Kedim Lilo'nun mırıldanmasıyla uyandım, huysuzlanarak doğruldum ve daha yeni doğmak üzere olan güneşe bakarak somurttum. Çok erken uyanmıştım, fakat belki de güne erken başlayıp kendimi dalgalara vermeliydim. Her zaman yaptığım gibi. Bu düşünce beni heyecanlandırdı ve hemen yatağımdan çıkarak lavaboda işlerimi hallettim. Biraz egolu gibi görünmek istemem fakat bugün saçlarım çok güzeldi. Omuzlarımdan aşağı sallanan dalgalarım ve kahverenginden kumrala geçen o mükemmel saç rengim. Hepsi doğaldı, Tanrı'nın hediyesi :). Kendime bakmayı kestim ve yerden bana tatlı tatlı bakan Lilo'yu da unutmadan, mamasını ve suyunu koydum. Biraz başını okşadım ve ona bir öpücük hediye ettim. Ardından mutfağa gittim ve o muazzam kokan paketi gördüm. Bana uzaktan uzaktan gel ve beni al diyordu. Ben de tabii ki dayanamadım ve hemen kahvemi yapıp balkonuma çıktım.
Bunu seviyordum işte. Kahvemi alıp şu mükemmel deniz, şu güneş, şu kumsal karşısında oturmayı seviyordum, saatlerce izleyebilirdim bu manzarayı.
Küçüklüğümden beri denize olan tutkumu bastıramıyordum. Ailem de bunu fark ettikten sonra, beni yüzme kursuna bile göndermeden sörf kursuna yazdırdılar. Yüzmeyi kendi kendime öğrenmiştim ve suyla dans ediyormuşçasına yüzüp balıklara gülümsüyordum, evet, bunlar saçma gelebilir fakat çocukken de bir ayrıydı... (Arada hala yapıyorum, yani her zaman, hatta balıklarla da konuşuyorum) Aynı zamanda en büyük tutkum olan sörf ile birlikte hayatım küçüklüğümden bu yana çok güzel. Arada aksaklıklar olsa da.
Kahvemi hızlıca bitirip hazırlanmaya başladım, makyaja ihtiyaç duymuyordum, deniz beni her halimle tanıyordu ve her halimle kabul ediyordu. Mavi çizgili bikinimi giydim ve sörf tahtama baktım, ama daha dalga yoktu. Biraz üzülmüştüm evet ama akşam da dalgalarla kapışırdım, hatta olursa günümün her saatinde, ama malesef bu pek mümkün değil.
Eviminin bahçesinden çıkıp sola döndüm, merdivenlerden sahile doğru seke seke, gülümseye gülümseye ilerliyordum. Her bir adımımda huzuru daha çok hissediyordum. Ayaklarımda kumu hissettiğim an içime bir kıpırtı geldi ve dayanamayıp sahilde yalnız olduğumu bilerek denize doğru kahkahalarla koştum, terliklerimi ve eşyalarımı fırlatıp denizin içine doğru kendimi bıraktım. O mükemmel his... Ben geldim denizim, burdayım. Hissedebiliyordum suyun şefkatini, sıcakkanlılığını, güvende hissediyordum. Suyun üstünde deniz yıldızı şeklini alarak yatmaya başladım. Dalgalar hafifti, bir beşik gibi sallanıyordum. Güneşin parıldaması yüzüme yansıyordu, ama sıcak değildi, huzur vericiydi. Zaten anlamışsınızdır ki, deniz ile alakalı ne varsa beni huzurlandırabilir. Sadece, mutluyum.
Yaklaşık yarım saat kadar yüzdükten sonra sudan çıktım, etrafa fırlattığım eşyalarıma baktım ve havlumu alıp yere serdim, biraz oturup denizi izledim ve yalnızlığın keyfini sürdürmeye devam ettim. Telefonumu elime aldım ve en sevdiğim şarkıyı açtım, ve kulağıma gelen mükemmel melodisiyle mırıldanmaya başladım, aslında bağıra bağıra söylüyordum şarkıyı (Sesim o kadar da kötü değil) fakat o sırada şarkı kapandı ve arkamdan bir ses duydum, "Alkol Hala Damarımda demek, müzik zevkin o kadar da kötü değilmiş deniz yıldızı." Yavaşça arkamı döndüm ve yüzümde istemsizce şaşkın bir ifadenin belirdiğinin hissedebiliyordum. Bu Deniz'di. Ben yaklaşık 11 yaşımdayken ailesiyle yazlığımızın karşı tarafına taşınmışlardı ve çok iyi anlaşırdık, ama dostluğumuz pek uzun sürmemişti. Her sene onu buluşma noktamız olan sahildeki gizli mağaramızda beklerdim ama gelmezdi, her sene kapısını çalardım ama açmazdı. Daha sonra annemin annesinin vefatından dolayı yazlıklarından iletişimlerini kesmiş olduklarını ve bir daha yazlıklarına gelmemiş olduklarını söylemişti. Bunu öğrendiğimde 16 yaşındaydım, şuansa 21 olacağım. Zaman çok hızlı geçmişti. Onu yıllar sonra görmek çok hüzün vericiydi, ama bir o kadar da sevindiriciydi.
"Deniz, bu sensin değil mi? Yoksa gözlerim öyle mi görmek istiyor?" dedim ve tebessüm ettim. Dostum, gerçekten uzun zaman olmuştu. O da gülümsedi ve "Başka bir Deniz tanımıyorsan, evet o benim." dedi. Yüzünü inceledim. Çok büyümüştü ve gerçekten artık her şeyin farkında olan bir genç adamdı, çocukluğundan, saçma hareketlerinden eser yok gibiydi. Gözleri ve saçları dışında tabii ki. Hala en derin mavi gözleriyle bakıyordu bana, en sevdiğim dalgalı saçları da ona çok yakışıyordu. Dayanamayıp sımsıkı sarıldım, o da aynısını yaptı. "İnanamıyorum Yıldızım, çok büyümüşsün ve kabul etmek acı geliyor. Keşke daha gelip seni görebilseydim, böylece dostluğumuz paslanmazdı. Çok özlemişim çok..." diye fısıldadı, kollarından ayrıldım ve gözlerine baktım sadece. Bu yeterliydi, beni anladığını düşünüyordum. Çok iyi tanıyordu beni, hem de çok. Sadece biraz zaman geçirirsek, belki her şey eski neşesine dönebilirdi. "Bugün saat 5'te sörf tahtanla bizim yerimize gel, biraz dalgalar konuşsun, ne dersin?" dedim hırslı bir gülümsemeyle ve hemen kabul etti.
Aslında tekrar yüzecektim fakat yaşadığım şok buna izin vermedi. Onu görünce çok duygulanmıştım ve çocukluğumu hatırladım, anılarımı hatırladım, bu yüzden orda daha fazla durmadan vedalaşıp eve doğru yürümeye başladım.
O, benim en yakın arkadaşımdı. Evet, bana hiç haber vermediği için ona çok sinirliydim fakat yine de çok seviyordum onu. Affedecektim ve eskisi gibi kahkahalarla günlerimizi geçirecektik, yani en azından ben öyle umuyordum.
