Eden durdu.
Hayatı neden mükemmel gitmeye başlamıştı.
Daylan ondan özür dilemişti.
Jake'le yakinlasmisti.
Haileyle hep yakındı zaten ama şimdi daha da yakındı.
Voleybolu bırakmamıştı ama artık daha rahattı bu konuda.
Okullar daha acilmiyordu.
Hayat hayatliyordu.
Peki neden?
Jake den mesaj geldi;
Jake: Yarın dışarı çıkacağım gelmek ister misin? Hailey de geliyor.
Eden durdu sonra gülümsedi;
Eden; Tabi gelirim. Nereye gideceğiz?
Jake mesajı okuduktan sonra durdu.
Harbiden nereye gideceklerdi bunu hiç düşünmemişti. Sonra düşündü.
Jake: Avmye gideriz ordan da sinemaya falan. Spidermanin yenisi çıkıyordu ona gideriz.
Eden düşündü yarın bir planı yoktu galiba.
Eden; Tamam. Iyi geceler.
Jake: İyi geceler sanada.
Eden durdu.
Anlayamiyordu.
Bu mükemmeliğin içinde neden bu kadar boşluktaydi?
Eden kimdi?
Bu boşluk hissi neden dolmuyordu.
Ben neden mutlu değilim sözcüklerini duydu nefesinin hiriltilari içinden kim olduğunu bilmiyordu 17 yıldır aynı beden içinde sıkışmışti ve kim olduğunu hala çözemiyordu.
Denize atlamak istedi.
Çok istedi vücudu oraya doğru hareket etti ama zihni durdu.
Kendisini oraya da ait hissetmiyordu.
Ben Eden'im diye mırıldandı ama kendi ismi bile kendisine yabancı geliyordu.
Korkuyordu.
Ellerinin titredigini kalbinin kendisine ait olmayan bir vücudu calistirdigini hissetmek çok zordu.
Neşeli birisiyim diye devam etti hiriltilar arasında boğulan sesi.
Ama neden şimdi duyguların arasında yok oluyordu?
Sorulacak çok soru vardı.
Hepsini kendisine sordu.
Cevabı yoktu.
Bir insanın kendisini tanimamasi mümkün müydü?
Konuştuğu sesin hareket ettirdiği vücudunun yaşamasını sağlayan kalbinin bile kendisinin olmadığını düşünmesi mümkün müydü?
Eli telefonuna gitti.
Kimi arayacaktı ki?
Kimseyi arayamazdi kendisi bile bilmiyorken cozemiyorken başkaları onun sorunlarını nasıl çözecekti.
Telefonunu yavaşça bıraktı.
Pijamalarıyla evin kapısını açtı yavaşça çıktı.
Soğuk hava yüzüne vurdu.
Yaz sıcağında üşüyordu.
Temmuz ayının ortasında üşüyordu.
Yazın tam ortasında tüylerinin diken diken olduğunu Soğuk havanın cildine vurduğunu hissediyordu.
Ellerini silkeledi sanki silkelerse bu his geçecekti ama geçmedi.
Önündeki denizi gördü.
Yavaşça hareket eden dalgaları suya vuran ışığın mükemmeliğini gördü.
Hiç düşünmeden koşmaya başladı.
Dallara çarptı bacakları kanadı pijamasi yırtıldı ama durmadı suya yaklaştığını hissettiğinde kendisini suyun içine attı.
Yüzdü bir süre.
Rahatlamadı.
Ev dediği yer bile ona yabancıydı şimdi.
Sudan yavaşça çıktı,en yakındaki banka oturdu, gözlerini kapadı.
Işık.
Kuşlar.
Kuş cıvıltıları.
Islak pijamaları.
Gözünü açtı yavaşça.
Uyuyakalmıştı.
Ayağa kalktı telefonunu aradı bulamadı.
Dün gece çıkarken telefonunu evde bırakmıştı.
Sabahın erken saatleri olmalıydı.
Eve doğru yürümeye başladı.
Yıllardır dolaştığı sokaklar bile yabancıydı ona bugün.
Kimsesiz sessiz her gün ona yuva olan yollar sanki onu reddediyordu ilk defa.
Hayatında hiç bu kadar büyük bir boşluk ve acı hissetmemişti.
Yere damlayan bir şeyin sesini duydu.
Yukarıya baktı yağmur mu yağıyordu?
Hayır.
Acı hissetti.
Büyük bir acı.
Bacağındaki kocaman kesiği gördü.
Evin kapısını açtı içeri girdi.
Akan kanlar dökülmesin diye elini siper etmişti.
Tuvalete doğru ilerledi bulduğu ilk yara bandını yapıştırdı yatağına uzandı.
Telefonunu eline aldı.
Kimse onun yokluğunu fark etmemişti.