“Berkay’ı hiç anlatmak istemedin, değil mi?” diye sordu İlayda, konuşmaya devam ederken. Hemen cevap veremedi. Sadece başını eğdi ve o an İlayda, Rüzgar’ın dünyasına girmenin kolay olmadığını fark etti. Rüzgar’ın dünyasına girmek kolay değildi. Çünkü onun acısı, kelimelerle değil, sessizlikle anlatılıyordu.
“Berkay’ın hikayesi zor,” diyebildi sonunda Rüzgar. “Ama… teşekkür ederim, beni anladığın için.” İlayda, derin bir nefes alarak ona eşlik etti. Aralarındaki sessizlik, bir yargı değil, daha çok bir anlayıştı. Bunu hissetmek, ikisinin de yavaş yavaş birbirine güvenmesini sağlayacaktı belki de.
Rüzgar, bu sabah okula gelirken yaşanılanları hatırladı. İlayda ona öyle bir güven veriyordu ki, onu sinirlendirmeye çalışması bile aslında ona bir tür “yakınlık” gibi geliyordu. Ama bunu kabul etmek... ona göre zordu. Kendini tekrardan birisine açmak onun için çok zordu.
Sabah İlayda, alıştığından biraz daha erken uyanmıştı. Pencereden içeri dolan serin bahar havası odasını dolduruyordu. Giyinip saçlarını taradıktan sonra aynaya baktı. Kendine hafifçe gülümsedi. Ayakkabılarını giydi ve çantasını omzuna astıktan sonra kapıya yöneldi.
Tam kapıyı açıp dışarı adım atmıştı ki... Birden gözleri apartman girişinde duran Rüzgar'a takıldı. Rüzgar başını hafif eğmiş, ellerini ceplerine sokmuştu. Gözleri yere bakıyor, ayaklarıyla hafifçe yeri kazıyordu. İlayda bir an duraksadı, kalbi bir anlığına hızlandı. Şaşkın bir gülümsemeyle ona doğru yürüdü. Rüzgar başını kaldırdı ama gözlerini hemen kaçırdı. İlayda sıcak bir sesle, hafif bir kahkaha eşliğinde "Tam da senin evinin önüne gelecektim." dedi. Rüzgar başını hafifçe salladı ama konuşmadı. Yüzü ifadesizdi, ama içinde fırtınalar koptuğunu İlayda hissetti. Kelimelere ihtiyaçları yoktu; bazen bir bakış, binlerce cümleye bedeldi. İkisi de hiçbir şey söylemeden yan yana yürümeye başladılar. Sokak boyunca adımlarını birbirine uydurdular. Arada hafif bir esinti geçiyor, İlayda’nın saçlarını savuruyordu. Rüzgar göz ucuyla onu izliyor ama her seferinde hemen bakışlarını kaçırıyordu. Yürürken yollar sessizdi ama içleri bir sürü şey konuşuyordu. Okul binası gözükene kadar, hiç konuşmadan yürüdüler. İlayda ve Rüzgar okulun kapısından içeri girdiklerinde, koridorlarda o klasik sabah telaşı vardı. Öğrenciler sınıflarına koşturuyor, zilin çalmasına saniyeler kala son adımlar hızlanıyordu.
İlayda ve Rüzgar sessizce sınıfa girdiler. Herkes yerleşmişti bile. Hızlıca sıralarına geçtiler. İlk ders edebiyattı. Öğretmen sınıfa girdikten kısa bir süre sonra ders başlamıştı ama sabahın ağırlığı sınıfa çökmüştü. Sanki herkes uykulu ve dağınıktı. Rüzgar, her zamanki gibi ilgisiz bir tavırla sıraya kafasını koymuştu. Kulaklıklarını takmış, müzik dinliyordu. Gözlerini kapamış, dünyayla bağlantısını koparmış gibiydi. İlayda da çantasından defterini çıkarmaya üşendi. Başını sıraya yasladı, gözlerini kapattı ve birkaç dakika içinde derin bir uykuya daldı. Sınıf sessizdi. Öğretmenin sesi uzaktan bir uğultu gibi geliyordu. Bir süre sonra Rüzgar hafifçe kıpırdandı. Kafasını sıradan kaldırdı, uykulu gözlerle etrafına baktı. Yan tarafında İlayda'nın başını sıraya yaslamış, uyuyakaldığını fark etti. İlayda'nın yüzü rahat ve huzurluydu. Rüzgar bakışlarını ondan alamadı. Sanki zaman durmuştu. İlayda'nın saçlarından birkaç tutam, yüzüne düşmüştü. Rüzgar tereddüt etti bir an. Parmaklarını hafifçe kıpırdattı. Sonra dayanamayarak, usulca İlayda’nın yüzüne düşen saçlarını geriye doğru itti. Parmakları, saçlarının yumuşaklığına dokunduğunda kalbi hafifçe sıkıştı. İlayda'nın hiçbir şeyden haberi yoktu. Hâlâ derin uykusundaydı. Tam o anda sınıfın kapısı hızla açıldı. Müdür yardımcısı içeri girdi. "Bu ne hâl sınıf! Herkes derse odaklansın!" diye yüksek sesle bağırdı. İlayda irkildi. İlayda’nın sıçrayarak uyanmasına sebep olan müdür yardımcısına küfürler savurdu içinden Rüzgar… İlayda gözlerini büyük bir hızla açtı ve şaşkınlıkla etrafına baktı. Hızla doğrulurken, eliyle saçlarını düzeltti. Rüzgar ise bir refleksle hemen gözlerini başka tarafa çevirdi, sırtını sandalyeye yasladı ve ifadesiz bir yüzle camdan dışarı bakmaya başladı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi... Sanki az önce elleri İlayda'nın saçlarına dokunmamış gibi... “Bir duyurum var.” dedi müdür yardımcısı. Öğrenciler merakla onu dinlemeye başladı. “ Bu yıl okulumuz bir gezi düzenleyecek. Gezi, doğa yürüyüşü, kamp yapma gibi çeşitli etkinlikleri içeriyor. Hep birlikte eğlenceli vakit geçireceğiz. Katılmak isteyenlerin isimlerini alacağız.” Sınıftaki öğrenciler birbirlerine bakarak heyecanla fısıldamaya başladılar. Kimisi gezi için plan yapmaya başladı, kimisi de müdür yardımcısına sorular sormaya başladı. İlayda, Rüzgar’a döndü ve gülümseyerek sordu. “Sen gelmeyi düşünüyor musun?” Gözlerinde, biraz da merak vardı. Sonuçta, Rüzgar hep soğuk ve içine kapanık biri olmuştu; acaba bir değişiklik yapar mıydı? Rüzgar, düşünmeden soğuk bir şekilde cevabını verdi: “Hayır, gelmeyeceğim.” Cümlesi kısa ve netti, hiç bir şekilde yumuşamamıştı. İlayda, gözlerini devirdi ve Rüzgar’ın taklidini yapmaya çalıştı. Alçak sesle Rüzgar’ın ciddi tonunu taklit ederek:
"Hayır, gelmeyeceğim." dedi kasıtlı olarak sesini kalınlaştırıp yüzünü ciddi bir ifadeye bürüyerek. Rüzgar, onun bu hâline kısa bir an baktı ama hiçbir tepki vermedi. Yine de İlayda göz ucuyla, Rüzgar’ın dudaklarının kenarında beliren belli belirsiz o küçük kıpırdanmayı yakaladı. Sanki gülümseyecekmiş gibi olmuştu... ama hemen bastırmıştı. İlayda, içinden bir zafer kazanmış gibi hafifçe kıkırdadı. Rüzgar’ın kolay kolay duygularını göstermediğini biliyordu, ama az önce o küçücük ifadeyi yakalamıştı işte. Bu küçük şeyler, İlayda'nın içini bir sıcaklıkla doldurdu. "Sen istemesen bile seni bir şekilde ikna edeceğim." diye geçirdi içinden. Sonra hafifçe, kendine güvenen bir şekilde gülümsedi. Rüzgar, camdan dışarı bakıyordu. Dışarıda hafifçe sallanan ağaç dallarını izlerken, bir yandan da yanındaki kıpır kıpır kızı düşünüyordu. İlayda'nın enerjisi, sessizce ama inatla kendi duvarlarını aşındırıyordu. Bunu kendine bile itiraf etmekten kaçınsa da...
O sırada müdür yardımcısı konuşmasına devam ederek, “Bu gezide yalnızca bizim okuldan değil, Kalkan Lisesi’nden de öğrenciler olacak” dedi. “Yani, Kalkan Lisesi ile birlikte gideceğiz. ”İlayda, müdür yardımcısının söylediklerini duyduğunda yüz ifadesini kontrol edemeyip dondu. Kalkan Lisesi… Sarp’ın olduğu okul, eski okuluydu. Gözleri bir anda şaşkınlıkla büyüdü. Rüzgar, hala ilgisiz bir şekilde etrafına bakıyordu ama İlayda’nın bu kadar şaşırması, Rüzgar’ın dikkatini çekti. Çaktırmadan ona bakmaya başladı. İlayda’nın kafasında, Kalkan Lisesi’ne dair eski anılar canlanmaya başlamıştı. Sarp… İlayda’nın eski okulu, eski arkadaşları… Geziye Kalkan Lisesi ile gitmek, onun için farklı bir anlam taşıyordu. Düşüncelere dalmıştı. Tekrardan eski hatıralarla yüzleşmek istemiyordu. Müdür yardımcısının "Kalkan Lisesi” demesiyle İlayda’nın kulaklarında sadece o kelimeler yankılanmaya başlamıştı: Kalkan Lisesi. Sarp… Sarp'ın olduğu okul. İlayda, Sarp’ın onu ne kadar çok sevdiğini biliyordu. O kadar çok seviyordu ki, ona özel bir blog sayfası açmıştı ve yazılar yazıyordu. İlayda’yı, her satırda ne kadar sevdiğini anlatıyordu. Ama İlayda… Onun hisleri hiç o kadar derin olmamıştı.
Rüzgar, İlayda’nın bir anda donup kaldığını fark ettiğinde “Bir sorun mu var?” diye sordu, yavaşça. İlayda, kafasında düşüncelere dalmışken, sesinin farkına varamadı. Rüzgar’ın sorusuyla irkildi, kısa bir süre sessiz kaldı. “Sanırım… gitmeyeceğim.” dedi sonunda, dudaklarından dökülen cümleyi kendisi bile tam olarak anlamadan. Bu karar, birdenbire ortaya çıkmıştı, ama içindeki bir his onu buna itmişti. Gezi, onu hem heyecanlandırıyor hem de korkutuyordu. Kalkan Lisesi ile birlikte gitmek, geçmişe dair hatıraları canlandırmak demekti. Ve o hatıralar, bir şekilde onu huzursuz ediyordu. Rüzgar, gözlerini ona odakladı, şaşkınlıkla bakarak, “Neden? Az önce gitmeyi çok istiyor gibiydin.” diye sordu. Onun şaşkın bakışları, İlayda’nın kafasındaki karışıklığı daha da belirgin hale getirdi. Rüzgar, kesinlikle bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı, ama ne olduğunu çözmekte zorlanıyordu. İlayda, gözlerini kaçırarak, geçmişi düşündü. Kalkan Lisesi onun için geçmişte kalmıştı ama şimdi o lanet lise tekrardan önündeydi. Sarp’ın olduğu yer… Kafasında ve kalbinde çok fazla soru vardı. Rüzgar, onu anlamak istese de, hala pek bir şey çözebilmiş değildi. “İlayda…” dedi, hafifçe omzuna dokunarak, “Emin misin? Böyle bir fırsatı kaçırmak istemezsin, değil mi?” İlayda, başını hafifçe sallayarak, “Belki de.” dedi, ama sesinde belirsizlik vardı. Bu gezinin Sarp’la yüzleşmek anlamına geleceğini fark etmişti.
