Duyuru daha çok kişi tarafından görülmeden attım ama bu bölümün hak ettiği ilgiyi görmesini istiyorum... Başlangıç tarihlerinizi alayım? Kitap hakkinda ön yarginiz veya öngörüleriniz? Yorum yapmayi ve oy vermeyi unutmayın lütfen... ________ __ 📸 ______ _____ __ __ ______ __ Ela, bala çalan badem gözlerimi aynadan göz göze geldiğim ve bir türlü ayırmadığım kadının üzerindeydi. Sanki düşünemiyordum, bu yeti elimden alınmış gibiydi.Öylece takılmıştım tanımadığım benim için bir yabancıdan ibaret olan ama aynı zamanda çok tanıdık olan akyaz, mavi gözlü kadın... Bu kadını daha önce de görmüştüm. Buna emindim. Ama şu an nedense çıkaramıyordum.Cam gibi masvavi gözleri ışıldıyordu buna tezat bir şekilde yüzü çok soluk ve hissizdi.. Birden boğazım düğümlendi elimi boğazıma doğru götürdüm ve zar zor yutkundum. Titreyen elimi boğazıma doğru götürdüm ve tekrar yutkunmayı denedim bembeyaz boşluktan oluşan alan sanki sarsılıyordu. Bu alanı sadece benim sık nefes seslerim ve uğultular kaplamıştı. Nefes alabilmek için dudaklarımı araladım ve hafifçe öne doğru eğildim. Mavi gözlü, akyaz kadının gözlerindeki parıltı da yüzü gibi solmuştu...Kaskatı kesildim. Zaman durmuştu sanki. Uğultulara o kadar alışmıştım ki artık sesizlikten farksızdı.Sesizliğin yerine bu tiz uğultuyu benimsemiştim sanki. Tek bir karanlığı barındırmayan beyaz boşluktan ibaret alan gözümü almaya başlamıştı. Görüşüm bulanıklaştı. Bu arkamdaki yabancının mavi gözlerindeki parıltı değil de ben ölüyordum sanki.Neden? Kimdi bu yabancı? Neden böyle hissettiriyordu? Neden soluyormuş gibi hissediyordum?Şu anı anlatan en iyi kelime buydu sanırım.Soluyordum.Kadının solan gözleriyle beraber beyaz bir boşluktan oluşan alanı karanlık kapladı. Her şey solmuştu. Var olan hiçbir şey yoktu artık. Bir an nefesim tamamen kesildi ve dengemi kaybettim. Boşlukta sürüklenirken tek transa girmiş gibi tekrarladığım şey şuydu:Soluyordum."Hayır!" bedenim ter içinde çığlık atarak yataktan sıçradım. Rüzgar olduğu için odamın aralıklı perdelerinden loş ışık adeta dans ediyordu. Sık nefeslerimle aynı pozisyonda bir süre bekledim ve olanları kafamda tartmaya çalıştım. Odamda yatağımda uzanıyordum, o yabancı yoktu, her şey rüyadan ibaretti. Rahatlayarak derin bir nefes verdim. "Tamam... Garip ve anlamsız bir rüya," diye kendi kendime fısıldadım ve yatağımdan indim. Ardından lafımın devamını getirdim. "Garip ve anlamsız olduğu için tekrarlamış olsa gerek." Çıplak ayaklarımın parkeye bastığında çıkan sesleri ve soğuk zeminin bana verdiği anlık hisle bedenime bir titreme geldi.Az önce gördüğüm anlamsız rüyadan sonra düşünmekten uyuyamayacağımı bildiğim için tesisin bahçesine çıkmaya karar vermiştim. Her konu için birden çok senaryolar kuran zihnim uyumamak için direniyordu resmen.Üzerimdeki pijamalarımı değiştirmeye zahmet etmeden düz siyah, bedeni benimkinden oldukça büyük olan Miraç'ın deyişiyle 'çuvalı' giydim ve homurdanarak odamdan dışarı çıktım.Telefonumun saatine baktım ve ağlamaklı bir ifade takınmam uzun sürmedi. Saat sabah 06.44 idi ve kahvaltı 08.00'da başlıyordu. 08.00'den önce veya sonra hiçbir şekilde sabah öğünü anlamıyorduk. Küle'nin sıkı olup benim gibi bir oyunbazın bile esnetemediği kurallardan sadece birkaçıydı. Ona göre bunun sorumluluğunu almak kendimizi denemek için bir testti. Ben ise asla disiplinli birisi olamamış, olmak istememiş, her şeyi geri tepmiştim. Disiplinli değildim, azimliydim. Bir şeyi sadece ve sadece istersem başarırdım. Başarı takıntım yoktu, Hakan'a göre bir eksiklikti bu bana göre ise sadece bir boşluk. Hiç üstüne düşünmemiştim, ben böyleydim.Kuralları esnetemediğimden dolayı her pazartesi günü 08.00'deki dersime giderken Başak ile kahvaltı yapıp öyle geçiyorduk. Fakültedeki ortak arkadaşlarımız ise bizim yerimize imza atıyordu bu yüzden geç ve ya yok yazılma derdimiz olmuyordu. Ben Güzel Sanatların Görsel alanındaydım Başak ise Müzik. Başak, aynı Yaman ve Miraç gibi şu tesiste tek yakınlarımdı. Herkesi sevip sayan, herkes ile iyi anlaşan ve ya her şeye, herkese hep iyi yönünden bakan bir Pollyana olmadığımdan bu üç kişi ve artı olarak ekipin deyişiyle Küle'den yani Hakan'dan başkasına katlanmıyordum. Herkes birbirinden bu derece farklıyken bir sürü çevresi olan insanların iyi kalpli, gerçek samimiyete sahip olduğunu düşünmüyordum.Bir atıktan farksız olan insanlara hazinesini, benliğini açan bir insan nasıl olurdu da temiz kalırdı?12 yaşımdan beri 'Küle' denilen bu tesiste zaman zaman saha ve operatif ağırlıklı olarak 'ajan' adı verilen kimliğe sahiptim. Küle, kendi adalet terazisini sahada uygulayan kapalı bir ekipti. Bazen olay yerine saha, operatif gibi kimlikleriyle girer, bazen temsilci, irtibat ve istihbarat gibi daha derin kimlikler ile dahil olurdu. Daha doğrusu biz üyeler olurduk.Uyanık olan tek ben ve erken saatte antremana başlayan 'işkolik' olarak nitelendirdiğim diğer ekip üyeleri vardı. Hiçbiriyle muhatapım olmadığı için uzaktan izlemekten başka etkileşimime girmiyordum.Onlar dışında sadece benim olduğum bomboş karanlık koridorda ışıkların beni algılayıp yanmasından başka hiç belirti yoktu. Kaşlarımı çattım ve kollarımı göğsümde bağlayarak sızlanmaya başladım. "Siz uyuşuk tembeller sıcak yataklarınızda uyuyorken ben sabah yürüyüşü yaparak 'günlük görevlerimin' bir kısmını tamamlıyorum.-sonunda isyan ettim-Siz giderken ben dönüyor olacağım."Yine kendi kendime konuşup söylendiğimin farkına vardım ve birbirine bastırdığım dudaklarımı serbest bıraktım.Yanaklarımı bıkkınlıkla şişirip tekrar montun cebindeki telefonuma uzandım ve saati kontrol ettim. Saat 07:27 idi. Yaklaşık yarım saat sonra kahvaltı için herkes odasından çıkacaktı ve benim lanet aç karnım da doyacaktı. Bunu dememle kesik kesik guruldamasıyla bir küfür savurdum.Zaman öldürmek için çatı katına çıksam iyi olurdu. Kendi kendime başımı olumlu anlamda öne arkaya sallayarak onayladım ve sadece yarım saatimin kalmasının mutluluğuyla merdivenden adeta seke seke çıkmaya başladım.Benim katım olan 3. kattaydık bu yüzden sadece tek bir kat çıkmıştım. Açık havada yüzüme vuran soğuk rüzgar beni ürpertti ve bir an titredim. Benim bir yanı tıkalı, bir yanı akan burnumu çekimlerim dışında bir ses daha duyduldu. Bir telefon melodisi. Katta benden başka kimsenin olmadığını düşündüğüm için kaşlarım havalandı ve sese doğru yöneldim. Duvarın arkasında durdum ve tereddüt ederek sese kulak verdim."Bu saatte ısrarla aramanın amacı nedir?" Dudaklarımı şaşkınlıkla aralandı, bu Hakan'ın sesiydi. Daha fazla özeline girmek istemediğim için tam geri dönecektim ki içimdeki sese kulak vererek durdum. Duvarın arkasında kalıp konuşmayı dinlemek ve kendimi belli etmek arasında kalmıştım.İçimdeki sese uyarak duvara daha çok sindim. Alayla güldüm, "Kulağıma fısıldayan şeytanı dinlemek ne kadar doğruysa artık..." Normalde böyle bir şey yapmazdım ama içimdeki anlam veremediğim bir ses o konuşmayı duymam gerektiğini söylüyordu.Şeytan bile benim yanımda daha ne olsun."Pekala..." diye varla yok arası fısıldadım ve duvarın arkasından göz ucuyla onu izledim. Ciddiyetle telefondaki konuşmaya odaklanmışa benziyordu. Beni henüz fark etmemişti bu da ses çıkarmadan hayalet adım atmayı bana öğretenin o olmasıydıKaşları hafif çatılmasının ardından refleksle kendimi duvara doğru sakladım.Bir süre sonra Hakan'ın sesi tekrar duyuldu. "Bunu nereden öğrendin?.. Emin misin, çünkü onu bende takip ettiriyorum ve eğer durum böyleyse bu bilginin bana çoktan verilmiş olması gerekiyordu." Gözlerimi kıstım ve merakla devam etmesini bekledim. Bahsettiği bilgi, takip ettirdiği kişi ve tabii ki bu saatte kiminle konuştuğunu fazlasıyla merak ediyordum. "Bu iş haddinden fazla uzadı Kutay. O adamın başka hayatları zehir edip karanlık geçmişini daha fazla süslemesine izin vermeyeceğim!" Hakan o kadar ummadığım bir şekilde her zamanki sakinliğinin aksine sert,çığrından çıkmış bir ses tonu ile konuşmuştu ki bir an kendimi tutamayarak hafifçe yerimden sıçradım.Bir anlık sesizlik oldu gözlerimi sıkıca yumdum.Beni fark etmişti. Yalan söyleyip inkar etmenin hiçbir anlamının olmadığını bildiğimden bozuntuya vermeden arkasına sindiğim duvardan çekilip Hakan'a doğru yürüdüm. Beni görünce yüzünde hiçbir mimik değişmemişti. Koyu kahve harallerinde şaşkınlığın kırıntısını bile görmediğime emindim. Öylece bana bakıyordu ve telefon hâlâ kulağındaydı. Onu şaşırtamadığım için isyan eder gibi zemine botlarımı vura vura karşısında durup kollarımı göğsümde bağladım.En azından bir kerelik onu hazırlıksız yakalayarak kendim için bir zafer kazanmalıydım...Hakan gözlerini benden ayırmadan elindeki telefona son kez konuştu. "Sana sonra geri dönüş yapacağım. Bu meseleyi yüz yüze 'yalnız' -yalnız kelimesini gözlerimin içine bakarak imayla vurguladı.- bir şekilde konuşsak daha iyi olur. Konuşacağımız yeri sana konum olarak gönderirim." dedi ve kulağından indirip arka cebine koydu. O bir şey demeden ben sorularımı sıralamaya başladım. "Konuştuğun kişi kimdi? Neden bu kadar önemli? Neyden bahsediyordunuz? 'Kutay' dedin ona duydum. Kim bu Kutay ve senin öğrenemeyip onun öğrendiği ne olabilir ki? Seni bu derece sinirlendirdiğine göre fazlasıyla önemli bir durum değil mi?.." Sonunda Hakan'ın imalı bakışlarıyla kelimeler ağzımda fısıltıya dönüşmüştü.Beni iyi tanıdığı için bu halime şaşırmamıştı ama onu her seferinde çıldırtabiliyordum.Diliyle damağına üç kez vurdu ve kaslarını havaya kaldırdı. Orta yaşlarında olduğu için alnında kırışıklıklar belirmişti."Sen neden bu saatte ayaktasın Nazar? Sen kahvaltı için bile asla erken kalkmazsın. Ayrıca benim özel konuşmamı dinlemekteki sebebin ne?" Dudaklarımı içeri doğru kıvırdım ve başımı eğip ayağım ile zeminde daireler çizmeye başladım. Çizdiğim dairelerden gözümü çekmeden mırıldandım. "Bir rüya gördüm ve sonra da uyuyamayacağımı bildiğimden kahvaltıya kadar zaman öldürmek için çatı katına çıkmıştım." Dedim.Bir süre sesizlik olduğunda bıkkınlıkla derin bir nefes alarak başımı kaldırdım. Tek kadını kaldırmıştı ve bana daha fazlasını istermiş gibi bakıyordu.Oflayarak sitem ettim, "Bunun nedeni mi olur? Merakıma yenik düştüm işte, çok net değil mi? Ne yapabilirdim?". Bana sen iflah olmazsın der gibi kehribar gözleri kısık bir şekilde baktı. Ellerimi teslim olur gibi yukarı kaldırdım, "Hey, tamam. Biliyorsun normalde böyle şeyler yapmazdım ama içimdeki sesi dinlemem gerekiyordu. Yani o zaman için öyleydi..." Derin bir nefes verdi ve ceketinin cebindeki sigara paketini çıkardı. İçinden bir dal alıp yakarken düz bir sesle konuştu,"Bu benim meselem Nazar. 'Sizlik' bir şey değil." Kaşlarımı çattım ve tam itiraz edecektim ki gözleriyle beni susturdu. "Hiç itiraz etme çünkü buna bulaşmayacaksın- bir süre duraksadı ve ardından düzeltti. -bulaşmayacaksınız. Hiçbiriniz." Sonunu gözlerini belerterek imayla söylemişti. Kollarımı göğsümde birleştirdim ve bir süre öfkeyle benim aksime rahatça sigara içen adama baktım. O ise bakışlarıma ve sorularıma karşılık vermek yerine sigarasını yere atıp ayakkabısının ucuyla ezerek çıkışa doğru yöneldi. O çıkış kapısından çıktığı anda öfkeyle sağ ayağımla zemine vurdum ve arkasından dil çıkarttım. "Bo bonom mosolom!" Diyerek onu taglid ettik ve sitemle konuşmaya başladım."Seni lanet adam! Eğer bu işe burnumu sokmazsam ben de Nazar Efnan Torgun değilim!" ________ __ 📸 ______ _____ __ __ ______ __Tabağımdaki patates kızartması ile bakışıyordum. Sonunda kahvaltı saati geldiği için kafetaryadaydık. Ben, Başak, Miraç ve Yaman aynı masada oturmuş kahvaltımızı yapıyorduk. Hakan da iki masa önümüzde, çaprazımızda umursamazca kahvesini yudumluyordu. Hâlâ o konuşmanın olayını öğrenemediğim için oldukça hoşnutsuzdum. Normalde de çok meraklı birisi olduğumdan bunu öğrenememek beni adeta içten içe beni yiyordu. Gözlerim tam karşımda oturan Miraç'a kaydı. Sanki önünden kaçıracaklarmış gibi ekmeğinin içine koyduğu patates kızartması, yumurta ve peyniri iştahla ağzına tıkıyordu. Ona nasıl bakıyorsam bana çillerle süslenen burnunu karıştırdı ve geniş omuzlarını silkerek karşılık verdi. Kızıl, uzun tutamları alnına değiyor, yeşil gözleri ise iştahla ışıldıyordu.Aklıma bir şey geldiğinden keyifle sırıttım. Çaprazımda oturan Başak bunu fark etmiş olacak ki 'ne oldu?' der gibi gözünü anlamsızca kırptı. Albino olması sonucu beyaz ve tonlarını kapsayan bir paleti vardı. Omuz üstü, küt, kısa saçları ve kaş üzeri kahkülleri vardı. Kahkülleri son zamanlarda oldukça uzamıştı ve bence onun duru güzelliğine bu daha çok yakışıyordu. Başak'a herhangi bir yanıt vermedim ve karşımda oturan Miraç'a eğilerek fısıldım. "Pişt! Baksana bir sen! Bir şey diyeceğim." Miraç yazılım öğrencisiydi ve bu konuda oldukça bilgiliydi. Hakan telefonda konuştuğu o kişiyle yüz yüze konuşmak istediğini ve konumu atıp onu bilgilendireceğini söylemişti. Miraç sayesinde o mesajlara ulaşabilirsem ne işler içinde olduğunu da bulurdum. Keyifle sırıttım.Miraç ağzındaki kocaman ekmeği yutmak için çabalarının ardından bana döndü. Kaşlarımı çattı ve homurdandı. "Biliyorum bu ses tonunu, bir şey isteyeceksin değil mi? Şimdiden söyleyeyim cevabım: hayır." Dudaklarımı büzdüm ve hayal kırıklığı ile omuzlarımı düşürdüm. "Ama ben sadece benim patateslerimi yemek ister misin diye soracaktım..." diye adeta bir Oscarlık oyunculuğuyla konuştum ve patates tabağımı onun önüne doğru ittim.Yanımda oturan Yaman kahvenin en koyu tonu olan öfkeli gözleriyle Miraç'a döndü. "Ne tersliyorsun lan kızı?" Miraç'ın Yaman'ın bu tepkisine ne diyeceğini bilmiyormuş gibi ağzını konuşmak için açıp kapamasına istemsizce sırıttım. Başak ise hafifçe gülüp bize göz devirmekle yetinmişti. O genellikle böyleydi. En küçüğümüz olmasına rağmen yirmi yaşındaki beni ve Miraç'ı ve hatta yirmidört yaşındaki Yaman'ın bile arkasını topladığı olmuştu bu ondokuz yaşındaki küçük kızın.Miraç bana ters bir bakış attı ve tıslar gibi ortaya konuşmaya başladı. "Sizin aranızda kendimi evin en küçüğü olduğu için sürekli ondan bilinen mağdur çocuk gibi hissediyorum. Evden benden ve evin küçük çocuklarından nefret ediyor." diye mırıldandı. Onun bu dediğine karşılık olarak "Yanlışın var. Konu ne olursa olsun senden ve benden biliniyor. Evren ikimizden de nefret ediyor sanırım." Diye ekledim.Miraç ile aynı anda birbirimize baktık ve gözlerimizi kaçırdık. Bunu iki defa daha tekrarladıktan sonra gülmeye başladık. Bizim gülüşlerimizin arasına Başak'ın masaya bıraktığı çatalın çınlaması katıldı. Ağzındaki lokmayı yutmasının ardından alayla söze girdi. "Hayır, kimse sizden durduk yere bir şey bilmiyor. Biliyorsa da bir sebebi vardır. Çünkü siz ikiniz bir avuç kaçıksınız." İkimize de laf geldiğinden dolayı hoşnutsuzca homurdandık. Yaman da başını olumlu anlamda öne ve arkaya sallayarak Başak'a katıldığını belirtti ve elindeki çatalı sertçe masaya koydu. Sandalyesinin arkasına yaslandı. "Başak haklı. Hiç öyle bakmayın siz gerçekten de bir avuç kaçıksınız." Kaşlarımı çattım ve ikisine de ters bir bakış attım. Onlar ise anlaşmış gibi aynı anda 'iyi iş çıkardık' dercesine ellerini çarpmışlardı. Miraç hoşnutsuzca homurdandı."Kardeşim, bugüne kadar ne yaptık da 'kaçık' durumuna düştük? Abartıyorsunuz!"Ona katıldığımı göstermek adına ben de hızlıca başımı onaylar bir biçimde salladım. Başak albino olduğu için beyaz denilecek kadar açık renk olan kısa, düşük kaşlarını havalandırdı. "Geçen ay protestoya katılıp karakolluk olduğunuzu da içine alarak mı söylüyorsunuz bunu?" Bu söylediğine bir cevabım olmadığı için alt dudağımı dişimin arasına sıkıştırdım ve gözlerimi kaçırdım.Yanımdaki Yaman'ın gür bir kahkaha atmasıyla aniden yerimden sıçradım bu ise onu daha çok güldümüştü. Kısa bir küfür savurup ters bakışlarımı ona yönlendirdim. Küfür etmemi umursamadan bana göz dağı verir gibi elini sertçe kısa, kahve saçlarına daldırdı ve konuşmaya başladı. "İşe yarar bir protestoya katılsanız her neyse, görmezden gelinebilir ama 'My Little Pony' figürlerinin üretiminin durmasına karşı bir protesto düzenleyip fakültedekileri de çeldirmeniz! Sanırım bunu hayatım boyunca unutmayacağım..." Miraç ve ben utançtan kırmızıdan mora dönerken durmadan devam ediyorlardı.Nazar, sen ne kadar rezilmişsin be kızım!iç sesim bile benimleyken 'cringe butonunu' arıyorken çevrem bana nasıl katlanıyordu acaba?.."Sicillerine işlediğinde Hakan'ın durumu temizlemeye çalışorkenki 'ben kötüysem siz beter olun' ayağında çektirdikleri ayrı bir konu zaten..." Sinirim bozulmuş bir şekilde tabağımdaki dilimli salatalıklardan birini Başak'a fırlattım. Havada yakalayıp gülerek ağzına attı.Gözlerimi karşımda oturan Miraç'a diktim ve bana bakmasını bekledim. Göz göze geldiğimizde ise sol gözümü yarım kırparak kafamı sola doğru eğdim. Mesaji aldığından başını hafifçe salladı ve kahvaltının başında ona uzattığım patates tabağını alıp iştahla ağzına tıkmaya başlamıştı.Onun bu görüntüsüne kıkırdadım ve kahvaltımı bitirdiğim için sanldayemi sertçe geriye çekerek ayaklandım. Kaşlarımı tekrar çattım ve karamel, belime kadar gelen tel tel dalgalı saçlarımı onlara doğru savurdum. Masamdaki tepsiyi bilerek masanın zeminine sürterek tiz bir ses çıkmasını sağlayarak kaldırdım. Yaman rahatsızlıkla ellerini kulaklıkların götürdü ve bana ters bir bakış attı. Bense onun bakışına karşılık olarak tek omzumu silkerek karşılık verdim. "Siz dost adı altındaki zorbalarla daha fazla aynı masada oturamayacağım. Ha birde tek bir açığınızı bulduğumda size bunları misliyle ödeyeceğimi de aklınızdan çıkarmayın." dedim ve oldukça havalı bir çıkış yaptım.Yani.. Bence öyleydi...Uzaklaşmadan önce Yaman'ın "Bu kaçık dediğini aynen yapmazsa ben de hiçbir şey bilmiyorum!" dediğini duymamla zafer kazanmış gibi sevindim.Evet! Havalı bir çıkış yaptığımı biliyordum!Dudağıma şuh bir gülümseme kondurdum ve tepsiyi kirlileri yerleştirdiğimiz alana koyup kafeteryadan çıktım. Arkamdanda Miraç geliyordu. Kafetarya kapısı benim çıkışım yüzünden çarpacakken Miraç tuttu ve yeşil gözlerindeki hınzır parıltıyla yanıma yanıma doğru ilerledi. "Ee şimdi ne halt yiyoruz bakalım? Dökül." Dudaklarım kıvrıldı. Şen bir kahkaha attım. Kahkaham koridorda adeta çınlamıştı. Bana dönen anlamsız gözleri umursamadan kaşları havada ne söyleyeceğini merakla bekleyen Miraç'ın koluna girdim ve ona sığınarak fisıldar bir tonda anlatmaya başladım. "Dün gece bir rüya gördüm ve bir daha uyumam zor olduğundan öyle hava almaya karar verdim. Biliyorsun, ilaçlarımın etkisi çoktan geçmiş oluyor ve belli bir süre geçmeden yenisini kullanamam." Anladığını gösterir gibi gözlerini kırpıştırdı.Ne o ne de ben göz temasını kesmeden 3. Kata çıkmak için merdivenleri çıkmaya başladık. Asansördense merdiven tercihimdi Miraç ise beni iyi tanıdığından hiç yadırgamamıştı."Çatı katına çıktım, tek olduğumu düşündüğüm için bir telefon sesi geldiğinde ister istemez yadırgadım ve bu kişinin Hakan olduğunu fark edince daha çok meraklandım. Beni biliyorsun zaten merakına yenik düşmeye oldukça meyilliyim ve öyle de oldu." Miraç boştaki elini alnına götürdü ve kısık sesle güldü. "Bunun devamında ne geleceğini gerçekten merak ediyorum... Ee, ne karıştırıyormuş bizim İhtiyar." Hakan'a 'İhtiyar' diye hitap etmesinin ardından çaktırmadan etrafımızı kontrol etti. Kimsenin olmadığını anladığından rahat bir nefes verdi.Az önce yaptığına göz devirerek alayla güldüm kolundan çıktım ve hafifçe onu sağa ittirdim. "Başlatma şimdi İhtiyara! Bir duysa altına edeceksinde neyse... Hararetli bir konuşma içindeydi. Takip ettirdiği biriyle ilgili konuştular. Ama ne konuştuğu kişiyi ya da babsettiklerini bilmiyorum. Bildiğim şey şu ki eğer bu konu oldukça önemli olmasaydı Hakan böyle tepkiler vermezdi..." Miraç bakışlarını gözlerimden ayırdı ve adımlarını yavaşlatarak tek bir noktaya odaklandı. Söylediklerimi kafasında toparlıyor olsa gerekti. Bir sürenin ardından konuştu. "Peki ne yapmayı düşünüyorsun? İpucu olarak değerlendirebileceğimiz bir şey var mı elinde?" Sorusuna hevesle başımı salladım ve hızlıca kendimi kontrol edemeden sesimi yükselterek konuştum. " Konuştuğu kişiye cümle arasında 'Kutay' diye hitap etti. Kutay diye birini tanıyor muyuz? Bizim ekipten olmadığını da biliyorum. Ayrıca... Ayrıca... O Kutay denilen adamın telefonuna yüz yüze konuşmak için konum gönderecekti?" Çok bağırdığımı fark etmiş olsa gerek ki onaylamaz bakışlarıyla söylenerek elini ağzıma kapattı. Ona ters ters baktım çekip devam ettim. "Diyorum ki... Eğer sen Hakan'ın mesajlarına ulaşabilirsen biz de ne olduğunu öğreniriz." Uzun koridorun ortasında durdum ve benimle aynı anda duran Miraç'a dönüp beklentiyle sırıttım. "Ee, var mısın? Yoksa kendi başıma mı halledeyim?" Dilini düşünür gibi damağında dolandırdı. Birden gülümsedi ve dilini damağına vurdu. "Birde soruyor musun? Dünden razıyım." Şen bir kahkaha attım ve aynı anda çarpmak için ellerimizi kaldırdık.
________ __ 📸 ______ _____ __ __ ______ __
Bölüm hak ettiği aldığında 2. Bölüm 🥶
Nazar?
Miraç?
Yaman?
Başak?
Küle?
Nazarın rüyasında gördüğü mavi gözlü, akyaz kadın? Bir anlamı olabilir mi?