Sabah yeni işim için daha horozlar uyanmadan sabahın kör vaktinde uyanmıştım. Heyecanlı değildim çünkü diğer işlerimden pek bir farkı yoktu. Garsonluk git gel getir götür işleri falan. Umarım son işimden daha iyi bir ortam olur diye umut ederek bana verdikleri formayı giydim. Verdikleri etek fazla kısaydı ve bu beni fazlasıyla rahatsız etmişti. Boyum gibi bacaklarım da uzundu ve bu yüzden etek bana normalden de kısa gelmişti. Bunu sorun etmemeye çalışarak kahverengi uzun kıvırcık saçlarımı tepeden güzel bir atkuyruğu yaptım. Zaten az olan makyaj malzemelerimle yüzümdeki izleri kapattım. Sonrasında rimelimi sürdüm yanaklarıma güzel bir kızarıklık bıraktım ve glossumu da sürüp aceleyle evden çıktım. Telefonumdan saate baktığımda saatin 7.30 olduğunu fark edince ufak bir küfür savurdum. ve koşmaya başladım. İş saat sekizde başlayacaktı ve ben koşmazsam asla yetişemeyecektim. Hissettiğim endişeyle daha da hızlı koşmaya çalışıyordum ama etek bu işi fazlasıyla zorlaştırıyordu. Ve son dakika otobüse yetişmenin verdiği huzurla bulduğum ilk boş yere oturdum. Tanrıya şükürler olsun ki Antalya da insanlar bu saatte uyuyorlardı ve bana oturacak yer vardı. Saat tam sekizde koşarak otele girdim. İlk izlenimimin böyle olmasını hiç istemezdim ama hayat işte. Sonra hemen benden sorumlu müdürün odasına girdim ve af buyurarak geldiğimi söyledim. O da beni havuz başına görevlendirdi. Bu beni mutlu etti. Suyun yanı beni her zaman mutlu ederdi. Ve daha boş olacağını tahmin etmiştim. Ve havuz başına çıktım. Sabah saat 8 olmasına rağmen bir çok insan verdi. Sanırım yanılmıştım. Özel şezlonglardan birinde beni çağırdıklarını fark edince aceleyle oraya doğru yöneldim. " Buyurun efendim ne arzu edersiniz" diye soruyu aceleyle yönelttim." Kadın fazla küstah bir tavırla bir alkollu kokteyl sipariş etmişti. Hızlıca başımla onaylayıp havuz bara yöneldim. Aldığım alkollü kokteyli direk kadına ulaştırdım. İçeceğini verdikten sonra başka bir arzusu olup olmadığını sormuştum. O ise içeceğinden bir yudum aldı ve şimdilik gerek yok diyerek beni serbest bıraktı. Kafamı kaldırdığımda Rus erkek bir gurubun çağırdığını fark ettim. Ve hızlı adımlarla onlara ulaştım. Rusçayı kendi kendime öğrnenmiştim ama yeterince iyi bilmiyordum. Bu yüzden İngilizce bir şekilde ne istediklerini sordum. Onlarsa bakışlarıyla beni taciz etmeye başlamışlardı. Bu beni çok rahatsız etmişti. Soluklarım düzensizleşmeye başlıyordu. Ve tekrarladım. Ne istediklerini tekrar sordum. İçime yerleşen bir korku vardı ama bunu olabildiğince saklamaya çalıştım ve içimden yüzden geriye üçer üçer saymaya başladım. Bu yöntem böyle durumlarda çok işe yarıyordu. Ve içlerinden en iri yarı olanı bir viski istediğini söyledi. Diğerleri de sipariş edecek diye beklerken birden viskiyi sipariş eden adam bağırmaya başladı. Net olarak anlamasam da hala neyi beklediğimi soruyordu. Ben de ne yapacağımı bilemeyerek havuz bara yöneldim. Ve viskileri servis ettim. Korku içinde yanlarından uzaklaşırken gördüğüm manzara beni fazlasıyla korkutmuştu. Müdür bey beni yanına çağırıyordu. İlk iş gününden kovulmak istemiyordum ve hemen müdürün yanına gittim. Birden bağırarak ne yaptığını sanıyorsun sen bu ne hal gibi şeyler bağırmaya başlamıştı. Ve ben anlamayarak neler olduğunu sorduğumda beni odasına çağırdı. Hızlı adımlarla onu takip ederken odasına ulaştığımızda içimi daha da büyük bir korku sarmaya başlamıştı. Odaya girdiğimiz anda kapıyı kilitlemişti. Ve ben daha ne olduğunu bile kavrayamadan üzerime yürümeye başladı. Olayları sezdiğim an çığlık atmaya ve yardım dilemeye başlamıştım. Ama oda fazla ıssız bir köşedeydi ve buraya misafirlerin girmesi yasaktı.Yine de umudumu kesmeden çığlık atıyor ve geri geri ilerliyordum. Müdürse çırpınışlarımı hiç sayarak kemerini çözuyordu. Elime masada gördüğüm seramiği aldımve kafasına vurmaya hazırlanırken kapının tıklatıldığını duydum. Anında kemerini geri taktı ve kapıya doğru yöneldi. Gözyaşlarına boğulmuş haldeki beni ne diye açıklayacaktı acaba. Kapı açılınca adam bir adım geri sendelendi. Karşımızda müdürden daha genç bir erkek vardı. Müdür birden elini ceketine attı ve yalanlar söylemeye başladı. Bense şok içinde ne yapacağımı bilemeden oturmaya başladım. Ellerim titriyordu. Adamsa müdürün dediği hiçbir şeye inanmıyor gibi görünüyordu. Sonra müdür lafını bitirir bitirmez öyle bir bağırdı ki titremem daha da şiddetlendi."yeter artık Baki Bey yalanlarınızdan ben sıkıldım. Defolun burdan." diye gürleyen adamın sözleri içimi biraz olsun dinginleştirmişti. Müdür hızlı adımlarla kapıdan çıktığında ben ne yapacağımı şaşrmış durumdaydım. Karşımda büyük müdür vardı ve benim yüzümden müdür kovulmuştu. Ve ben de dışarı çıkmak için ayaklandım. Ayağa kalkar kalkmaz büyük müdür tok sesiyle oturmamı söyledi. Ben de telaşla sandalyeye geri oturdum. "Adın ne?" diye sorunca hemen yanıtladım "Açelya efendim" "Adın ve soyadın?" dedi bıkmış bir tavırla. "Soyadım yok efendim sadece ismim var" diye yanıtladım. Baki Bey bu konu hakkında çok şikayet almıştı ama her seferinde bir şekilde kurtulmuştu. Sonunda ondan kurtulduk. "Eğer hala çalışmak isterseniz çalışmaya devam edebilirsiniz bir daha böyle bir olay yaşanmayacağı güvencesini size veriyorum." dedi henüz adını dahi bilmediğim patronum. "Teşekkür ederim çalışmaya devam edeceğim. Her şey için çok saolun. İzninizle ben işime döneyim." dediğimde adamın yüzünde tatmin olmuş bir ifade vardı. Ayağa kalktığım anda elini uzatarak, "Arel ATAKUM" diye ismini bana bahşetmişti. Bende olabildiğince kibar şekilde elini sıkarak "Memnun oldum efendim" diye yanıtladım. Sonrasında fark ettim ki vazo hala elimdeysi. Yüzüm fazlasıyla kızarırken vazoyu direk masay bıraktım ve aceleyle odadan çıktım. Bir yerden rezil olmadan ayrılmak benim bünyeme aykırıydı resmen. Günün kalan kısmı ise daha sakin ve yorucu geçmişti. Akşam saat 8 olduğunda ise yeni işimin ilk gününü tamamlamış şekilde otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Eve vardığımda saat 8.30 olmuştu bile. Kulaklığımda çalan "sıcak şarap" şarkısı ise enerjimin tekrar yerine gelmesini sağlamıştı. Eve vardığımda hemen fazlasıyla rahatsız edici olan kıyafetlerimden kurtuldm. Sonrasında ise bir ıslak medille çok az kalmış makyajımı sildim. Sabah kendime yemek koymayı unuttuğum için fazlasıyla açtım. Kednime fazlasıyla basit bir yoğurtlu makarna yaptım ve balkonuma çıkıp yemeye başladım. Bu sırada aklımın patronumda olduğunu fark edince kendime fazllasıyla kızdım. Aç karnımı doyurduktan sonra aldığım yenı kitabı okumaya başladım. Kitap okumak beni sakinleştiriyordu. Aklımın hala patronumda olması ise bir sayfayı 2 kere okumama sebep oluyordu ve saat daha fazla geç olmadan 22.00 civarında uykuya tamamen daldım.
İlk kitabım ve ilk bölümm. Yorumlarınızı ve hatalarımı söylemeyi unutmayın. Seviliyorsunuzzz
