüğüm şey mi?"

diye devam ettim. Kelimeler ağzımdan İngilizce çıkmıştı.

"Fransızca konuş Darci."

diye uyardı beni Bas.

Yerimden kalkıp odanın içinde tur atmaya başladım.

"Okyanusta bir devlet kurmak istiyorlar."

"Bunlar ne çeşit aptallar?"

diye bağırdım.

Fransızca konuştuğum için sakince beni dinliyordu.

"Eğer bir devlet kurulursa arkası gelir."

Uzun saçlarımı savurdum.

"Devletler kurulur, savaşlar başlar. Dünya şu hâlinden bile daha berbat bir yere dönüşür."

Nefes almakta zorlandığımı hissediyordum.

Boğazım kurumuştu.

"Kameri'yi istiyorlar."

diye mırıldandı Bas.

"Seni istiyorlar Darci."

"Babamla bir olacağımı mı düşünüyorsun Bas? Ben ölüyüm, unuttun mu?"

Sesim çok yüksekti.

Güldüm.

Acı bir şekilde güldüm.

Çıplak ayaklarım zemini gıcırdatıyordu.

"Sen Kameri'sin. Kimsenin bilmediği o kişi. İsmini duyunca herkes geri çekiliyor Darci."

dedi Bas hayranlıkla.

Onun bu hâline onaylamayarak baktım.

"Beni öğrendiklerinde öldürecekler Bas. Ölüm emri verecekler."

"Babanla amcanla barış imzalarsan bu olmaz."

Sinirle Bas'a döndüm.

"Sen aklını mı kaçırdın? Ben neden yaşıyorum ihtiyar?"

diye bağırdım.

"İntikam. Ne çabuk unuttun."

Sinirden köpürme noktasına gelmiştim.

Ellerim titriyordu.

"Sen kıyameti temsil ediyorsun. Kur'an'ı oku demiştim. Onlar da bunun farkında. İsminin yazılı olduğu sureyi biliyorlar. Sen onlara karşı bir güçsün. Onları yok edecek güç ve zekâ sende var. O yüzden seni yanlarında istiyorlar. Bütün güçlü kaptanlar seni istiyor Darci. Baban ve amcan da buna dâhil."

Yine bir kahkaha attım.

"Babam dinlere inanmıyor. Bazı ahmakları korkutabilirim ama onu asla."

Saçlarımı bir kez daha savurdum ve derince nefes aldım.

"Ama haklısın."

dedim ona yaklaşarak.

"Kıyamet olacağım."

Bir adım daha attım.

"Ama onların kıyameti."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.