Her zaman o gün ışığının altında mutlu bir aile olmayı seçtim. Kinden, nefretten ve bize zarar vericek herşey den kaçmayı amaçladım. Bu beni hayatımın en önemli kurallarıydı. Huzur içinde yaşamak ve zararsız bir dünya. Aile olmayı bildiğimiz bir yer.
Sorunlu insanlardan uzak durmak ve sevdiğine inanıp güvenmek. İşte bunlar yeterliydi benim için. Sabaha yakın gördüğüm kabusla hızla kalktım ve gerçekliğini kazandım. Komidinin üstünden aldığım sürahiyle hızla bardağı doldurdum. Yudumlarımı hızla bitirip yanıma baktım. Atlası yanımda göremiyince odadan çıktım hızla Arın'ın odasına gittim beşiğinde sessiz ve sakin bir biçimde uyuyordu. Bir anlık nefesle beraber mutfağa gittim. Atlas yoktu bu yüzden ona mesaj çekmek için odamdan telefonumu almaya gittim. Hızla mesajı yazdım ve güneşin doğmaya başladığını fark ettim. Bu yüzden Arın'ın kameradan kontrol edip tuvalete gitmek için hızla yan odaya girdim. İhtiyaçlarımızı giderdikten sonra yüzümü yıkadım ve banyodan çıktım. Üstüme günlük iş kıyafetlerimi giydikten sonra mutfağa gittim ve perdeleri aralayıp gün ışığının içeri girmesini sağladım. Kahvaltıyı hazırlamak için çay suyu koyup tekrar odama gittim. Makyaj masamın karşısına geçtim. O sırada gözlerimi kameraya çevirdim. Hayır bu benim başıma gelemezdi. Arın'ı kamerada göremiyince hızla ayağa kalktım ve odasına koşmaya başladım. Koşarken ebeveyn cihazını yani kamerayı yere düşürmemle ayağım kapıya çarptı ve acıyla kıvrındım. Hayır bunun zamanı değildi. Ayağa kalkıp Arın'ın odasına vardım. Beşiğinde içi bir yokun içindeymiş gibi boştu. Bağırmaya başladım ve odanın her bir yanına baktıktan sonra salona koştum aklıma gelen her yere baktım. O sırada telefonum çalmaya başladı ve hızlıca telefonu açtım.
"Alo Atlas nerdesin?!"sesim telaşlı ve titrek çıkmıştı.
"Ah! Sana söylemeyi unutmuşum bu gece önemli bir deney gözleminin sonuçlarına bakıyorduk. Senin sesin neden böyle?"merak edercesine sormuştu.
"Arın odasında değil, hiçbir yerde değil napıcağım Bilmiyorum gözlerim kararmış ve telefonu elimden düşürmüştür artık kendi sesime tahammülüm yoktu.
"Ne! Nasıl? Ben geliyorum bekle." telefonun kapanmasıyla ayağa kalktım ama tekrar düştüm sonra kapının yanından destek alarak tekrardan Arın'ın odasına gittim. Kabusun bir parçası olduğunu düşündüm çünkü bu gerçekti ve çok acıtmıştı.
"Arınn! Nerdesin oğlumm!"bağırmamla boğazımda yırtılma hissettim. Gözlerimden akan yaşlar hıçkırmama neden oluyordu. Ben mi iyi değilim? İyi bir anne olamadımmı? 11 aylık doğum için elimden geleni yapmıştım ama. Bunu kim yaptıysa kim hayatımın bu küçük parçasında bizi üzdüyse hesabını ona soracağım. Boğazımda oluşan yumru devam ederken kalbimde çarpmaya başladı sonra karnımda bıçak ağrısı hissederek kıvrandım.
Kapıdan gelen yumruklama hisleri ile hızla ayağa kalktım. Başım dönüyordu ve biri benim adımı bağırıyordu. Evet bu Atlas'ın sesiydi. Kapıyı açtığımda istemsizce Atlas'ın üstüne yığıldım. O ise beni hızla tutmuş ve yere oturtmuştu.
Kendimden çıkan sayısız ve durmaksızın olan hıçkırıkları duyunca kalbim hızlanmıştı. İçeriye Atlas'tan başka insanların girdiğini görünce polis olduklarını anladım.
Bize doğru yaklaşan beyaz giyinimli kadının az çok hemşire olduğunu anladım. Hızla önce su vermeyi denedi ama kabul etmeyince birşeyler hazırladı ve tenime geçirdi. Hıçkırıklarımı içime gömerken gözlerimde kapandı ve bundan sonrasını düşünmekten kendimi ali koyamadım. Sonrası boşluğun dibine doğru...