Geminin korna sesiyle irkildim ve okuduğum kitaptan başımı kaldırıp cama baktım. Karşımda yükselen kayalıkları görünce sonunda geldiğimi anladım. Eşyalarımı alıp diğer yolcularla birlikte gemiden çıkış kapısına doğru yürümeye başladım.
Güverteye açılan büyük kapıdan dışarı adım attığımda, sonunda ait olduğum yere, evime dönmüştüm.
Kırlangıç Adası...
Yunanistan açıklarında bulunan küçük bir adaydı. Normalde sakin ve huzurlu olurdu ama yaz aylarında turistlerle dolup taşardı.
Valizimi daha sıkı tutup iskeleye indim. Kalabalığın arasından geçerek ortak meydana doğru yürüdüm. Gözlerim tanıdık yüzler ararken en yakın arkadaşlarımdan Yağmur'u gördüm. Meydandaki küçük kafesinde turistlerle ilgileniyordu.
Yavaşça yanına yaklaştım.
"Yağmur!"
Sesimi duyunca bana döndü. Beni gördüğü anda yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Hemen yanıma gelip sıkıca sarıldı.
"Ilgaz! Hoş geldin, seni çok özledim."
"Hoş buldum. Sen nasılsın?"
"İyiyim. Asıl sen nasılsın? Tam üç yıldır yoksun."
"Ben de iyiyim. Diğerleri nerede?"
"İdil her zamanki gibi sörf yapıyor. Alaz, Poyraz ve Umut da en son onunlaydı."
Başımı salladım.
"Hmm, anladım."
Yağmur kısa bir süre sustu.
"Yalnız... Alaz seni görünce pek mutlu olmayacak."
Bunu duyunca istemsizce gülümsedim.
"Biliyorum. Ben de onun beni özlediğini sanmıyorum."
Yağmur hafifçe güldü.
"Neyse, önce eve gideyim. Annemi çok özledim."
"Görüşürüz. Fırsat bulunca yine uğra."
El sallayıp meydandan ayrıldım.
Adanın iç kısımlarına doğru ilerledim. Ara sokaklardan geçerken yıllardır değişmeyen taş evlere baktım. Her şey bıraktığım gibiydi.
Sonunda tanıdık bahçe kapısını gördüm.
Kapıyı sessizce iterek açtım. Annem bahçede, arkasını dönmüş şekilde oturuyor ve fasulye ayıklıyordu.
Sessiz adımlarla yanına yaklaşıp boynuna sarıldım.
"Annem benim."
Şaşkınlıkla yerinden kalktı.
"Oğlum! Hoş geldin."
Yüzümü ellerinin arasına aldı ve yanaklarımdan öptü.
"Kuzum, seni ne kadar özledim."
"Ben de seni özledim anne."
"Nasılsın? Yolun nasıl geçti? Yoruldun mu?"
Gülümseyerek başımı salladım.
"Tüm yorgunluğum geçti bile."
Tam o sırada arkamdan tanıdık bir ses duyuldu.
"Abicim!"
Arkamı döndüğümde yüzümde istemsizce bir gülümseme oluştu.
İlay..
Kollarımı açtım ve koşarak yanıma gelen kardeşime sarıldım. Onu gerçekten çok özlemiştim.
Bir süre sonra geri çekilip ona baktım.
"Ne kadar güzelleşmişsin."
İlay gözlerini devirdi.
"Sen de hâlâ aynı şeyleri söylüyorsun."
Kahkahamız bahçeyi doldururken, uzun zamandır ilk kez kendimi gerçekten evimde hissediyordum.
Fakat o an hiçbirimiz, birkaç gün sonra adada yaşanacak olayların hayatımızı tamamen değiştireceğini bilmiyorduk...
Akşam yemeğinden sonra odama çıktım. Üç yıl boyunca uzak kaldığım oda neredeyse hiç değişmemişti. Raflardaki kitaplar, çalışma masam ve duvardaki eski fotoğraflar hâlâ yerlerindeydi. Valizimi yatağın üzerine koyup açtım. Kıyafetlerimi tek tek çıkarıp dolaba yerleştirdim, kirli olanları ise sepete attım. İşim bitince havlumu alıp duşa girdim.
Yaklaşık bir saat sonra duştan çıktım. Telefonumu elime aldığımda Yağmur'dan gelen mesajı gördüm.
"Akşam sahilde buluşalım."
Mesajı okuyup telefonu kapattım. Üzerimi giyindikten sonra aynanın karşısına geçtim. Saçlarımı düzeltirken gözüm pencereye takıldı.
Başımı çevirip deniz fenerinin bulunduğu kayalıklara baktım.
İçimi aniden tarif edemediğim bir ürperti kapladı.
Üç yıl önce orada yaşananlar...
Yalnızca bizim bildiğimiz ve kimseye anlatmadığımız o sır...
Derin bir nefes alıp gözlerimi kırpıştırdım. Geçmişi düşünmenin sırası değildi.
Pencereden uzaklaşıp aşağı indim.
"Anne, ben sahile gidiyorum."
Annem mutfaktan başını uzattı.
"Daha bugün geldin oğlum. Biraz dinlenseydin."
"Hem arkadaşlarımı özledim hem de onlar beni özlemiştir. Biraz oturup dönerim."
Annem gülümseyerek başını salladı.
"Peki, çok geç kalma."
"Kalırım sanmıyorum."
Ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Bahçe kapısını açarak sokağa adım attım.
Akşam serinliği adayı yavaş yavaş sarmaya başlamıştı. Denizden gelen tuzlu rüzgâr saçlarımı dağıtırken düşüncelere dalmış bir şekilde yürüyordum.
Bir anda biriyle çarpıştım.
Refleksle geri çekilip başımı kaldırdım.
Karşımda duran kişiyi görünce nefesim kesildi.
Alaz.
Benden oldukça uzundu. Koyu gözleri doğrudan bana bakıyordu.
Üç yıl sonra ilk kez karşı karşıyaydık.
Bir an için zaman durmuş gibiydi.
Ne ben konuşabiliyordum ne de o.
Sanki üç yıl önce yarım kalan her şey, o anda yeniden gün yüzüne çıkmıştı. Sadece bana bakıyordu.
Gözlerindeki nefret açıkça okunuyordu.
Hiçbir şey demeden yanından geçtim. Birkaç adım attıktan sonra arkamdan gelen sesi duydum.
"Neden geldin?"
Durup arkamı dönmeden cevap verdim.
"Evime gelirken sana mı soracağım?"
Bunun üzerine ben de arkamı döndüm. O da dönüp bana baktı ve birkaç adım yaklaştı.
"O olaydan sonra kaçtığını sanmıştım."
Sözleri sinirlerime dokunmuştu. Ellerim istemsizce yumruk oldu.
"O olandan sonra mı? Bu benim suçum değildi."
Dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme belirdi.
"Emin misin?"
Bir anda öfkelendim.
"Eğer beni itmeseydin Bahar da..."
Cümlemi tamamlayamadan eli ağzımı kapattı.
Gözleri bir anda sertleşmişti.
"Sus."
Elini iterek ağzımdan uzaklaştırdım.
"Ne oldu? Korktun mu?"
Bir adım geri çekildi.
"Ağzını açarsan hepimizi yakarsın. Özellikle de kendini."
Bir an sessiz kaldım.
Sonra hiçbir şey demeden arkamı döndüm ve yürümeye devam ettim.
Sahile vardığımda Yağmur, Poyraz, Umut ve İdil ateşin etrafında oturuyordu.
Yavaşça yanlarına yaklaştım.
"Naber?"
Beni görünce Poyraz, Umut ve İdil'in yüzünde gülümseme belirdi.
Tek tek hepsine sarıldım.
Bir süre havadan sudan konuştuk.
Birkaç dakika sonra Alaz da geldi.
Sessizce grubun yanına oturdu.
Ateşin çıtırtıları dışında kimse konuşmuyordu.
Belki de hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk.
Üç yıl önce yaşanan o geceyi...
Ve o geceden sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını. Sessizlik uzadıkça ateşin çıtırtıları daha belirgin duyulmaya başladı. Kimse birbirinin gözlerinin içine bakmıyordu. Sanki aramızda görünmez bir duvar vardı. Poyraz elindeki dal parçasını ateşe atarken derin bir nefes verdi. Yağmur birkaç kez konuşacak gibi oldu ama vazgeçti. Ben ise gözlerimi alevlere dikmiş, düşüncelerimin içinde kaybolmuştum. Üç yıl önce birbirimizden ayrılırken bir daha aynı masada oturabileceğimizi bile düşünmemiştim. Şimdi ise hepimiz buradaydık ama eskisi gibi değildik. Aramızdaki dostluk hâlâ vardı belki, fakat onun üzerine çöken ağır bir gölge de vardı. O an başımı kaldırdığımda Alaz'ın bana baktığını fark ettim. Göz göze geldiğimiz anda bakışlarını kaçırdı. İçimde garip bir his oluştu. Sanki bu gece, geçmişte bıraktığımızı sandığımız her şey yeniden gün yüzüne çıkmaya hazırlanıyordu.
Ertesi sabah kuş sesleriyle uyandım. Gözlerimi araladığımda güneş çoktan yükselmişti. Birkaç saniye tavana bakarak yattım. Dün gece yaşananlar aklımdan çıkmıyordu. Alaz'la karşılaşmam, ateş başındaki sessizlik ve yıllardır görmediğim arkadaşlarımla yeniden bir araya gelmem...
Yataktan kalkıp pencereye yöneldim. Adanın üzerine sıcak bir yaz sabahı çökmüştü. İnsanların sesleri sokaklardan yükseliyor, denizden gelen hafif rüzgâr perdeleri hareket ettiriyordu.
Tam o sırada telefonum titredi.
Grup sohbetine yeni bir mesaj düşmüştü.
Poyraz: "Bugün eski koyda buluşuyoruz. Bahane istemiyorum."
Mesajın ardından birkaç saniye içinde İdil ve Umut da onay verdi.
Ekrana bakarken istemsizce gülümsedim.
Bazı şeyler gerçekten hiç değişmiyordu.
Fakat içimdeki huzur uzun sürmedi.
Çünkü eski koya gitmek demek, üç yıl boyunca aklıma getirmemeye çalıştığım bazı anılarla yeniden yüzleşmek demekti.
Kahvaltı masasında, tabağımdaki yemekle oynarken düşüncelere dalmıştım. Annem birkaç kez konuşacak gibi oldu ama her seferinde vazgeçti. Bunun yerine çay bardağımdaki çayı tazeledi. İlay ise bir yandan kahvaltı yapıyor, bir yandan da televizonda çıkan programa bakıyordu.
Tam o sırada masanın üzerindeki telefonum titredi.
Bir mesaj gelmişti.
Ekranın kilidini açtığımda WhatsApp'ta yeni bir grubun kurulduğunu gördüm.
Kaşlarım çatıldı.
Grupta ben, Yağmur, İdil, Poyraz, Umut ve Alaz vardı.
Bir kişi daha vardı.
Bahar.
Bir an ekrana bakakaldım.
Bu mümkün değildi.
Daha da garibi, grup ismi yoktu. Katılımcılar listesine girdiğimde ise Bahar'ın numarası görünmüyordu. Sanki gruptaydı ama aynı zamanda yoktu.
İçimi rahatsız edici bir his kapladı.
Birkaç dakika sonra Umut mesaj attı.
"Bu ne lan? Grubu kim açtı? Bir de Bahar ne alaka?"
Mesajın ardından uzun süre kimse bir şey yazmadı.
Anlaşılan grubu açan aramızdan biri değildi.
Gruptan çıkmayı denedim.
Olmadı.
Grubu silmeyi denedim.
Yine olmadı.
Telefonu kapatıp derin bir nefes aldım.
Bu saçmalığın içinde daha fazla kalmak istemiyordum.
Hızlıca ayağa kalkıp evden çıktım ve eski koya doğru yürümeye başladım.
Koya vardığımda herkes çoktan gelmişti.
Yüzlerinden anlaşıldığı kadarıyla onlar da benim kadar tedirgindi.
Yanlarına yaklaşır yaklaşmaz konuya girdim.
"Bu grup da ne böyle? Komik olduğunu falan mı sanıyorsunuz?"
İdil hemen cevap verdi.
"Sakin ol. Biz de tam bunu konuşuyorduk. Grubu açan hiçbirimiz değiliz."
Bir anda ortam sessizleşti.
Hepimiz birbirimize bakıyorduk.
Kimsenin söyleyecek bir şeyi yoktu.
Çünkü ilk kez hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk.
Ya gerçekten grubu aramızdan kimse açmadıysa? Sessizlik giderek ağırlaşıyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Sadece uzaktan gelen dalga sesleri duyuluyordu.
Tam o sırada Yağmur'un telefonu titredi.
Hepimizin dikkati bir anda ona çevrildi.
Yağmur kaşlarını çatarak ekrana baktı.
"Gruba mesaj geldi."
İçime kötü bir his çöktü.
"Kimden?"
Yağmur cevap vermedi.
Telefonunu bize doğru uzattı.
Mesajı gördüğüm anda nefesim kesildi.
"Üç yıl önce ne yaptığınızı hatırlıyor musunuz?"
Bir süre kimse tek kelime etmedi.
Poyraz ayağa kalktı.
"Bu hiç komik değil."
"Şaka yapan biri varsa şimdi söylesin," dedi Umut.
Kimse konuşmadı.
Çünkü hiçbirimiz bunun bir şaka olduğunu düşünmüyorduk.
Birkaç saniye sonra yeni bir mesaj daha geldi.
Bu kez hepimizin telefonu aynı anda titredi.
"Gerçekler sonsuza kadar saklanamaz."
İdil'in yüzü bir anda bembeyaz kesildi.
Yağmur gözlerini telefondan ayırmadan başını salladı.
"Hayır... Bu olamaz."
"Ne olamaz?" diye sordum.
Yağmur yutkundu.
"Bu cümleyi daha önce duymuştuk."
Bir anda herkes ona döndü.
Ben de.
Çünkü ne demek istediğini anlamıştım.
Üç yıl önce.
O gece.
Bahar kaybolmadan birkaç saat önce.
Tam da bu cümleyi kurmuştu.
O an içimdeki huzursuzluk yerini korkuya bıraktı.
Çünkü bu mesajları yazan kişi, o gece yaşananları biliyordu.

