İçeriğe geç

Denizlerin İntiharı

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Denizlerin İntiharı

Bölüm 1

Kapalı siyah kalın perdelerden içeri sızmayı başaran güneş ışığı kapalı tuttuğum göz kapaklarımı açmam için zorluyor gibiydi. Ne tarafa dönersem döneyim kurtulamıyordum. Başımın altındaki yastığı başımın üstüne koyarak ışığın tekrar gözlerimi rahatsız etme ihtimaline karşı ellerimi de yastığın üzerine koyarak bastırdım.

Şimdi de telefonum susmuyordu. Önce bir arama geldi, daha sonra bir tane daha. Ardından bir kaç tane de bildirim takip etti. Arayan yada yazan her kimse zamanlaması kesinlikle yanlıştı. Yastığı başımın üzerinden çekerek yatağın yanındaki komodinin üzerinden telefonumu aldım. Telefonu elime almam ve bildirim kutucuğundaki ismi görmemle dudaklarımın arasından bi küfrün savrulması bir oldu.

Gözlerim çalışma masasının üzerindeki saat'i bulduğunda bir küfür daha havaya karıştı. Geç kalmıştım.

Telefonumun zil sesi tekrar duyulmaya başladığında erken davranarak açtım. "Maya?" dedim sorar gibi biraz önceki telaşımı sesime yansıtmamaya dikkat ederek. "Mirel." dedi benim aksime neşeli bir sesle.

"Ya biz seni şey için ara-" cümlesi yarıda kesilmişti. "Nil bir rahat dursanıza arkada yola konsantre olamıyorum." dedi Maya bunu bana değil Nil'e söylemişti. Ehliyetini yeni almıştı ve araba kullanırken beni mi aramıştı? Hiçbir konu kendi hayatından be riske attığı hayatlardan daha önemli değildi, olamazdı.

"Maya sen arabanı kullan beni kırmızı ışık haricinde durduğun bir yerde arasın." diyerek aramayı sonlandırdım.

Ne demek için aradığını zaten az çok tahmin ediyordum. Hazır olup olmadığımı, ne giyeceğimi ya da ne giydiğimi, makyajımı abartıp abartmadkğımı soracak cevabını alınca da gün içinde görmeyecekmişim gibi kendisininkileri anlatacaktı.

Dediğim gibi bunların hiçbiri onun canından kıymetli değildi.

Yelefonu yatağın üzerine koyduktan sonra hızlıca gardroba doğru yöneldim. Odanın kavisli olan kısmına duvarın boylu boyunca bir gardrop monte edilmişti. Ortasında makyaj masası, gardropun birbirine bakan iki köşesinde de birer boy aynası vardı.

Gözüme çarpan ilk elbeseyi alıp giymek için askılığını çıkarırken gideceğim gere uygun olup olmadığını sorguladım. Parti dedim Yat, deniz. Dizlerim titredi. Attığım adımda sendeledim ama yine de bir an bile durmadım. Elbiseyi yatağa bıraktım.

Gözlerim komodinlerin üstünde, çalışma masasında ilaç kutusunu aradı ama yoktu. Şifonyerin çekmecelerine, yatağın altına bile baktım yoktu.

Yatağın üstüne biraz önce bıraktığım elbiseyi üzerime geçirdim. Siyahtı. Kalçamı saran mini eteği, korse çizgileri ve göğüs kupu dışında kalan sırt ve karın kısmı tüldendi. Sıcak kumral saçlarım bir önceki geceden fönlü olduğundan bugün hafif dalgalıydı. Ellerime biraz yağ sürerek saçlarıma yedirdim.

Yanıma ince beyaz gömleğimi aldım. Ayağıma siyah kalın topuklu bağcıklı botlarımı geçirip sıkıca bağladım. Sanki onları ne kadar sıkı bağlarsam adımlarım o kadar sağlam olacakmış gibi.

Siyah mini çantama telefonumu cüzdanımı ehliyetimi, ve elime geçen ilk ruju koydum. Arabanın anahtarlarını da elime alarak odadan çıktım.

Bu ev yıllardır Alesta'ların aile mülküydü. Duvar kağıtlarından merdiven trabzanlarına kadar yıllardır değiştirilmemişti ve bugün yıllardır gelip geçen tüm mutlu aile geçmişimizin yaşadığı evde buna yaşamak deniyorsa eğer iki kişi yaşıyordu. Ama sadece biri çatısının altındaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.